BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Evlat, ana-baba elinde emanettir”

“Evlat, ana-baba elinde emanettir”

Ana-baba, evvelâ evlâdının hakîkî istikbâlini, sonsuz saâdete kavuşmasını düşünmelidir. Dînin esaslarını ona öğretmelidir. Bunu öğrenip yaptığı zaman, dünyâ saâdeti kendiliğinden gelecektir...



Çocuk, bir nimettir ve emânettir. İmâm-ı Gazâlî hazretleri buyuruyor ki: “Evlat, ana-baba elinde bir emanettir. Büyük bir nîmettir. Nîmetin kıymeti bilinmezse elden gider. Çocukların temiz kalpleri, kıymetli bir cevher gibidir. Mum gibi her şekli alabilir. Küçükken hiçbir şekle girmemiştir. Temiz bir toprak gibidir. Temiz toprağa hangi tohum ekilirse, onun meyvesi hâsıl olur.” Çocuklara îmân, Kur’ân-ı kerîm ve Allahü teâlânın emirleri öğretilir ve yapmaya alıştırılırsa, din ve dünyâ saâdetine ererler. Bu saâdete anaları, babaları ve hocaları da ortak olur. Eğer bunlar öğretilmez ve alıştırılmaz ise, bedbaht olurlar. Yapacakları her fenâlığın günâhı baba ve hocalarına da verilir. Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîmde meâlen; (Kendinizi ve evlerinizde ve emirlerinizde olanları ateşten koruyunuz) buyurmaktadır. Bir babanın, evlâdını Cehennem ateşinden koruması, dünyâ ateşinden korumasından daha mühimdir. Cehennem ateşinden korumak da îmânı, farzları ve haramları öğretmekle ve ibâdete alıştırmakla ve dinsiz, ahlâksız arkadaşlardan korumakla olur. Bütün densizliklerin ve fenâlıkların başı, fenâ arkadaştır. Peygamber efendimiz; (Bütün çocuklar Müslümanlığa uygun ve elverişli olarak dünyâya gelir. Bunları sonra anaları babaları Hıristiyan, Yahûdî ve dinsiz yapar) buyurmuşlardır. Önce hakîkî istikbâl!.. Ana-baba, evvelâ evlâdının hakîkî istikbâlini, sonsuz saâdete kavuşmasını düşünmelidir. Dînin esaslarını ona öğretmelidir. Bunu öğrenip yaptığı zaman, dünyâ saâdeti kendiliğinden gelecektir. Zîrâ dînimiz insanlara dünyâ ve âhirette rahat ve mesut olmanın yollarını göstermektedir. İslâm dîninin ahlâkî esasları, insânî ve sosyal yönleri, çocuk terbiyesi için bulunmaz bir hazîne niteliğindedir. Ancak dînî telkinler, şuurlu, bilgili, müşfik ve mâhir, ehliyetli ve yetkili kimseler tarafından yapıldığında çok iyi netîceler alınmaktadır. Çocukta kökleşmesi ve kafasına iyice yerleştirilmesi gereken ilk ve temel şey; her şeyin üstünde, her şeye muktedir, bütün iyilik ve güzelliklerle berâber her şeyin yaratıcısı bir Allah’a ibâdet etmeyi, hürmet etmeyi, sevmeyi en büyük vazîfe bilmektir. Ayrıca Allahü teâlânın ancak iyi, çalışkan ve dürüst kullarını sevdiğini, onun için karşılık beklemeden dâimâ iyilik yapması, yarattığı her şeyi, özellikle insanları sevmesi, usanmadan çalışması telkin edilmelidir. Eğer çocuk bu inançlara sâhip olursa, dürüst, vicdanlı, iyi ahlâklı, cemiyete yararlı bir kimse olmanın yolunu tutmuş demektir. Çocuğu Cehennem ateşinden kurtarmak, dünya ateşinden korumaktan çok daha mühimdir. Çocuğu korumak, onu terbiye etmek ve ona iyi ahlâkı öğretmek ve onu kötü arkadaşlardan korumakla mümkün olur. Çünkü bütün kötülüklerin başı kötü arkadaştır! Çocuk, ana-baba elinde bir emanettir. Kalbi, kıymetli bir cevher gibi tertemizdir. Tıpkı bir mum gibidir, her şekli alabilir. Çocuk, temiz bir toprak gibi olup, hangi tohum atılırsa, yetişir. İyilik tohumu ekilirse, din ve dünya saadetine kavuşur. Annesi, babası ve hocası sevabında ortak olur. Şayet fesat, kötülük, tohumu atılırsa, helak olur, annesi, babası ve hocası da günahına ortak olur. “Sizin için ağlıyorum!” Sa’düddîn-i Kaşgârî hazretlerinin babası, ticâret için kervanlarla uzak memleketlere giderdi. Babası, küçük yaştaki Sa’düddîn’i, çeşitli ülkeleri görüp, bilgi edinmesi için yanında götürürdü. Oğlunun iyi yetişmesi için hiçbir fedâkârlıktan çekinmezdi. Sa’düddîn, babasının verdiği din terbiyesi ile büyütülüyor, etrâfına örnek olacak şekilde yetiştiriliyordu. Bir defâsında, on iki yaşında babası ile ticâret için sefere çıkmıştı. Bir kervansarayda konakladılar. Sa’düddîn, kervansarayın kapısında otururken, oraya bir grup tüccar gelip, konuşmaya başladılar. Aralarındaki hesâbı görebilmeleri için, birbirlerine uzun müddet bağırıp çağırdılar ve çekişmeye başladılar. Tüccarların bu hâlini seyreden Sa’düddîn, ağlamaya başladı. Tüccarlar, çocuğun sebepsiz yere ağlamasına hayret edip niçin ağladığını sordular. Bunun üzerine Sa’düddîn Kaşgârî; “Sizin yüzünüzden ağlıyorum. Sabahtan beri buradayım, dünyâ hırsı yüzünden kavga edip duruyorsunuz. Bir ân için olsun, Allahü teâlânın ismini anıp O’ndan bahsetmediniz. O’nun emir ve yasaklarından hiç konuşmadınız. Size acıdığım için ağlıyor, Cehennem’e düşmemeniz için de duâ ediyorum” dedi. Tüccarlar, çocuğun bu hâline hayran oldular ve hepsi yaptıklarına tövbe edip, helâlleşerek işlerini bitirdiler. Bunun için çocuklara, daha küçük yaşta iken, Kur’an-ı kerimi ve kendisine lazım olan ilmihal bilgilerini öğretmeli, sonra evliyanın hallerini, Sahabe-i kiramın ve geçmiş büyüklerin güzel ahlakını anlatmalıdır...
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 102459
    % 0.88
  • 5.6399
    % -0.71
  • 6.3294
    % -0.71
  • 7.0547
    % 0.08
  • 260.991
    % -0.06
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT