BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Castırı Castırı Cas...

Castırı Castırı Cas...

Artık tadı kaçtı. Olurdu ama bu şekilde de körün gözüne bir de parmak sokmak olmazdı. Sezonun başından bu yana olmakta olanların hangi birini sıralayacağımızı, “bunca hataya mazhar olan” takım bile bilemiyor.



Artık tadı kaçtı. Olurdu ama bu şekilde de körün gözüne bir de parmak sokmak olmazdı. Sezonun başından bu yana olmakta olanların hangi birini sıralayacağımızı, “bunca hataya mazhar olan” takım bile bilemiyor. Onların bile tadı kaçtı. Bir tarafın lehine olan hatalara “amenna” diyeceğiz ama üstüne diğer tarafın aleyhine olanlar eklenmez ise. Bunlar, bir veya bilemedin iki kere olursa. Ancak, sezonun başından beri olup durmaktalar. Her şeyi tıkırında gösterilen Fenerbahçe lehine olanlardan biri olmamış olsa, her şeyin “arızalı” gösterildiği Galatasaray’ın aleyhine olanlardan biri bile olmamış olsa, şu ligin tepesindeki manzara çok daha farklı olmaz mıydı? Hakemler biraz adaletli davransalardı; darmadağınık olması gereken bir takım, her şeyi yolunda olan takımın önünde olmaz mıydı?. “Kafasını kopartırım” Böyle bir çıkışla başladı Mustafa Çulcu. Kendisine inanmasam, onunda bu pisliğe çanak tuttuğunu düşünürdüm ama Çulcu’ya inanıyorum. Bu işler, Bülent Yavuz ile başladı ve maalesef Ufuk Özerten zamanında da devam etti. İnanmak isterim ki, bu işler hakem cemaatinin başındaki ile ilgili değilmiş. Hakemler, o makamda oturandan değil, başka birinden emir alıp, sistemin istediğini yapmaktalarmış. Çünkü Mustafa Çulcu buna alet olamaz. Öyleyse, o makam, bir kuklalık makamıymış anlamına gelir ki, ben bunu Çulcu’ya yakıştıramam. Ben, bu sonuca, Mustafa Çulcu’nun “castırı castırı cas” dendikçe “Katina’nın önünde makina” çaldırmayacağına inandığım için varıyorum. Hele hele, istediği skoru sağladıktan sonra sırf istatistik oluşturmak için eyyamın kralını yapıp, avantaj sağladığı takımın penaltısını vermemek ve ona kartlar göstermek gibi bir tiyatro oynanmıyor mu? “Lâyık olacağım” Böyle bir sözle başladı Haluk Ulusoy. Oysa, birden bire ona oy vermeyenler cayır cayır yanmaya başladı. Denizli kucağa alınmadı mı? Konya’nın puan rahatlığından faydalandırılmadılar mı? Haftalardır ekmeğine kan doğranan Kayserispor satırla dilim dilim edilmiyor mu? Kayserispor’un bulunduğu yere “tayini çıkan takımlar” bu muhteşem futbol ekibinin yerine getirilmeye çalışılmıyor mu? Bunları ben değil “hataların listesi” söylüyor. Kredisi olan takımlardan puan şavullayıp “ulufe” dağıtır gibi “üleştirmek” ligi manipüle etmek değil midir? İhtiyacı olmayandan alıp ihtiyacı olana vermek, sonra da kayıbı olanı bir başka hafta ihtiyacı olmayan bir başkasından telafi etmek, “Robin Hood” felsefesi olabilir ama futbolu da “fotbil” yapar. POST-İT Görüntüden ceza vermişliğiniz var. Apaçık bir görüntüden dolayı ceza vermemişliğiniz de olabilir mi acaba sayın Disiplin Kurulu? Kerem’in durumu ne olacak şimdi? Veya rakibinin ekmeğiyle kaçıncıdır oynayan Nobre bir uyarı bile hak etmedi mi? Profesyonellik ile ahlaksızlık ve hırsızlık bu kadar mı iç içe? Yoksa ödü patlayanlardan mısınız? (Ümit Aktan) SEVGİLİLER GÜNÜ ŞİİRİMDİR (Düzünü anlatamadım, belki şiirle anlatabilirim) Çulcu hocam. İnsaf... Sana inanıyorum, bari sen yapma. “Kafasını kopartırım” deyip de hırsızlığı makyajlama Ölü ozanlar Yavuz ve Özerten’in yoluna sakın sapma Son Keykubat sandım seni, n’oolur beni yanıltma... En büyük günah, kendini günahsız sanmaktır... Huysuz Virjin şovu sahalara taşıdık. Binlerce seyirci toplanıp bir şovmenin kendilerine doğru höykürmesini izlemekte. Biz de dalga geçenlere katılıp, oynanan şeye “fotbil” adını takalım ve Katina’nın önündeki makasla dans edelim. En iyisi diye sunulan eyyamcının kralı bir suratsız hakem ve Avrupa’ya kibarlık için öteki yanağını uzatanlar. Castırı castırı cas diye çalan bir orkestra ile onun castırı düdükleri arasında CAS kapısına yüz sürmeye hazırlananlar. Bize bir Keykubat gerek Adamlar, yıllar önce ata binip kılıç ve kalkanlarıyla geldiler, ters yüz edip gönderdik. Birkaç yüzyıl sonra tüfek, tank ve topla geldiler, bir kez daha geri postaladık. Baktılar ki, kaba kuvvetle olmuyor, paramızı ve dilimizi bozarak bizi ele geçirmeye çalışıyorlar. Fast food kültürü ve televizyonları kullanarak bizi ele geçirmeye çalışıyorlar. Haçlı seferi, karikatür aymazlığı ve FIFA cezaları ile çoktan başladı ve sınırlarımızdan içeri girdi. 2008’i İsviçre ve Avusturya ortaklaşa düzenliyor. Yani bizi Avrupa’da en çok istemeyen iki ülke. CAS’a filan gitmem ben olsam. 6 maçın altısını da İsviçre’de oynamak ister ve otelimden stada yürüyerek giderim. İsviçreli hakem isterim. “Adam” gibi hakem alamıyorsam bari “madam” gibi olsun derim. Erzik gibi koltuğuna sevdalı birini de geri çekerim. Orada olması bize zarar bile veriyor. Bizim, madem lobimiz falan yok, gücümüz de yok, bari “dik bir duruşumuz” olsun isterim. Keşke, o Grichting denilen adama orada olup bir tekme de ben atsaydım... Alooo. İdman basına açık mı? Galatasaray yönetimi baştan kara gidiyor. Bodoslama karaya oturdu. Florya Tesisleri’ni arayıp idmanın basına açık olup olmadığını soran ve kapalı olduğunu öğrenince “- O zaman ben gelmeyeyim” diyen yöneticiler var. Bunu bazı yöneticiler bazı yöneticiler için söylüyor, ben uydurmuyorum. Eloğlu, iki maç arası bir oyuncusunu yurt dışından getirip oynatırken, turnuva bitiminde bile iki yabancısını “yüzü olmadığı” için getiremeyenlerden söz ediyorum. Demek ki, 14-15 kişilik insan grubunu bir araya toplayıp “meçhul olmayan askerler anıtı” gibi birbirine sarılmış bir heykel kompozisyonu oluşturmak zamanı geldi. Bu futbolcuların heykelini Florya girişine dikmek ve şimdiki yönetimin çoğunluğunu da 24 saat vardiyalı nöbette tutmak gerekiyor. O aslan parçalarının heykeline kuşlar pislemesin diye... S-ÖZ (Çulcu’ya inandığım için seçtim) Başarı merdiveninde zayıflara yer yoktur. (Peter Sellers) Sayın Çulcu... En kolay ve büyük güveni, hiç tanımadıklarımıza gösteririz. Çünkü henüz, bizi aldatmamışlardır.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 102459
    % 0.88
  • 5.6399
    % -0.71
  • 6.3294
    % -0.71
  • 7.0547
    % 0.08
  • 260.991
    % -0.06
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT