BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kızılelmayı tamamlamışlardı

Kızılelmayı tamamlamışlardı

Ahmet nereden bilsindi ki, asıl erkekler, asıl Koca Yusuflar, Kara Ahmetler ağlamalıydı. Koca Yusuf, Ahmet’i merdivenlerin yanına oturttu. Kocaman elleriyle beceriksizce gözyaşlarını sildi, elini Ahmet’in omzuna koydu, koca bir dağ yaslanmışçasına:



Ahmet nereden bilsindi ki, asıl erkekler, asıl Koca Yusuflar, Kara Ahmetler ağlamalıydı. Koca Yusuf, Ahmet’i merdivenlerin yanına oturttu. Kocaman elleriyle beceriksizce gözyaşlarını sildi, elini Ahmet’in omzuna koydu, koca bir dağ yaslanmışçasına: -Yusuf ağanın ağlamasına şaştın değil mi. Şaşma Ahmet’im. Hele dinle. Beni bir anda on bir yıl öncesine götürdün. Osmanlı-Rus Savaşı başladığında en büyük isteğim, Osmanlı’nın, Türko ğlunun yüz akı Osman Paşa’nın yanında savaşmaktı. Ama o kadar gayret etmeme rağmen kısmet olmadı. İki yıl boyunca, bu harbin utancını, acısını bütün hücrelerimde hissettim. Bu bozgundan kendimi de suçlu gördüm. Ve her hissedişte de Osman Paşa’nın yanında savaşmanın hasretiyle biraz daha yandım. Eğer, Osman Paşa’nın yanında savaşsaydım, sanki utancım, acım, azalacak gibime geliyordu. Neyse... Bunları konuşuruz, şimdi kalkalım, daha fazla dikkat çekmemek için. Hem yürüyelim hem de bana anlatırsın, Hikmet Dede’yi, başından geçenleri. Koca Yusuf, Ahmet’e batıyı işaret etti. -Sana bir şey göstermek istiyorum. İyi bak. Ahmet dayanamadı: -Kızılelmayı mı? Koca Yusuf, Rus kurşunu yemiş gibi sarsıldı: -Sen kızılelmayı nereden bilirsin? Ahmet, gülümsedi: -Hikmet Dede’m öğretti. -Tabi ya. Hikmet Dede’nin yetiştirdiği yiğidin, Sarı Saltuk Tekkesi’nde kalan kimsenin, kızılelmayı bilmemesini imkan mı var? Hakkını helal et, düşünemedim. Koca Yusuf, Ahmet’i kolundan tuttu, kaldırdı: -Gel Ahmet’im. Kızılelmayı daha yakından görmek için Meriç kenarına gidelim. Dönüşte de Gülşeni Dergahı’na güller şeyhi İbrahim efendiye uğrayalım, hayır duasını alalım. Yusuf ve Ahmet, Arasta çarşısından geçtiler, Eski Camii’nin yanından Meriç’e doğru yürüdüler. Yusuf, sordu, Ahmet anlattı, her şeyi, Hikmet Dede’nin verdiği, kızılelmayı, vasiyeti, Plevne’de, Adakale’de geçen günleri, her şeyi, kızılelmayı aramağa çıkışını, güreşi kızılelmayı bulmakta bir vesile görüşünü. Anlattı, öz ağabeyine anlatırcasına. Anlattıkça yükünün hafiflediğini, göğsünün genişlediğini, yük olarak gördüklerinin bu genişleyen göğüste nokta gibi kaldığını fark etti. Hem anlattılar hem de yürüdüler, Meriç üzerinde, batıda batmakta olan kızılelmaya doğru, Koca Yusuf elmanın bir yarısı, Ahmet de diğer yarısı olmuşlar ve ikisi bir araya gelerek kızılelmayı tamamlamışlardı. * * * -İşte burası, Selim’in mezarı. Her ne kadar Selim’in mezarı diye tek mezar söylenirse de iki mezar vardır. Arkadaşı Ali de buraya defnedilmiş. İki şehidin defnedildiği yerden Kırkpınar kaynamış ve bu şekilde Kırkpınar güzelliği doğmuş. Yiğidim, Kırkpınar için efsane diyorlar. Doğru, Kırkpınar efsane ama, nasıl bir efsane. Tarihi ve coğrafi hakikatlerle tam bir uyum içinde olan ‘gerçek bir efsane’. -Yusuf ağam, Kırkpınar efsanesini sizden dinleyebilir miyim? Daha önce dinledim, ama yarım yamalak, kulaktan dolma... 1888’in Kırkpınar güreşlerinde Koca Yusuf başta, Kara Ahmet ise büyükortada birinci olmuşlardı. Güreş sonrası, gelenek olduğu üzere, kispetleriyle dua için Selim’in mezarı başına gelmişlerdi. > DEVAMI VAR
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT