BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Türkiye’den çılgın geçti...

Türkiye’den çılgın geçti...

Bill Gates gelişime ve değişime açıktır, yanlışlarını kabul eder, zararın küçüğünden dönmeye bakar. Günü kurtarmaya yanaşmaz, sektörün nabzını iyi tutar ve daima liderliğe oynar. Gücü var diye bilmediği işlere girmez, dikkatini dağıtmaz.



> İrfan Özfatura Geçen hafta Bill Gates ile yattık Bill Gates ile kalktık. Bilişim, yazılım, teknokent üzerine konuştuk ve öğretmenlere vaat edilen bilgisayarların tel maşa mı çelik kasa mı olduğunu tartıştık. Sahi gittiği ülkelerde devlet başkanı gibi karşılanan bu genç müteşebbis kimdir ve neler becermiştir? William Henry, sizin bizim bildiğimiz ismiyle Bill Gates avukat bir baba ile öğretmen bir annenin üç çocuğundan biridir ve bu veled zapt edilemeyecek kadar zekidir. Gategillerin hali vakti yerindedir, bu yüzden Bill, hep pahalı kolejlere gönderilir. Gelgelelim sarı saçlı, gözlüklü afacan Lakeside School’un altını üstüne getirir. Muallimlerin ona ağır bir ceza vermeyi düşündükleri günlerde Bill mektebin teleteybini keşfeder ve ortalıktan çekiliverir. Bu telefonla kiralanan ve verilen komutları bilgisayara gönderen daktilomsu bir alettir. Eğer bekleyecek kadar sabrınız varsa bilgisayardan gelen cevaplar yazıcının üzerindeki şeride kaydedilir. Hasılı tatsız, tuzsuz ve zahmetli bir meşgaledir ama Bill’i cezbediverir. Çilli çocuk “olamaz” denilecek kadar kısa bir sürede bir program dili (BASIC) öğrenir. İş çocuğu O günlerde (1960) bilgisayarlar çok hızlı gelişmekte ve değişmektedir. Bu yüzden bir ortamektep talebesi bilgisayar mühendisine fark atabilir. Zaten bu sahada dolanan meraklılar parmakla sayılmakta, herkes birbirini bilmektedir. Nitekim Information Systems adlı bir bilgisayar firması Bill’i keşfeder ve haşarı tıfıla “cihazları bedava kurcalamak” gibi karşı konulmaz bir teklifle gelir. Buna mukabil işçi bordroları için bir program yazmaları istenir. Bill ve onun gibi bir bilgisayar kurdu olan Paul Allen bu işi kolayca halleder ancak işi bitirdikleri gün önlerinde bir başka teklif görürler. Bir enerji santralı onlardan bilgisayarlı denetim yapmalarını talep eder. İki arkadaş geceli gündüzlü komputerlerin başına çöker, yemeden içmeden gün geçirir ve çok şey öğrenirler. Bu arada lise kör topal biter, ailesi Bill’i “adam olsun” diye Harvard’a gönderir. Ancak o vaktini bilgiişlem laboratuarlarında geçirir, kendisi gibi dağınık, kılıksız (ve mutlaka gözlüklü) arkadaşlar edinir. Üniversite’ye ne kadar uğrar bilemiyoruz ama Allen tam bir mektep kaçkınıdır. Milletin girmek için can attığı Washington Üniversitesini terkeder, vaktini Honeywell firmasının eşiğinde geçirir. Gates& Allen Co... İki arkadaş sıkça bir araya gelir ve elbette bilsayar üzerine konuşurlar. İşte o günlerde Popular Electronics dergisinin son sayısı ellerine geçer. Resimde gördükleri bilgiişlemci (Altair 8800) uzay çağının çizgilerini taşır ve hayli albenilidir. Bu cihazın ekranı ve klavyesi yoktur, ancak bir sürü anahtarı ve “bir sürü” kelimesiyle bile anlatılamayacak kadar lambaları vardır. Gelgelelim bu bilgisayara kumanda edebilmek zordur ve bu haliyle pazarlanması mümkün değildir. Hasılı herkesin anlayabileceği bir program yüklenmedikçe makine koca bir “hiç”tir. İki arkadaşın bu bilgisayarı satın alacak kadar paraları (400 dolar) olmadığı için dergideki resmine bakıp kaabiliyetini çözmeye çalışırlar. Sonra üstlerine vazife gibi bir köşeye çekilir, program hazırlarlar. İşleri bittiğinde heyecandan titreyen bir sesle firmayı ararlar. Cihazın mühendisleri onları ciddiye alır ve derhal tayyare biletlerini yollar. Ahbap çavuşlar ellerindeki programın işe yarayıp yaramayacağını bilmez, haliyle gergin ve kararsızdırlar. New Mexico’ya uçarken bile sistemi düşünür ne önlerine konan kekleri görür, ne de kolalarını yudumlarlar. Öyle ya makinenin resmine bakıp program yazmak tek kelimeyle deliliktir ve böyle bir çılgınlığı ancak onlar yapar. Onsuz bilgisayar nedir ki? İki arkadaş MİTS firmasını bulur ve ürke korka kapıyı çalarlar. Babaları yaşında mühendisler onları eşikte karşılar ve doğruca laboratuara alırlar. Allen hayatında ilk defa gördüğü cihaza programını yükler ve komutu verir. Cevap gecikmeden gelir “hazır!” İşte yazılım endüstrisi o an doğar. (15 Şubat 1975) Nitekim Altair için FORTRAN ve COBOL yazılımlarını tamamlar masaya koyarlar. Anlaşmaya göre iki akran programlarını Altair’e yükler ve cihaz başına 30 dolar alırlar. Bill ve Allen bu işten kısa sürede 16 bin dolar kazanır ancak kuruşuna dokunmadan bir firma (Microsoft) kurarlar. Paralarını son sentine kadar reklama yatırır, basit ama anlaşılır sloganı hafızalara kazırlar. “Microsoft: Onsuz bilgisayar nedir ki?” Hipy kılıklı milyarderler Düşünebiliyor musunuz berber önüne oturmayı unutmuş, iki bakımsız genç, dev gibi firmalar tarafından takibe alındıklarında henüz rüştlerini bile ispat etmiş değillerdir. Üstelik araba kiralamaya kalkıştıklarında kapıdan kovulacak kadar çocuk simalıdırlar. Oteller “babanızın haberi var mı bakayım” diye sorguya çektiği için ucuz pansiyonlarda sabahlar ve kıyasıya çalışırlar. Bill, bilgisayarların her geçen gün küçüleceğinin ama hızının artacağının farkındadır. Hal böyle olunca Altair’in tahtı sallanacak daha güçlü bilgisayarlar için yeni yazılımlar aranacaktır. Nitekim öyle de olur, onlar her çıkan markaya program hazırlar, piyasada boşluk bırakmazlar. Gelgelelim ürün kolaylıkla kopyalanabilir, bu yüzden telif hakları mevzuunda yaman bir savaş verir ve rakiplerini yıldırırlar. Artık işler birkaç uykusuz gecede hal olacak sınırları çoktaan aşmıştır, kendileri gibi bilgisayar hastalarını bulup yanlarına alırlar. Evet, bu işten milyon dolarlar kazanmak zor değildir ancak ciddi firmalarla çalışırlarsa... Sektörün önü açık Ve gün gelir IBM gibi itibarlı bir firmayla muhatap olurlar. IBM’in takım elbiseli, kol düğmeli, kravatlı ve sinek kaydı traşlı yöneticileri, bu kotlu, montlu, saçlı sakallı gençlerle bir araya gelince huzursuz olurlar. Ancak onları dinledikçe önlerindeki büyük ufkun farkına varırlar. Kravatlarını gevşetir, ceketlerini iskemlenin arkasına takarlar. Nitekim kağıtlar getirilir, imzalar atılır. Buna göre Microsoft, IBM için “üç ay içinde” bir işletim sistemi hazırlayacak ve bunun için 200 bin dolar alacaktır. En önemlisi de programın mülkiyeti ellerinde kalacaktır. Bill ve arkadaşları süre dolmadan programı hazırlar, götürüp önlerine koyarlar. “Quick and Dirty Operating System” (Hızlı ve Kirli İşletim Sistemi) Q-DOS büyük şov yapar ve tam 200 bin insan (disk sürücülü modeller için) 2235 dolar gibi bir ücret vererek IBM alırlar. Bill, parçalarını başkalarına yaptıran IBM’in diğer bilgisayar firmaları tarafından kolayca taklid edilebileceğinin farkındadır ancak kendi adına uyanık davranır. Nitekim diğer PC üreticileri (mesela Compaq) çıkardığı ucuz computerlerle IBM’in tozunu atarken, program konusunda Microsoft’a mahkum kalır. Bu hengamede daha çok bilgisayar satılır ve rekabet bizim ahbap çavuşlara yarar. Dahası Uzakdoğu’da üretim yapan bir çok firma onlarla anlaşma yapar ve MS-DOS satışları hayallerindeki rakamları aşar. Halbuki en az Bill kalitesinde bir programcı olan Steve Jobs, Apple için hazırladığı donanımları pazarlayamaz, bu işten para kazanamaz. Yükü omuzlayınca Microsoft piyasanın % 80’nine hitap ettiği günlerde Allen lenf kanserine yakalanır. Arkadaşı zorunlu istirahate çekilince yükü Bill Gates omuzlar. Aslında programcılar, işlerini bitirmeden rahatlayamayan, koltuklarına yapışıp kalan, karınlarını sandviç ve çerezle doyuran, zihnini acı kahveyle açan, montunu yorgan, klavyeyi yastık yapan ve anasını babasını, çoluğunu çocuğunu nadiren hatırlayan insanlardır. Bakın şu şansa ki ne kadar iş delisi varsa Bill’in peşinde dolanır. Ama o çok adamla uğraşmak yerine “az adamı çok çalıştırmaya” bayılır. Sadece 13 çalışanıyla 3 milyon dolarlık iş yapar. Lâkin teknoloji dur durak bilmez ve her yenilikle sektörün önü biraz daha açılır. Evet ciroları geometrik diziyle katlanmaktadır ama eleman sayıları da 1500’e varır. Bill, uzmanların sözünü dinler ve elmalarla, armutları (programcılarla, pazarlamacıları) birbirinden ayırır, herkes işine bakar. Bu arada rakipleri de boş durmaz, mesela Lotus Corporation “1-2-3” adını taşıyan kullanımı rahat ve hızlı bir programla ortalığı dağıtır. Bill altta kalmaz ne kadar bilgisayar hastası varsa biraraya getirir ve önce Excel’i sonra Windows’u çıkarır. Ardından “fare” gibi akıllara ziyan bir kolaylıkla kitleyi kazanıp tek kale maç yapar. Nihayet Apple Macintosh’lara da program satarak zaferini noktalar. Ancak şovun bu kadarı başına iş açar, Federal Ticaret Komisyonu onları “antitröst yasasına muhalefetten” (tekelcilikten) sorgular. Evet, firmayı dağıtmazlar ama lisans uygulamasından vazgeçmeye zorlarlar. Bill’in freni yoktur, diğer sektörlere de atlar. Meselâ PC kullananlar internet dünyasında dolanmaya başlayınca Microsoft Network ile America On-line’ı sıkıştırmaya başlar. Ardından NBC televizyonu ile ortaklığa girip MC-NBC’yi kurar. Gelgelelim o yine eskisi gibi yaşar, şahsi serveti bir çok ülkenin bütçesini geçtiği halde karnını ayaküstü lokantalarda doyurur, uçakların ekonomik sınıfından bilet alır ve çılgınlar gibi çalışıp sabaha karşı yatar. Zira dünya hızla değişmektedir ve iki günü bir geçen yarıştan kopar. Nasıl başardı? Bir kere Bill Gates paraşütle inmez, bulunduğu noktaya sürüne sürüne çıkar, mevzusunu çok iyi bilir ve kolay kolay kül yutmaz. Dolar milyarderi olmasına rağmen çalışır ve çalıştırır. Eblehleri yanına bile yaklaştırmaz, tembellerle hiç işi olmaz. Personelini 6 ayda bir hesaba çeker, sen ne ürettin diye sorar. Şirket binalarını kalabalıkla doldurmaz, aklındaki adamı bulamazsa yerini boş tutar. Elemanına sahip çıkar, ayrılanları takibe alır ve “nerde hata yaptık” diye sorar. Gelişime ve değişime açıktır, yanlışlarını kabul eder, zararın küçüğünden dönmeye bakar. Daima liderliğe oynar. Ancak gücü var diye bilmediği işlere girmez, dikkatini dağıtmaz. Evini şirket merkezi gibi kullanır, yatırımı yine işine yapar. Kendine uyku dahil 7 saat ayırır, bu yüzden kız arkadaşlarıyla yollarını ayırırlar. Paylaşmasını bilir, elemanlarına yüksek maaş yerine kârdan hisse verir. Mesela Steve Ballmer’i bu sayede 10 milyar doları aşan bir servetin sahibi yapar. Microsoft’un içinden en az on dolar milyarderi ve binlerce dolar milyoneri çıkar. Nitekim Bill Gates’in bir zamanlar % 66 olan hisse oranı % 11.5 düşer ama serveti artar. Anlaşılan o ki “dağıta dağıta kazanmak” gibi bir yol bulur ve bunu uygular. Eli sıkıdır, sineğin yağını çıkarır, mesela kiraladığı arabayı başkalarına da kullandırıp masrafı çıkarmaya bakar. Otopark ücreti vermekten nefret eder, ara sokakları dolanıp beleş yer arar. İmkanı olmasına rağmen yat kat hususi uçak almaz. “Milyarder gibi yaşarsam üretemem” der, liseli gençler gibi takılmaya bakar.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 102330
    % 0.75
  • 5.6417
    % -0.68
  • 6.3388
    % -0.56
  • 7.0609
    % 0.16
  • 261.162
    % 0.01
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT