BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İçi titriyordu Tarık’ın...

İçi titriyordu Tarık’ın...

Sevgili kız kardeşi Sibel, Musalla Mezarlığı’na defnedilmişti. Annesiyle oraya vardıklarında Tarık, mezar taşları arasında yürürlerken hep bu taşların altında yatanları düşünüyordu.



Sevgili kız kardeşi Sibel, Musalla Mezarlığı’na defnedilmişti. Annesiyle oraya vardıklarında Tarık, mezar taşları arasında yürürlerken hep bu taşların altında yatanları düşünüyordu. Ve annesinin başucunda çömeldiği bir taze toprak kümbeti... Kız kardeşinin adının yazılı olduğu basit bir taş... Tarık bir an ne yapacağını şaşırdı. Artık Sibel’i bir yerlerden bekleyen ümitleri tamamen sönüyordu. O cıvıl cıvıl kız kardeşi bu toprak yığınının altında yatıyordu demek! Yüzünü ellerinin içine alıp, taşmak isteyen göz pınarlarını parmak uçlarıyla bastırdı. Yere çömelen annesi ise hem burnunu çekiyor, hem de yatağında yatan küçük çocuğunun üşümemesi için, onun yorganını örtercesine eliyle toprağı okşuyor, düzeltiyordu. - Sibelim, bak yavrum! diye annesi titrek sesiyle toprak yığınına konuşuyordu. Kalk da bak, abin geldi Almanya’dan... Tarık’ın içi titriyordu. Annesinin üzüntüsünü artırmamak için kendini duygusuz kalmışcasına sıkıyordu. Bu okşarcasına taze ve nemli toprağı düzeltme işinden sonra gözleri yaşlı annesi, evden yanına aldığı Kur’an-ı Kerim’den hafif ve dolgulu bir sesle başını sallayarak Yasin okumaya başladı. Bir süre sonra Tarık da annesi gibi çöktü ve annesinin sesine tüm duygularını kaptırdı. Yasin’in sonunda kendisi de onbir ihlâs ve bir fatiha okudu. Bir zamanlar yaşamış olan ve adı ölüye karışanların, halen yaşamakta olanlardan bekledikleri başka ne vardı ki zaten?... Ne çiçek, ne çelenk, ne gözyaşı... * * * Annesini tekrar eve bırakan Tarık, arabanın gerekli tamiri için Nalçacı Caddesinden ve oto garın önünden geçerek Isparta-Eskişehir yoluna çıktı, oradan da sanayi sitelerine doğru yollandı. Tamirhanenin geniş kapısı önünde bir araba lastiğiyle uğraşan çırak çocuk, yanıbaşında Avrupa plakalı bir araba durunca merakla o tarafa baktı. Arabadan inen kişiyi tanımıştı. Yağdan kapkara elini hemen boru yaparak, sevinç dolu bir sesle atölyenin içine doğru bağırdı: - Usta... İlhan Usta!... Bak kim geldi?... Tarık, kendisine gülümseyerek bakan çırağın yağlı yanağını bir eliyle makaslarken, altına yattığı bir arabayla uğraşan İlhan Usta da, ayaklarını öne vererek ve sırtüstü sürünerek arabanın altından çıktı. Üstü başı kapkara yağ içindeydi. Çenesinin altında irice bir dikiş izi vardı. Bol güneşli kapının önünde, çırağı Abid’le konuşan kot pantolonlu ve açık mavi renkli, kısa kollu polo gömlekli Tarık’ı görünce, iri siyah gözleri yağlı yüzünde ışıldadı. Koşar adımlarla kapıyadoğru yürürken, yağlı ellerini de bir beze siliyordu. - Vay aslanım benim! dedi sevinçle: Almanya’dan döndün ha? - Döndüm Ustam! dedi Tarık: Dört haftalığına... İlhan Usta’nın dudakları arasındaki sigara iki santimetreden daha uzun değildi. Gene de parmaklarıyla tutup son bir kez derinden çektikten sonra, yere atıp ayağının altında ezdi. İlhan Usta kırk yaşının ortalarında, tepesindeki saçları seyrek, orta boyda, az göbekli bir adamdı. - Kusuruma bakma Tarık, dedi kollarını yanlara açarak: Seninle ne öpüşebilecek, ne de kucaklaşabilecek haldeyim; üstümüz malum!.. Ustasının boynuna sarılan ve onun yağlı yüzünden öpen Tarık, aldırışsızdı. Tarık’ın bu hareketi karşısında şaşkınlıkla karışık bir şekilde duygulandığını hisseden İlhan Usta da onu kucakladı. - Bu yağ kokusunun içinde yetişmedik mi Ustam?...diye Tarık konuştu: Batan üstümüz başımız olsun. - Koçum benim! dedi İlhan Usta da: Zaten senin gibi mert yürekli delikanlıdan başka ne hareket beklenirdi ki?... Tamirhaneyle yanındaki oto yedek parçacısının arasındaki dört metrekarelik bir boş yerde birkaç tahta sandalye ve bir tahta masa duruyordu. Yedek parçacının duvarı dibinden yükselerek uzayan ve bu boşluğun üstünü bir çardak gibi örten bir asma çubuğu, buraya romantik bir kır kahvesi görünümü veriyordu. Tarık’ın omuzuna artık çekinmeden yağlı elini atan İlhan Usta, o çardak altına doğru Tarık’ı da yürütürken: - Abid, koş oğlum! dedi çırağına. İki çay söyle bize, biri naturel limonlu olsun! Kendine de gazoz mazoz, ne içeceksen söyle işte... DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT