BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İşte bizi yakan üslup

İşte bizi yakan üslup

Türkiye - İsviçre maçının ardından FIFA Disiplin Kurulu’nun kestiği ağır ceza sonrası Türkiye’deki herkes gibi ben de yıkılmıştım.



Türkiye - İsviçre maçının ardından FIFA Disiplin Kurulu’nun kestiği ağır ceza sonrası Türkiye’deki herkes gibi ben de yıkılmıştım. İnsanı şoke eden o gece, yangına körükle gitmeyen, sağduyu ile bir çıkış yolu gösteren aklı selim bir kişiyi dinlemek adına kanallar arasında dolaşıyordum. İşte buldum dedim. Togay Bayatı konuşuyordu. Çok sevip, saydığım değer verdiğim biriydi. Daha bir dikkatle dinledim. O da ne? Kulaklarıma inanamadım. İnanamadım çünkü, ‘’Bu olaylar onun döneminde olmadı mı? Neden o adam hâlâ oralarda?’’ diye öfkeyle Futbol Federasyonu eski Başkanı Levent Bıçakçı’ya hesap soran kişi değerli bir spor adamıydı. Kulladığı üslup ve ses tonu bir spor adamından çok sokaktaki bir fanatiği çağrıştırıyordu. Üzüntüm bir kez daha arttı. Çünkü, Bayatlı bu ülkede ‘’spor’’ ve ‘’spor adamlığı’’ kavramını çok iyi bilen bir kaç kişiden biriydi. Ömrünün dörtte üçü sporun içinde geçmişti. Sadece Türkiye’yi değil, dünyayı da çok iyi tanıyan biriydi. Yıllarca Türkiye Spor Yazarları Derneği ve Dünya Spor Yazarları Birliği Başkanlığı yapmıştı. 20 yılı aşkın süredir de Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi’nin üst yönetimindeydi. Sonra TMOK Başkanı oldu ve halen de bu görevi yürütüyor. Bununla birlikte hani her 4 yılda bir dizlerimizi dövdüğümüz, ‘’Bize niye vermediler?’’ diye kahrettiğimiz olimpiyat yarışlarının, yani İstanbul Olimpiyat Hazırlama ve Düzenleme Komitesi’nde en etkin görevleri üstlenmiş biriydi. Yani, bu tür öfkeli yüklenişlerin bir insanı nasıl üzdüğünü bilecek kadar tecrübe sahibiydi. O yüzden kullandığı üslubu benim tanıdığım Bayatlı’ya yakıştıramadım ve kendi kendime ekran başında söylendim: ‘’İşte Türkiye’yi bu üslup yaktı!’’ Başarı ve başarıya giden yolları, insan ve kültür kavramlarının ne anlama geldiğini bilecek kadar zeki ve duygusal davranmayacak kadar tecrübe sahibi olması gereken bu kişinin kendisi gibi değerli bir spor adamına yüklenmesi hakça değildi. Yangına körükle giden o üslup sahibine birileri de çıkıp, ‘’Ey başkan... Senin, İkitelli’de inşa ettirdiğin ama bir türlü aktif hale getiremediğin Olimpiyat Stadı’nda Şampiyonlar Ligi finali organizasyonunu başarıyla yapan kişi, yüklendiğin kişi’’ derse Bayatlı ne cevap verir? Yine birileri çıkar da, ‘’Ey başkan, milyon dolarlar 2000’den beri İstanbul’un bir olimpiyat organizasyonuna ev sahipliği yapması için sizin tasarrufunuza veriliyor, peki Türkiye yıllardır bu yarışı neden kaybediyor?’’ diye sorarsa Bayatlı ne cevap verir? Kriz yönetimini bilmek Bu ülke kriz yönetimlerinde sınıfta kalmıştır. G.Saray - Juventus maçı bunun bir örneğidir. Cumhurbaşkanı’nın dönemin başbakanına Anayasa kitapçığı fırlatmasıyla başlayan kriz ortamının kötü yönetim sebebiyle Türkiye’ye kaç milyar dolarlara mal olduğunu ekonomistler yazıp anlatmaktadır. İsviçre - Türkiye maçı öncesi ve sonrasıyla hatta devam eden süreciyle bu ülkede yöneticilik yapan herkes için “kriz yönetimi” ve bir kere daha sınıfta kalmamak adına büyük bir derstir. Körükçü medyası Bu ülkede kimse bana spor medyasının varlığından söz etmesin. Bu ülkede spor medyası olsaydı Türkiye - İsviçre maçında yaşananlar ve FIFA’nın kestiği, ‘’Haddini bil’’ demeye varan şu ağır cezalara Türk sporu muhatap olmazdı. Bugün ‘’Organize İşler’’ diye manşetler atan spor medyası, Condrad Otel’deki toplantıyı ceza aldıktan sonra değil, o gün seslendirir ve ‘’Durun, ne yapıyorsunuz? Bu ülkeyi dünyada rezil mi edeceksiniz?’’ diye hesap sorar, mani olurdu. Bu ülkede gerçekten spor medyası olsaydı, sporun her dalında yaşanan onca yolsuzluk, doping ve skandala seyirci kalmazdı. Bu ülkede gerçekten spor medyası olsaydı, sayfalar çarşaf çarşaf, ekranlar saatlerce futbol dedikodularıyla dolmaz, sporun her dalındaki yarış, organizasyon ve performans değerleriyle, şeref kürsüsüne çıkan sporcu ve spor adamlarının renkli başarı öyküleriyle dolardı. Uzatmayalım, bu ülkede gerçekten spor medyası olsaydı, F.Bahçe Başkanı sayın Aziz Yıldırım TSYD Genel Başkanı’na ‘’Bak bu tribünlere şunlar şunlar girer, şunlar şunlar giremez’’ diye akıl vermez, o TSYD Genel Başkanı, F.Bahçe Başkanı’na ‘’Türkiye’nin en önde gelen kulübü neden Avrupa’da yok?’’ diye hesap sorardı. Maalesef bizim spor medyası bugünkü haliyle yangına körük çeken körükçü konumunda!..
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT