BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Maksat sahibi, deli gibidir!..

Maksat sahibi, deli gibidir!..

“Kimin arzusu, maksadı, âhiret olursa; bunun dünyevî işleri de âhiret işi hâline gelir. Kimin düşüncesi, maksadı da dünyâ olursa; bunun âhiret işleri de, dünyâ işi hâline gelir...”



Başarmak, başarılı olmak güzeldir. Gül de güzeldir ama dikenleri var. Dikenine katlanmayan güle kavuşamaz. Çalışmak, çile çekmek, sıkıntılara, eziyetlere katlanmak da, başarı yolunun dikenleridir. Başarmak, muvaffak olmak isteyen, bu dikenlere katlanmak mecburiyetindedir. Müslüman, akıllı olur. Akıllı kimse, zararını ve kârını bilen kimsedir. Ne aldığına ve bunun karşılığında neyi feda ettiğine dikkat eder. Maksat dünyalık ise, bunun kıymeti, değeri de o kadar olur. Eğer maksat ahiret ise, o zaman dünyada rahata, ahirette de ebedi saadete kavuşulur. Dili ve gönlü cenab-ı Hakkın rızasında olana mübarek olsun. Böyle olabilmek kolay değildir diye, bir şeyin tamamını da terk etmek, uygun değildir. Zira; “Bir şeyin hepsi ele geçmezse, hepsini de elden kaçırmamalıdır” sözü meşhûrdur. İnsanın yaratılmasından maksat, kulluk yapmasıdır. Kulluktan maksat ise, Allahü teâlâyı unutmamaktır. İnsanın meşgalesi, asıl maksadını unutturmamalıdır. Asıl maksat, zengin olmak, şan şöhret sahibi olmak değil, ahireti kazanmaktır. Her an son nefes endişesi ile yaşamalıdır. Korkusuz, endişesiz yaşamak tehlikelidir. Gerçi suyun aktığı yönden, gideceği yer belli olur ise de, milyonda bir de olsa tersi olabilir. Bunun için korkmak lazım. “Dinim için dünyalık istiyorum” İnsanın gönlü ne isterse, ne tarafa meylederse, Allahü teâlâ onu verir. Onun için hep iyi şeyleri, ahirete yarayacak olanları istemelidir. Abdullah-ı Dehlevi hazretleri, talebesi olan Mevlana Halid-i Bağdadi hazretlerine; -Benden, dua etmem için bir tek şey iste buyurunca, Halid-i Bağdadi hazretleri; -Dinim için dünyalık istiyorum cevabını vermiştir. İyi, güzel, salih bir Müslüman olmak, hepimizin arzusudur. Bunun da, çilesi, sıkıntıları var. Bunlara katlanan, neticeye kavuşur. Bu konuda İslam âlimlerinin büyüklerinden olan Muhammed Ma’sûm-i Fârûkî hazretleri buyuruyor ki: “Allahü teâlânın sevgili Peygamberine uymadıkça, Allahü teâlâyı sevmek saâdetleri ele geçemez. İmrân sûresinin 31. âyetinde meâlen; (Allahü teâlâyı seviyorsanız, bana tâbi olunuz! Bana uyanları Allah sever!) buyuruldu. Allahü teâlâ, Habîbine böyle demesini emir buyurmaktadır. Saâdete kavuşmak isteyen kimse, bütün âdetlerini, ibâdetlerini ve alışverişlerini Onun gibi yapmaya çalışmalıdır. Allahü teâlâ, sevgili Peygamberini, insanların en güzeli, en iyisi, en sevimlisi olarak yarattı. Her iyiliği, her güzelliği, her üstünlüğü Onda topladı. Eshâb-ı kirâmın hepsi, Ona âşık idiler. Hepsinin kalbi, Onun sevgisi ile yanıyordu. Onun sevgisi uğruna canlarını, mallarını fedâ ettiler. Onu sevenleri de sevdiler. Bunun için birbirlerini de çok sevdiler. Onun üstünlüğünü anlayamayıp, Onun güzelliğini göremeyip, Onu sevmek saâdetine kavuşamayanlara düşman oldular. Çünkü, tâatlerin, iyiliklerin başı, dostları sevmek ve düşmanları sevmemektir. Allahı seviyorum diyenlerin, Eshâb-ı kirâm gibi olmaları lâzımdır. Seven bir kimse, sevdiğinin sevdiklerini de sever. Sevdiğinin düşmanlarına düşman olur. Bu sevmek ve düşmanlık, bu kimsenin elinde değildir. Kendiliğinden hâsıl olur. Bu kimse, sevmesinde ve düşmanlığında deli gibidir. Bunun içindir ki Peygamber efendimiz: (Kendisine deli denilmeyen kimsenin îmânı tamâm olmaz) buyurmuştur.” Hasan-ı Basrî hazretleri, ilim ve fazîletlerinden istifâde ettiği Eshâb-ı kirâm ile kendi içinde bulunduğu nesli kıyas ederek: “Siz onları görseydiniz mecnûn, deli zannederdiniz. Onlar sizin iyilerinizi görseler; “Bunlar iyilik ve hayırdan nasipsiz kimselerdir”, kötülerinizi görseler; “Bunlar da Müslüman mı?” derlerdi” buyurdu. Abdülhak-ı Dehlevî hazretleri tahsil için uzaklara gider, gecelerini mütâlaa ile, gündüzlerini de yazmakla geçirirdi. Mahalle çocukları gibi oynamaz gece de belirli vakitlerde uyumazdı. Annesi ona; -Arkadaşlarınla biraz oyna rahatına bak dediğinde; -Anneciğim. Oyundan maksat, hoş vakit geçirmektir. Benim gönlüm ise, ya okumakla veya yazı yazmakla rahatlıyor, cevabını vermiştir. “Bir işin delisi olmadıkça...” İslâmiyetin emirlerine yapışmak, bir ağaç dikmek gibidir. Bu emirleri yerine getirmenin neticesinde meydana gelen güzel haller de, bu ağacın meyveleri gibidir. Ağaç dikmekten maksat, meyve elde etmek içindir. Fakat meyve elde etmek için, ağaç dikmek şarttır. Hakîm-i Tirmizî hazretleri buyuruyor ki: “Kimin arzusu, maksadı, âhiret olursa; bunun dünyevî işleri de âhiret işi hâline gelir. Kimin düşüncesi, maksadı da dünyâ olursa; bunun âhiret işleri de, dünyâ işi hâline gelir.” Netice olarak. Bir şeye gönül veren, onu kendine dert edinenler, hep başarılı olmuşlardır. “Maksad sâhibi olan, deli gibidir” sözü meşhurdur. Bunun için; “Bir işin delisi olmadıkça, o işin velisi olunmaz” denmiştir.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT