BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Diyalog

Diyalog

Burada her uyandığımda, kilitli yarınları ve sakat kalmış umutları yeniden kurmak istiyorum. Ben buraya ait değilim... Ne yattığım o eski yatak ne de en son örttüğüm o gıcırdayan kapı benim umurumda.



> Sürgün yürekler Burada her uyandığımda, kilitli yarınları ve sakat kalmış umutları yeniden kurmak istiyorum. Ben buraya ait değilim... Ne yattığım o eski yatak ne de en son örttüğüm o gıcırdayan kapı benim umurumda. Ne en son yıllara gömülmüş çirkin zenginlikler ne de tarihten bu yana gelmiş utanmaz anılar beni ilgilendiriyor. Ne o sabunlu kirli tıraşlar, ne de yalanla boyanmış tüysüz ağızlar, ne külü dibinde yoksul umutlar, ne de sıska kalmış sonlu hayatlar. Hani başka bir şey olur ya... Öyle bir yer benim yaşamak istediğim. Nerede mi?.. Tam emin değilim. Açıkçası emin olmak da istemem. Yaşamak zor iş... Anlamlı olmalı, kayda değer olmalı eylemler. O yüzden ki, nerede yaşayacağım çok önemli. İşte bundan dolayıdır ki emin değilim. Şöyle bir yer ya da böyle bir yer diyemiyorum. Her gün yeniden bulmak ya da o sokakları yeniden oluşturmak istiyorum. Bazen bir karıncanın kendi ağırlığından çok daha fazlasını dakikalarca taşıması, bazen bir fırtınanın insanın içindeki her ince korkuyu harekete geçirmesi, bazen basit bir depremin hayatla ilgili bütün değerli şeyleri hatırlatması, bazen hafifçe esen bir rüzgarın yorgun yapraklarla dans edip yüzümüzü okşaması, bazen durgun denizin kükreyip çılgınca gözlerimize sulanması bize hayatın aslında ne kadar da anlamlı ve farklı olduğunu gösteriyor. Hayat, sahip olduğu bu kusursuz düzenle ve bize sunduklarıyla sadece insanca yaşamamızı istiyor. Bu yüzdendir ki hayatta sadece basit olanları anlamayı tercih etmek değil istediğim. Öyle çıtkırıldım yüzler değil muhatabım ya da cimri sevgiler değil, soğuktan yeni çıkmış fırına konmaya hazır ya da eskiye özenen kopya aşklar değil. Yeni bir ılık benim istediğim. Hep içime aksın dediğim, durmadan sayacağım ve durmadan söyleyeceğim. Hele bir de satın alınmış o kalitesiz bedenler değil ya da ayrıntılarla dolu kitabı ezberlemiş düz beyinler ve tabi ki sevgiyi ve sıcaklığı unutmuş ruhsuz heykeller değil. Baktın mı sonsuza gideceğim tedirgin gözler benim istediğim, sonsuzluğu anlatan her kelimesinde, ölümü hatırlayıp da yeniden aşık olan hayata ve tekrar sevmek isteyen her soluduğunda. Her şeyi başarmak değil benim istediğim... Omuzlar üstünde ulaşmak değil yüzsüz bulutlara, hemencecik sevmek değil ya da hemencecik üzülmek. Yalanları kullanmak değil benim istediğim, her uyuz korkuşumda ya da titrek bedenime yenik düştüğüm her ağlayışımda. Doğru söyleyip de acı çekmek benim istediğim; her şeyi feda etmek uğruna, sanki hiçbir şeye sahip olmamışcasına cesaret edip karşı çıkmak o anlaşılmaz dünyaya. Korkmadan dalıp o kalabalık sıradanlığa, rengini değiştirip siyah beyaz ekranın, heyecanlı bir duygu sürmek etraftaki her hayata. Cevaplamak değil benim istediğim ya da her şeyi bilip kakmak değil kafalara ve tabi ki “Gördün mü! Ben haklıydım...” demek değil, yıkılmış ruhların o her sessiz sonunda. Coşkuyla ağlatmak benim istediğim, sevgiyle çınlatmak yürekleri ve arzuyla yaşatmak her hikayeyi. Sıradan olsa da her saniyeyi yaşamak ve olabildiğince yıllara bölmek her karesini hayatın. Bazen haykırmak, bazen isyan etmek ve sonunda en derin pişmanlığımla özür dilemek. Çekip gider gibi yapmadan çekip gitmek, istenmediğim soluklardan soyunmak soğuk taşların üzerinde ve sonunda sıcak bir vicdanda oturmak. Sonsuz defa şükretmek istediğim. > Muammer Yeşilyurt ------ > Güzele selam Gönlü muhabbete yurt olanlara, Düşmanına bile mert olanlara, Fakat öz nefsine sert olanlara, Tâ cânı gönülden tazele selam, Sevgiye, dostluğa, güzele selam... Halil İbrahim’ce aç yüreğini, Yunus ol cömertçe saç yüreğini, Aşkı bilmiyorsa geç yüreğini, Yarından bugüne, ezele selam, Sevgiye, dostluğa, güzele selam... Dikenler açsa da cefâ çiçeği, Aman ha solmasın vefâ çiçeği, Şu yalan dünyanın nazlı gerçeği, Dillerden düşmesin hâsılı kelam, Sevgiye, dostluğa, güzele selam... Merhamet çiçeği dallar aşkına, Kutlu ize hayran çöller aşkına, Şefaat kokulu güller aşkına, Sevgimize olsun vesile selam, Güzeller güzeli Resûl’e selam... > Bestami Yazgan ------ > Fiziğimin kimyası Yokluğunun basıncı daraltıyor, püskürüyorum yarınlara Her zerremdeki ivme seni bulma çabasıyla Dengemi bozan özlemin makaramda asılı hâlâ Bileşenlerim güçsüz, yönsüz, merkezimin uzağında Derinlere dalıyorum, ışıklar sönüyor. Tebessümün ateş böceği, kanatsız, uçamıyor. Yokluğunun basıncı beni hâlâ daraltıyor. Duygusal halim genleşip karamsarlığa dönüyor. Geçtiğin yerlerin mağnetizması benliğimi sarıyor. Çekemiyorum kendimi ruhum iyonlaşıyor. Direncimin sigortası her akımda atıyor. Kollarını sarmayalı devrem çalışmıyor. Işığımsan düş önüme karanlığımı utandır. Nefesimi kaldıraca koy acılarımı yuvarlandır. Tümsek aynada hüzünler kollarını uzatır. Beni sürtünmelerden alıkoyan bakışlarındır > Cemalettin Yıldırım / İzmir ------ > Suya yansıyan düşler... Ülkem kuşları ufka uçarken gün batımında, Hesaplarını batan güneşe ulaştırırlar. Zaman ölüme hayatları bir bir satımında, Geceler aşkı düş pınarına yanaştırırlar. Güneş batarken hep düşler yansır ölümden suya. Kalpte yeşerir sürgünler, ezgi söyler göklere. Ömür akarken sessizce ecel yatar pusuya. Tomurcuk nida, çiçekler âti; muştu köklere. > Necmi Ünsal / İstanbul
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT