BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sevgiyle baktı annesine...

Sevgiyle baktı annesine...

Doktordan döndükten sonra Kadir eve gelir gelmez oturma odasındaki sedire uzandı. Yüreğinde kopan fırtınaları anacığının anlamaması için gayret ediyor, gözyaşlarını içine akıtıyordu.



Doktordan döndükten sonra Kadir eve gelir gelmez oturma odasındaki sedire uzandı. Yüreğinde kopan fırtınaları anacığının anlamaması için gayret ediyor, gözyaşlarını içine akıtıyordu. Halime hanım ise hemen namazını kılmaya başlamıştı. Yorulmuştu yaşlı kadın. Epeydir kendini iyi hissetmiyordu ama oğlundan hep saklamıştı. Göğsünün sağ tarafında dayanılmaz sancılar oluyordu zaman zaman. Kadir doktora gitmek için ısrar edince biraz da bir ters durum çıkar diye çekinmişti. Çok şükür hiçbir şeyi yoktu işte. Boş yere vehme kapılmıştı. İyi ki oğluna bir şey söylememiş, sancılarından, ıstıraplarından bahsetmemişti. Boş yere üzmüş olacaktı evladını. Namazını kıldıktan sonra usulca başını uzatıp baktı sedirde yatan Kadir’e. Gözleri kapalıydı genç adamın. Yaşlı kadının yüzünü sevgi dolu bir tebessüm kapladı, hemen yüklükten bir battaniye alıp üstüne örttü evladının. Ayaklarının ucuna basa basa çıktı odadan. Akşam için yemek yapacaktı. O odadan çıkar çıkmaz boğuk bir hıçkırık duyuldu. Kadir güçlükle tuttuğu gözyaşlarını artık zapt edemez olmuştu. Başını sedirin minderine gömdü. Omuzları sarsılıyordu. Bu evin anası olmadan yaşanmaz bir yer olacağını biliyor, hayatında onun varlığı olmadan öylece ortada kalıvermeyi kabul edemiyordu. İri parmaklarıyla gözlerini sildi Kadir. Çaresizce dolaştırdı bakışlarını odanın içinde. “Belki de yanıldı bu doktor, her şeyi bilecek değil ya, o da insan, hata yapar. Bir başka doktora götürürüm. Baksana, anamın keyfi yerinde, türkü bile söylüyor, hiç ölecek kadar hasta olan insan böyle mi olur.” diye düşündü. İçindeki sıkıntı boyunu aşıyordu artık. Bunaldığını hissetti. Biraz dışarı çıkıp hava almak istedi. Toparlandı. Mutfak kapısından başını uzattı: - Anne, ben biraz çıkıp dolaşacağım. - Nereye oğul, karnın aç değil mi senin? Bak çorba yapıyorum, fasulye de ıslatmıştım. Bir de pilav! Kadir gülümsedi: - Geleceğim anne, hemen bir saat kadar. Ayaklarım açılsın. Bir de bakayım ustaya, belki yalnız başına sıkışmıştır. Bir saate kadar gelirim. Halime hanım boynunu büktü: - İyi ya, git de gel o zaman. Geç kalma bak. Aç karnına dolaşıp, üzme beni. Kadir sevgiyle baktı annesine. “Seni üzmek mi, anacığım, senin için ömrümü veririm ben, nasıl kıyar da üzerim seni?” diye geçirdi içinden... Ayakkabılarını giyip çıktı dışarıya. Derin derin soludu dışarının iyiden iyiye kömür kokmaya başlayan havasını. Serinlemişti ortalık. Ceketinin önünü ilikledi. Kalın bir mont alması lazımdı. Acıyla gülümsedi: - Bu saatten sonra hiçbir şey alamam artık. Varımı yoğumu anamı iyileştirmek için harcamalıyım. Daha çok çalışmalı, daha çok kazanmalıyım. Gerekirse yabancı memleketlere götürüp baktırmalıyım anama, diye mırıldandı. O kadar dalgın bir şekilde yürüyordu ki neden sonra birisinin seslendiğini fark etti. Başını kaldırdı. Karşı komşuları Şengül hanımdı bağıran: - Ayol oğlum aklın nerede senin, gırtlağım patladı bağırmaktan... - Duymadım Şengül abla... - Nasılmış annen, nesi varmış? Durakladı genç adam. Yutkundu. Hayatında bir kere bile yalan söylememişti. Zorlandı iyice: - Şey... Yok... yokmuş bir şeyi. Yaşlılıktan, normalmiş hepsi. - Eh iyi bari, ben de merak ettim bayağı. Geçen gün nefes alamadıydı oturduğu yerde. Göğsüne bıçaklar batıvermiş bir anda. Kadir kaşlarını çattı. Heyecanla bağırdı: - Ne zaman? - Bir hafta falan oluyor. Genç adam pencerenin altına geldi iyice: - Benim haberim yok ya! Şengül hanım bilmiş bir tavırla dudak büktü: - Eh, ana yüreği oğlum, sen üzülesin istemiyor. Her şeyini söylemiyor ki sana. Şimdi bir şeyciği olmayınca söyledim ben de. Yoksa bana da tembih etti söyleme diye. Kadir başını eğdi, fısıldar gibi vedalaştı: - Sağol Şengül abla... Yavaş adımlarla yürüdü. Demek şikayetleri vardı yaşlı kadının. O zaman doğru söylemişti doktor. Hastaydı anası. Hem de kötü şekilde. Başını duvarlara vurmak geldi içinden. Dudakları titredi. “Ona bir şey olursa ben ne yaparım, yapayalnız, kolsuz kanatsız kalırım...” diye mırıldandı. Gözleri dolu dolu olmuştu. Kendisini zorlamasa sokakta falan olduğuna aldırmadan hüngür hüngür ağlayacaktı. DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT