BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sürekli batıya Macellan

Sürekli batıya Macellan

Bunlar meyhanelerden toplanan kaba saba insanlardır; kimi Almanca kimi Katalanca konuşur, bir kupa beleş şarap için babalarına bile kıyarlar.



Sürekli batıya giderek Hindistan’ı bulacağını iddia eden Macellan, İspanya Kral’ının desteğiyle hazırlıklarını tamamlar. Ambarları çuval çuval peksimet, fıçı fıçı sardalye ile doldururlar. Yanlarına mal takası için ayna, çıngırak, makas ve boncuk alırlar. Sonra gülle, mızrak, zırh, miğfer filan... Macellan kansız keşif olmayacağını bilir, işini kış tutar. Neyse Saray ve Kilise avuçlarını ovarken 5 gemi yola çıkar. En büyüğü 120 tonluk “San Antonio”dur. Triniad, Concepcion, Victoria ve Santiago ise mavnayı andırırlar. Tayfalar içinde her milletten maceracılar vardır, seyir defterini saf ve toy bir İtalyan (Antonio Pigafetta) tutar. Bu minik filo 20 Eylül 1915’te San Lucar’dan demir alır. Macellan adamlarına güvenmez, kaynı Duarte Barbosa ile kafa kafaya verip çetesini kurar. Diğerleri de ayrı baş tutar, Piskoposun yeğeni Juan de Cartagena’nın etrafında toplanırlar. Malum böylesi deniz seferlerinde birçok bilinmeyen vardır, zamanla sinirler laçkalaşır ve her kafadan ayrı bir ses çıkar. Halbuki Macellan zihnindekileri ayak takımıyla paylaşmaz, inandığında inatçıdır, doğru bildiğinden şaşmaz. Görünüşe bakılırsa tuttuğu rota vakit kaybettirmektedir ama uyanık kaptan Portekizlilerle karşılaşmaktan kaçar, yolun uzamasını umursamaz. Yılanın başını... Macellan gizli direnişin farkındadır, alttan gelmenin kazandırdığı tecrübe ile yılanın başını küçükken ezmeye bakar. Juan’ın damarına damarına basar ve itiraz etmesini sağlar. Adamı neye uğradığını anlayamadan zincire vurdurur, akrabası De Coca’yı kaptan yapar. Dile kolay aradan 98 gün geçer ve gemiler farklı yapılarda olmalarına rağmen birbirlerinden kopmaz, bata çıka Brezilya’ya varırlar. Rio Körfezi’nde kârlı takaslara girişir, bir tarak karşılığında sandallar dolusu şeker kamışı alırlar. Bu arada sağa sola haç çakar, yerlileri Hıristiyan olmaya zorlarlar. Macellan sürekli güneye iner, bir ara la Plata Nehrini aradığı boğaz sanır ama sular tatlanınca uyanır ve girdiği kanalın akarsu olduğunu anlar. Şubat’ta San Mateo Körfezi’ne, Nisan’da San Julian limanına ulaşırlar. Ortalık can sıkacak kadar ıssızdır, arazi çoraklaşmaya gündüzleri kısalmaya başlar. Fok ve ayı balıklarını da saymazsanız yaprak kıpırdamaz. Havalide yaşayanların tabanları kalınlaşmıştır, papuca ihtiyaç duymazlar. Bu yüzden yörenin adını Patagonya (koca ayaklılar ülkesi) koyar. Macellan onları hediyelere boğar ve pırıl pırıl parlayan kelepçeleri ayaklarına takmak isteyip istemediklerini sorar. Yerliler denileni yapar ve tutsak olurlar. Güney yarım küresinde kış sertleşince ister istemez demir atar, aylarca kasvetli körfezde oyalanırlar. Ancak yola kestirmeden zengin olma hayaliyle çıkan ipten kazıktan dönme adamlar sükunetten sıkılırlar. İş güç olmayınca birbirleriyle uğraşır, fitne kaynatırlar. Macellan kimisinin kafasını koparır, kimisini karaya yollar, evet zor olur ama kontrolü elinde tutar. Bu arada civarı keşfetsin diye yollanan Santiago gemisi batar. Halbuki aradıkları boğaz az ötelerindedir, hemen yanıbaşlarında. Nitekim Güney Amerika’nın en uç noktasına ulaşırlar. Bir fiyord sandıkları boğaz ansızın genişler ve Büyük Okyanus olanca haşmetiyle karşılarına çıkar. Başını Kaptan Mesquita’nın çektiği grup bu dipsiz ummandan çekinir ve dönmeyi arzular. Macellan San Antonio gemisini onlara verir, gerisin geri yollar. Bir başka rivayete göre tekneyi ele geçirir ve İspanya’ya kaçarlar. Macellan kalanlarla Okyanusa vurur, yelkenini batıya açar. Deniz beklediğinden de sakindir bu yüzden adını Pasific (pasif deniz) koyar, (demek fırtına çıksa Dinamic koyacak). Gelgelelim rastladıkları adacıklarda ne insan ne de hayvan yaşar, ne sebze, ne de meyve bulurlar. Dengesiz beslenme yüzünden iskorbüte yakalanırlar. Damakları dökülür, dişleri kazma gibi açığa çıkar. Bu hengamede 20 tayfa ölür, bacaklarından tuttuklarını deryaya atarlar. Su fıçıları leş gibi kokar, sardalyeler çürür, peksimetler kurt fıkırdar. Tayfalar yakaladıkları fareleri şişe geçirip kızartırlar. Balıktan yana bile şansları yoktur, 110 gün kösele kemirir, süpürge otuyla açlık yatıştırırlar. Habire serap görür palmiyeli adalarla karşılaştıklarını sanırlar. Nitekim Filipinler’e varır (6 Mart 1521) ve 20 aylık sıkıntının acısını yerlilerden çıkarırlar. Bu nasıl bir öfkeyse, zevk için insan avlar, gürleyen sopalarla kurşun yağdırırlar. Yağma, tecavüz alır başını gider, sırtlanlar gibi saldırırlar. Hurrraa yağmaya! Macellan’ın kölesi Enrigue yerlilerin dilinden birkaç kelime anlayınca, Molük adalarına vardıklarını sanır, burada mola kararı alırlar. Mahdut zamanda azami malı kaldırabilmek için insanlıktan çıkar, hırsızlığın uğursuzluğun kitabını yazarlar. Muhtemel hazinelere ulaşabilmek için üç vardiya işkence yaparlar ki şimdiler de buna “soykırım” diyorlar. Bunca zulümden sonra mıntıkaya Ledranos (hırsız) Adaları gibi tuhaf bir ad takar ve uzaklaşırlar. Ardından Cebu’ya yaklaşırlar, Kabile lideri Humoban top seslerine aldırmaz. Limana girmek istiyorlarsa transit ücreti ve gümrük ödemeleri gerektiğini söyler, kibarca İspanya bayrağını tanımadığını açıklar. Ancak seyyar tüccarlar Santiago haçı taşıyan gemicilerin ne kadar kan dökücü olduklarını hatırlatır, zırhlı bir silahşörü öldürmenin zorluklarından, topların nasıl yıkıcı olduğundan dem vururlar... Öyle ya bunlar Kalikut’u, Malaka’yı soyup soğana çevirmiş, direneni katletmiş, teslim olanı küreğe çakmıştırlar.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT