BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Türkiye vazgeçilmez (ABD’li Gözüyle TÜRKİYE-2-)

Türkiye vazgeçilmez (ABD’li Gözüyle TÜRKİYE-2-)

Hem bulunduğu coğrafi konumu itibariyle hem de bütün dünyaya gösterilebilecek model bir Müslüman ülke olması sebebiyle Türkiye, ABD için vazgeçilmez bir müttefik...



> Hazırlayan: Batuhan Yaşar * Harvard Üniversitesi’nden Prof. Gökhan Hotamışlıgil, TGRT Ankara Haber Müdürü Batuhan Yaşar’a; “Türkiye’nin Avrupa’yla ortaklığı, ABD ile ilişkilere zarar vermemeli” yorumunu yapıyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde sürdürdüğümüz gezide aklımıza sürekli şu soru geliyor; “Türkiye ile ABD stratejik ortak mı, yoksa alelâde birer dost mu?” Colombia Üniversitesi Uluslarası İlişkiler Bölümünden Prof. David Cuthell’e göre müttefiklik ilişkisi değişmedi. Fakat anlaşılması gereken çok önemli bir ayrıntı var. Prof.Cuthell, “Şunu unutmayın; bu, eşit iki ülke arasındaki bir müttefiklik ilişkisi değil. Bir süper güç ile, Türkiye’nin arasındaki ilişki. Irak savaşı sürecinde de zaten dinamikler değişti. Ama 70 milyon nüfuslu bir ülke, ABD’nin her zaman ilgi alanıdır” yorumunu yapıyor. Avrupa mı, ABD mi? Türkiye artık Avrupa Birliği ile ciddi bir nişan süreci yaşıyor. Haliyle bu durum, Washington ile ilişkilere de farklı bir perspektif kazandırıyor. Bu süreçle birlikte hep şu sorulmaya başlandı: Avrupa mı, ABD mi? Kimilerine göre Türkiye’nin ABD ve Avrupa gibi alternatif belirlemeye ihtiyacı yok. Kimilerine göre ise; “Acaba Ankara, Brüksel’e yaklaştıkça Washington’dan uzaklaşıyor mu?” Gelinen noktada bu soruya da cevap aranıyor.Harvard Üniversitesi’nden Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil; Türkiye’nin, artık uzun vadeli ortaklığını Avrupa ile gerçekleştireceği konusunda kararlılığını gösterdiğini belirterek, “Ancak bu ciddi ortaklığın arasında yerimizi ararken; elimizde var olan, yani ABD ile olan güçlü bir ilişkinin zarar görmesine de asla izin vermemeliyiz” uyarısında bulunuyor. Stratejik ve Uluslar arası Araştırmalar Merkezi’nden Dr. Bülent Ali Rıza da, Türkiye’nin AB’ye fazla yaklaşmasının mutlaka Türkiye-ABD ilişkilerini etkileyeceğini vurgulayarak şöyle devam ediyor: “Artık Türkiye-ABD ilişkilerini, AB’den ayrı bir boyutta düşünemeyiz. Fakat, diyelim ki; ABD’nin dışında, Türkiye-AB ilişkilerinde bir kötüleşme olur. Kimsenin istemediği soğuk bir döneme girilir. O zaman Türkiye, batı dünyasıyla stratejik ilişkisinin devam etmesi için mutlaka Washington’la ilişkilerini iyi tutmak durumundadır.” Harvard Üniversitesi’nden Dani Rodrik ise, Dr. Bülent Ali Rıza’dan farklı düşünüyor. Her ikisi de faydalı Ona göre Türkiye, Amerika ve Avrupa Birliği üçlü ilişki sistemini bir tahterevalli, yani ters orantılı bağlantıyla değerlendirmek yanlış. “Aslında böyle bir tercih söz konusu değil. Türkiye bir yandan ekonomik olarak AB’nin bir parçası olmak zorunda. Öte yandan ABD ile stratejik ilişki içinde olmak zorunda. Türkiye, AB’den ekonomik olarak elde edebileceklerini hiçbir zaman ABD gibi uzak bir ülkeden elde edemez. Bunları birbirine karşı stratejiler olarak görmek doğru değil” diyor Rodrik...Türkiye ile Avrupa Birliği arasında zaman zaman yükselen tansiyon Washington’un da dikkatini çekiyor. ABD Stratejik ve Uluslararası Araştırma Merkezi konuyu yakından takip etmesinin yanında, geleceğe dönük öngörülerde de bulunuyor. Merkezin önemli isimlerinden John Alterman, “Avrupa Hristiyandır. Türkiye AB’ye üye olursa Müslümanlarla doğrudan temas imkânı artar. Türkiye’nin üyeliği Müslüman göçünü artırır. Ama Avrupa, bununla sonuna kadar mücadele eder. Çünkü kendi geleceğini düşünür. Kendi perspektifinde de haklıdır” şeklinde görüş belirtiyor. Bütün görüşler bir yana; Türkiye, hem ABD hem de AB için farklı gerekçelerle de olsa vazgeçilmez görünüyor. > PKK’ya operasyon ne zaman? ABD-Türkiye ilişkileri hiçbir zman bu günkü gibi çok bilinmeyenli bir denklem haline gelmedi. İş, bilinmeyenleri çözmeye gelince karşılıklı çıkarlar ön plana çıkıyor. Ankara sabırsızlıkla Washington’un PKK konusunda adım atmasını bekliyor. Türkiye ile ABD arasındaki ilişkiler Ankara’dan bakıldığında farklı, Washington’dan bakıldığında farklı görünüyor. Ankara’nın gündemindeki birinci madde, PKK’ya yönelik operasyon. Washington’un gündemindeki birinci madde ise Irak’ın bir an önce güvenliğinin sağlanması. Georgetown Üniversitesi Politik Bilim ve Uluslararası İlişkiler bölümünden Prof. Ersel Aydınlı; “ABD’nin Irak’ta içine düştüğü durum öyle karışık bir hal almış ki, Washington istese de PKK konusunda Türkiye’ye yardım edemiyor” şeklinde konuştu. Adım atabilirler Dr. Bülent Ali Rıza ise, “Sen kalkıp Afganistan’a ve Irak’a terörizmi kurutmak için gidiyorsun; Türkiye’de her gün can kaybına yol açan terörizmi kurutma konusunda adım atmıyorsun! Bu tutum, ABD’nin Türk kamuoyunda itibar kaybetmesine neden oluyor?” diyor. Dr. Bülent Ali Rıza önümüzdeki süreçte Amerika Birleşik Devletleri’nin PKK ile mücadele konusunda bir takım jestler yapacağına da inanıyor. Ama bunun Türkiye’yi tatmin edip etmeyeceğinden emin değil. Ona göre; bu noktaya geldikten sonra ABD’nin hiçbir şey yapmaması kötü sonuçlar doğurabilir, ancak Washington PKK’nın Kuzey Irak’taki kökünü kazıyacak bir adımı, dengeler çok hassas olduğu için atamacayak. Stratejik ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi Ortadoğu Program Müdürü John Alterman da, PKK’nın Amerikan hükümeti tarafından desteklendiğine kesinlikle inanmadığını ifade ediyor. Ankara haklı Kongre üyesi Henry Waxman; Türkiye’nin bir yandan Kuzey Irak’taki Kürt faaliyetlerinden, bir yandan da topraklarına sıçraması muhtemel tehlikeden endişeli olduğuna dikkat çekerek, “Terörist saldırılardan etkileniyor ve haklı olarak Washington’la işbirliği yapmak istiyor. Ankara yaptığı terörle mücadele çağrısında yerden göğe kadar haklı” değerlendirmesini yapıyor. > Hükümetiniz başarılı Yıl 2001, aylardan Ocak... Kimine göre bir Anayasa kitapçığının fırlatılmasının tetiklediği, kimine göreyse zaten ertelenen bir ekonomik kriz Türkiye’yi derinden sarsıyor. İşte tam o dönemde Washington’dan Ankara’ya yardım eli uzanıyor. IMF ve Dünya Bankası muslukları açılıyor. Harvard Üniversitesi’nden Prof. Dani Rodrik, “Türkiye artık benzer bir kriz yaşamaz” yorumunu yapıyor ve ekliyor: “Bundan önceki krizler, ödemeler dengesi krizi şeklinde ve döviz kurunun baskı altında tutulduğu dönemlerde karşımıza çıkmış. Ancak Türkiye şu anda dalgalı kur politikası izliyor. Bu yüzden dövizin aşırı değerlenmesi için müdahale edilmesine gerek yok. İki üç yıl öncesine oranla önemli ilerlemeler var. Bence sokaktaki insan ne kadar az ekonomiden konuşursa istikrarın ispatı olarak ortaya çıkmaktadır. Türk ekonomisi konusunda ben çok ümitliyim. Çünkü en zor zamanlarda bile özellikle özel sektör öyle bir dinamizm gösteriyor ki; bu, Türk ekonomisi hakkında kısa vadede daha iyimser olmamızı sağlıyor.” Ekonomik istikrarın Türk hükümetinin kararlılığı ve başarısından kaynaklandığını da vurgulayan Prof. Rodrik, “Başbakan Erdoğan ve AK Parti hükümetinin politikaları genelde başarılı olmuştur. Erdoğan hükümeti başa gelmeden epey endişeler vardı. Deneyimsiz bir hükümetti. Ekonomiyi nasıl yöneteceği konusunda bazı şüpheler vardı. Genelde bunlar gerçekleşmedi. O nedenle iyi bir yönetimin ortaya çıktığını düşünüyorum.”Türk ekonomisi artık sıkıntılı dönemlerini atlattı ve yepyeni bir döneme yelken açtı. Bu perspektif yalnız Türkiye’den değil. Amerika’dan da rahatlıkla görülebiliyor. İki-üç sene önce enflasyonun yüzde 10’un altına düşeceği ve ekonominin son bir-iki yıldaki kadar büyüyeceği söylenseydi, bunlara çoğu insan inanmazdı, bu da gelinen durumu gösteriyor. O anlamda gidiş gayet iyi görünüyor. > Tezkere sıkıntısı Ankara’nın Washington ile ilişkileri soğuk savaş döneminden sonra oldukça inişli-çıkışlı bir seyir izledi ve 1 Mart tezkeresiyle Türkiye ile ABD arasındaki ipler gerildi. İşte bundan sonra herkes Türkiye ile ABD ilişkilerinin hangi eksenlere oturacağını merak ediyordu. İlişkilerde bir belirsizlik olduğunu düşünen Dr. Bülent Ali Rıza; “1 Mart oylamasından sonra bu belirsizlik ortaya çıktı. Şu an iki tarafta da, ilişkinin ölçüsünün ne olduğu konusunda bir mutabakata varamamanın problemi yaşanıyor. Belirsizlik devam edebilir. Uluslararası ilişkilerde bundan sonraki dönemin nasıl olacağı hiçbir zaman belli olmadığı için, hiçbir ittifakın da eskisi gibi devam edeceğini söylemek mümkün değil” şeklinde görüş belirtti. 1 Mart tezkeresinin, Türkiye’de demokrasinin işlediğini gösterdiğini belirten Senatör Henry Waxman AXMAN da; “Sivil hükümet, ABD’nin Irak işgalinde kendi hava sahasını kullanmasına izin vermedi. Türk halkı da bunu istiyordu zaten. Türkiye batının parçası ve Müslüman dünyada örneği olmayan bir demokrasi. Hatta bence Ortadoğu’daki tek demokrasi” diye konuştu. 1 Mart 2003, kuşkusuz Türkiye-ABD ilişkileri açısından bir milât niteliğinde. O gün Türk Parlamentosu, muhtemel Irak savaşında ABD ile tam bir işbirliğini reddediyor, üslerin kullanımına izin vermiyordu. Kimine göre bu durum bir hayal kırıklığı, kimine göreyse özgür parlamentonun verdiği karar. Ne denirse densin, 1 Mart tezkeresinin Türkiye-ABD ilişkilerine etkisi sanıldığından da büyük oldu. > YARIN: 11 EYLÜL’ÜN ARDINDAN...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT