BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Dağa ne istiğyonnuz?..

Dağa ne istiğyonnuz?..

Amerikalıların Terminatör’ü varsa, bizim de Terimatör’ümüz var! Onların ki, YOKEDİCİ... Bizimki VAREDİCİ...



Amerikalıların Terminatör’ü varsa, bizim de Terimatör’ümüz var! Onların ki, YOKEDİCİ... Bizimki VAREDİCİ... Arnold’un silahı ölüm kusuyor, Terim’in silahı umut... Şampiyonluk 3’te 3 yapmaya, 3 hafta kala söz kesti. Onu sevmeyenleri buz kesti! Adama Dayı dediler... Şehir Kırosu dediler... “Bundan bir şey olmaz” dediler... Durup durup “Korkak” dediler... Beyninin etini yediler! * * * Bir teknik direktör düşünün ki; kadrosu elek olmuş, futbolcuları deliklerden süzülüp gidiyor... İlie gitti, gıkı çıkmadı... Filipescu gitti, aldırmadı... Hakan Şükür Juventus’a hazırlanırken, “Giderse gitsin” dedi... Hasan Şaş 6 ay ceza aldı, paniklemedi... Arif sakatlanıp sezonu kapattı, korkuya kapılmadı. Hagi; Beşiktaş’la karşılaştıkları kupa finalinde, cezası nedeniyle oynamadı. Geride kalanlara karşı inancını kaybetmedi. Tugay, kaç zamandır beyninde futbolu bitirmiş; ortalıkta yok... Vedat, zamparalıkta zımparalanmış... Kemiğinden iliğini emmişler... Kendini bitirmiş! Şehir kırosu dediğimiz Fatih Terim; bütün bu yoklukların hiçbirinde “Yandım, bittim, mahvoldum... Acil servisten bana adam bulun” demedi. Ağzından tek bir transfer sözcüğü çıkmadı. Ne yapacaksa, elindekilerle yapmağa azimliydi. Onun politikası belliyidi: “Giden gider, kalan sağlar benimdir.” * * * F.Bahçe’de Löw, Beşiktaş’ta Galli ve Kalli para sıkıntısı çekmedi. Onlar ellerini sıcak sudan soğuk suya sokmadı. Fatih Terim; aylar boyu maaş, prim ve transfer taksidi alamamış futbolcularını, aslanlar gibi oynattı. Gerektiği yerde; bankadaki kişisel hesabından para çekip, futbolcusuna verdi. Gazete ve televizyonlar, G.Saray’ın mali yönden nasıl battığını büyük bir yaygara kopararak anlatıyor, moral bozucu tablolar sergiliyorlardı. Ama gazete okumayan ve televizyonlarda da spor haberlerini izlemeyen birisinin, sahadaki G.Saray’da böyle bir krizin izlerini ya da ipuçlarını yakalaması mümkün değildi. Futbolcular; Fatih Terim’in şefkatli kollarının altında, müthiş bir özveri destanı yazdılar. Benzer sorunları başka bir kulüp yaşasaydı; bırakın şampiyon olmayı, rezil olurlardı. * * * Hagi ilk geldiği yıl; uluslararası çapta ve şöhrette bir futbolcu olmasının havasıyla, “Terim’i Takmama” görüntüleri sergiler bir tavır içindeydi... Şöhreti ile Terim’i ezmeye çalıştı. Fatih; Adanalılıktan gelme gösterişli bir delikanlılık sergileyip terör estirme yerine, sabırlı olmayı tercih etti. Zaman içinde kimliğini, yeteneğini ve yöneticilik vasıflarını ona kabul ettirdi. Hagi, ilk günlerinin sergüzeşt tavırlarını terketti. Çünkü hocasının her türlü saygıya değer biri olduğunu gördü, futbol bilgisine itimat etti ve kendini ona teslim etti. 5-6 hafta kadar önceki bir maçta, kenarlardan içeriye kaçan Hagi; Fatih’in “Çizgide oyna” diye sert üslûptaki ihtarına, kuzu kuzu boyun eğdi. Hocanın, takım üstündeki mutlak otoritesinde kuşku yok! * * * Fatih Terim, yalnızca Hagi’yi değil, daha nice uyumsuz yazarı dize getirdi. Ona korkak, şehir kırosu diyenleri bile; kendisine övgüler yağdıran adamlar haline çevirdi. Lisanı yoktu. Oturdu azimle çalıştı, İngilizce öğrendi. Avrupa’ya gittiği zaman artık Tarzan değil; hepsiyle şakır şakır konuşuyor. Eksiğini bilen ve çabuk kapatan birisi! Bunca şöhretli, iyi giyimli, yeterli yakışıklılıkta bir erkek olduğu halde; medya onun hiçbir olumsuzluğunu sergileyemedi. Yalanı, dolanı, dedikodusu yok! İstediği mankenle, istediği yıldızla, istediği şarkıcıyla alemlere dalma fırsatları vardı. Elini sallasa ellisi... Ama rezaletlerin cirit attığı bir İstanbul ortamında; dürüst teknik direktör, şefkatli bir baba ve sadık bir eş rolünden en ufak bir sapma göstermedi. Baba, kardeş gibi; aile yakınlarına karşı maddi ve manevi desteğini de hiç esirgemedi. İhtiyacı olanlara, gayrimenkuller aldığını biliyoruz. Kısacası, o mükemmel bir insan! Ayağa kalkıp şapkanızı çıkarın ve hürmetle eğilin beyler.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT