BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ahmet’i sözüyle vurdu

Ahmet’i sözüyle vurdu

Hüsmen ağa gülümsedi: -Ahmet pelvan! Ben sana yalnız pelvanım olmayı değil, oğlum olmayı teklif ederim. Ahmet şaşırdı: -Oğlunuz olmayı mı?



Hüsmen ağa gülümsedi: -Ahmet pelvan! Ben sana yalnız pelvanım olmayı değil, oğlum olmayı teklif ederim. Ahmet şaşırdı: -Oğlunuz olmayı mı? -Evet, Ahmet pelvan, oğlum olmayı. Duydum ki, çok küçük yaşta anne-babanı kaybetmişsin. Bu diyarlarda kimsen kalmamış. Böyle bir teklif beklemeyen Ahmet bocaladı. -Efendim, beni evlatlığa layık gördüğünüz için nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum. Ama ben buralarda durmamakta kararlıyım. Güleşi kendime meslek seçtim. Güleş beni nerelere götürürse gideceğim, hayat ırmağım, hep güleş vadisinde akacak. Görünen o ki bu vadi, beni buralardan çok uzaklara götürecek, belki de yabancı memleketlere. -Evladım işte ben de bunu sülerim. Hep güleşle uğraş. Çiftliğim, malım mülküm sana feda olsun. Koca Yusuf gibi bir pelvan olman için, her şeyimi senin yoluna sermek isterim. Ahmet, malını mülkünü kendisinin iyi bir pehlivan olması için ayakları altına seren ağaya nasıl cevap versin bilemedi, çare diye konuşması, onu daha da zor, çaresiz durumlara düşürmüştü: -Efendim. Teklifinizle... Kündeyle yenilmiş bir pelvan gibi oldum. Siz büle düşünürsünüz ama, çoluk çocuğunuz üzülür, onların istikbaliyle oynamış olursunuz. Ahmet sözleri, Hüsmen ağayı iyice neşelendirmişti, kahkayı koyverdi: -Te be Ahmet evladım. Ben de çoluk çocuk diye yalnızca bir kızım var. Onu da sana verdim gitti. Bülece yalnızca sözde değil Allah yanında da evladım olmuş olursun. Ahmet, tam manasıyla vuruldu: -Te be, Hüsmen ağam.. Ciğerparenize, en kıymetli varlığınıza beni layık görmeniz, evlatlığa kabul etmeniz benim için en büyük şeref. Ama ben çok uzun bir yolculuğa çıktım, yolum da şimdiden görebildiğim kadarıyla çok engebeli, aşılmazı çok zor uçurum ve engellerle dolu. Büle bir yolculukta, arkamda bana bağ olacak, mal, mülk, eş olmasın isterim. Bunlar bana ayak bağı olur. Hüsmen ağa, Ahmet’in teklifini reddetmesine şaşırdı, kızdı. Bir insanın böyle bir teklifi ret edebileceği aklının ucunda bile geçmiyordu. Hem de Ahmet gibi, kimi kimsesi kalmamış, bekar bir kişinin böyle bir teklife nasıl hayır dediğini anlayamıyordu. Pehlivanlıksa, onun iyi bir pehlivan olması için hem malını hem de kızını ona veriyordu. Böyle bir teklife nasıl hayır derdi. Yoksa, bu Ahmet deli miydi? Bütün kızgınlığına rağmen, Ahmet gibi birisini kaybetmek istemiyordu. ‘Hüsmen ağanın damadı Ahmet pelvan Kıkpınar birincisi olmuş’ sözünü duymak için her şeye razıydı, böyle bir gurura kavuşmak için diğer gurur vesilelerini ayaklar altına almalıydı. Ahmet’i kendi sözüyle bağlamak, vurmak için son bir ümitle konuştu: -Te be evladım. Eş, insana ayak bağı olmaz. Tam tersine, zorluklar karşısında ayakta kalmasını sağlayan gönül bağı, yürek kuvveti olur. Hakkında... Bu evliliğin hayırlı olup olmadığını nasıl bilirsin, düşünüp taşınmadan, danışmadan, istişare etmeden ve sünnet olan istihareyi yapmadan, hemen hayır demeden uygun mu? Hüsmen ağanın, evliliğin, hakkında hayırlı olup olmadığını nereden biliyorsun sözü Ahmet’i uyandırdı. Hüsmen ağa doğru söylüyordu. Ya Hüsmen ağanın kızı, evlenmesi gereken, elmanın ışıyacağı kızsa... > DEVAMI VAR
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT