BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Din adamı açığı mutlaka kapatılmalı

Din adamı açığı mutlaka kapatılmalı

Halen 15 bin camide din adamı açığı olduğuna dikkat çeken Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, “Eğer orayı boş bırakırsanız, gelir birtakım insanlar o boşluğu doldurur. O zaman da zihni bulanmış, yalan yanlış şeyleri din diye öğrenmiş insanlarla karşılaşırsınız. Dolayısı ile din adamı açığı ciddi bir açıktır ve doldurulması gerekmektedir” diyor.



> alternatif bakış >> MEHMET ÇAĞRI SEBZECİ Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, din adamlarının siyasetten uzak, bilgili ve tarafsız; Diyanet’in de daha sivil, daha şeffaf ve daha özerk olması gerektiğini söylediği sohbetimiz sırasında, din adamı açığı konusunda da önemli uyarılarda bulundu. Yaklaşık 15 bin camideki din adamı açığının devlet tarafından kapatılmaması halinde ortaya daha büyük problemler çıkabileceğini belirten Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, bütün devlet adamlarımızın, siyasetçilerimizin ve bürokratlarımızın bu meselenin çözülmesine destek vermesi gerektiğini ifade etti. İşte, Diyanet İşleri Başkanı ile sohbetimizin ikinci bölümü... * Türkiye’deki camilerde mevcut bir imam açığı probleminden sıkça bahsediliyor. Şu anda uygulanan personel rejimi içerisinde köy ve mahalle camilerinde yüksek düzeyde bir imam açığı var mı? Bu konuda sizin nasıl bir beklentiniz var? Şu anda yaklaşık on beş bin camide din adamı açığımız var. Bir kısmında kadro yok, diğer bir kısmında ise kadro da yok din adamı da. Şunu hep söylüyoruz: “Kadrosu ve din adamı olmayan her cami problemli camidir.” Cumhuriyet döneminde en ücra noktaya kadar öğretmen ve din adamı gönderme gibi bir idealimiz vardı. Böylece toplumumuzu aydınlatacak, geliştirecek ve bilgilendirecektik. Bugün ise bu noktada belli sıkıntılarımız var. Çünkü bir camiye devlet tarafından bir din adamı gönderilmediğinde, oradaki insanlar kendi imkanları ile bir şeyler yapmaya çalışıyor. Fakat din hizmeti boşluk kabul etmez. Eğer siz orayı boş bırakırsanız, gelir birtakım insanlar o boşluğu doldurur. Orada ne anlatıldığını da bilemezseniz. Problemi de ancak büyüyüp kangren olduktan sonra görürsünüz. O zaman da zihni bulanmış, yalan yanlış şeyleri din diye öğrenmiş insanlarla karşılaşırsınız. Dolayısı ile din adamı açığı ciddi bir açıktır ve doldurulması gerekmektedir. Ülkemizin bu meselesi şu veya bu partinin problemi olmamalı, bütün siyasetçilerimizin, devlet adamlarımızın ve bürokratlarımızın bu meselenin çözülmesine destek vermesi gerekmektedir. Çünkü camiler partilere ait yerler değildir. * Alevilerin din eğitimi almaları ile ilgili yaşanan tartışmalar hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? Eğitim sistemimiz içerisinde din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin mutlaka yer alması gereklidir. Dersin adı din kültürüdür ve bu dersle hedeflenen; gençlerimizi gerek İslamiyet ve gerekse de diğer dinler hakkında yeterince ve doğru şekilde bilgilendirmektir. Dolayısı ile din dersinin mecburi olmasına karşı çıkmak demek, insanların din konusunda doğru bilgi edinmesine engel olmak, bilgisizliği savunmak demektir. Din hakkında bilgi sahibi olmamak, bir boşluktur, cehalettir; ne gibi zararlar doğuracağını tam bilemezsiniz. Bu işin doğrusu, devletin öğretmenleri tarafından açık ve şeffaf bir şekilde bu dersin ve bilginin verilmesidir. Din hakkında bilgi sahibi olmak, her bireyin en doğal hakkı ve sorumluluğudur. Yani, din kültürü ve ahlak bilgisi dersi insanları camiye götürüp, abdest aldırıp, namaz kıldırma dersi değildir. Kaldı ki buna da ailelerin talepleri doğrultusunda din eğitimi olarak ihtiyaç vardır. Açıkçası, Alevi kardeşlerimizin bu derse karşı çıkacaklarını düşünmüyorum. Çünkü Aleviler Müslüman’dır. Kimsenin kimseyi dışlama hakkı yoktur. İslam’ın sahip olduğu bu zenginliği isteyen istediği gibi yaşayabilir. Eğer Alevi kardeşlerimiz ‘biz bu dersi almak istemiyoruz’ derlerse, emin olun bu konuda en çok kendi çocukları zarar görür ve bizi ayrıştırarak tuzağa düşürmek isteyen güçlerin ekmeğine yağ sürmüş olurlar. Çünkü Aleviler’i İslam’ın dışında göstermek, batıdaki belli çevrelerin stratejik bir tuzağıdır. Alevileri ve Aleviliği İslam’ın dışında ve ayrı bir din veya inanç olarak göstermek hem İslam’a, hem Aleviliğe ve hem de Hz. Ali’ye karşı yapılmış büyük bir saygısızlık olur. > Laiklik ortak payda * Size göre Diyanet İşleri Başkanlığı Türkiye’nin demokratik ve laik yapısı içerisinde vazgeçilmez bir kurum olmaya devam edecek mi? Kesinlikle devam edecektir. Türkiye Cumhuriyeti laik bir devlet düzenine sahiptir. Cumhuriyetimizin temel ilkeleri, laiklik ve demokrasi toplumumuzun ortak paydalarıdır. Zaten bunlar günümüzde tartışılan kavramlar olmaktan da çıkmıştır. Şimdi, ‘laikliği ve demokrasiyi nasıl iyi uygularsak toplumumuzu ileriye götürebiliriz, toplumsal birlik ve dirliği daha iyi sağlayabiliriz’ ona bakmamız lazım. Böyle olunca Diyanet İşleri Başkanlığının mevcudiyeti ne laikliğe, ne demokrasiye, ne de Cumhuriyetimizin temel ilkelerine aykırıdır. Laikliği din hürriyetinin bir teminatı olarak görmemiz gerekir. Diyanet İşleri Başkanlığının varlığı da devletimizin din hürriyetini önemsediğinin ve insanların din hakkında doğru bilgi alması için bir kurumsallaşmaya gittiğinin bir göstergesidir. > Kemikleşmiş töreleri aşmak zor oluyor * Göreve gelmeden önceki hedef ve hayallerinizi bu üç yıllık süre içerisinde gerçekleştirebildiniz mi? Tabii hedefler öyle kolay kolay gerçekleşmiyor. Zaten çok basit hedefler koyarsanız çabuk usanır ve masa başında yorulursunuz. Her alanda olduğu gibi bu alanda da iyi eğitim almış, kendisini ifade edebilen ve din konusunda kendisini yetiştirmiş insanlara ihtiyacımız var. Göreve gelmemden itibaren özellikle ahlak konusuna çok vurgu yaptım. Dindarlığın aynı zamanda ahlaklılık olduğunu ve her dindarın mutlaka ahlaklı olması gerektiği üzerinde ısrarla durdum. Fert ve toplum olarak öncelikle güzel ahlakın egemen olması ve bize rehberlik etmesi lazım. Artık Müslüman denildiği zaman sadece namaz kılıp, oruç tutan insanlar değil, bütün hareketleri ile insanlara örnek olan insan modeli aklımıza gelmeli. Şayet bu noktaya gelemediysek, bu konuda bizim de sorumluluğumuz var demektir. Bunun dışında, kadın haklarının önemsenmesi, töre cinayetlerinin, kadına ve çocuklara karşı şiddetin önlenmesi de önceliklerimiz arasında. Tabii bu konularda da kemikleşmiş törelerle karşı karşıya kalıyoruz. Bunları aşmak ve yumuşatmak zor oluyor. Din adamlarımızın yüksek lisans doktora yapıp, yabancı dil öğrenmelerini teşvik ediyoruz. Bu konuda da arzu etmiş olduğumuz hızı ne yazık ki yakalayabilmiş değiliz. Fakat bütün bu zorluklar bizim karamsar olmamızı değil, daha çok çalışmamızı sağlıyor. > Uzun yolumuz var * Müslümanların temsilcisi olarak kendinizi dil, din, kültür, kıyafet vs. ifade edebiliyor musunuz? Diyanet İşleri Başkanlığı’nın konum ve işlev itibariyle devlet bünyesi içerisinde arzu ettiğimiz şekilde yer aldığını söyleyemem. Gerçi halkımızın kuruma karşı büyük bir güveni ve teveccühü var, ancak devlet bünyesi içerisinde Başkanlığımızın alması gereken uzun bir yol olduğunu düşünüyorum. Yani bu talep, benim şahsımla ilgili bir talep olmayıp, devletin milletle olan uyumunu ve birlikteliğini sağlamak için gerekli olan bir taleptir. Cumhuriyet’in ilk yıllarının, Atatürk’ün uygulamasının bu konuda güzel bir örnek olduğunu düşünüyorum. > Mesai mefhumumuz yok * Bu görevinizin hayat seyrinize nasıl bir etkisi oldu? Üniversite hayatımda da yoğun çalışan bir insandım. Bu konudaki tek üzüntüm akademik hayattan ve kitaplardan belli ölçüde uzaklaşmam oldu. Dost ve arkadaş çevremle olan sıcak bağlarımı eskiden olduğu şekliyle devam ettiremiyorum. Çünkü sürekli ve tempolu çalışmayı, takibi gerektiren bir görevimiz söz konusu. Sadece benim için değil, diğer üst yönetici konumundaki bütün arkadaşlarımız için de bir mesai mefhumu adeta hiç yok. Ancak, hedeflerimizi gerçekleştirme yolunda bazı adımlar atabilmek yorgunluğumuzu alıyor. Hayırlı bir yolda taş üstüne taş koyabildiğimizi ve toplumun barışı ve mutluluğu için bir şeyler yapabildiğimizi düşündüğümüz zaman bu sıkıntılar bir nebze olsun hafifliyor.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT