BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yanlışlar ve eksikler komedisi!..

Yanlışlar ve eksikler komedisi!..

Diyorlar ki; “Bülent Korkmaz’a jübile yapmayanlar, neden Okan’ı aldılar?..” Diyorum ki; Galatasaray yönetimi, Bülent’e dedi ki; “Futbolu bırak, jübileni yapalım, alt yapıdan başlayarak teknik adam kadromuza dahil edelim, yarınlarda Galatasaray takımının başına geçersin!..”



Diyorlar ki; “Bülent Korkmaz’a jübile yapmayanlar, neden Okan’ı aldılar?..” Diyorum ki; Galatasaray yönetimi, Bülent’e dedi ki; “Futbolu bırak, jübileni yapalım, alt yapıdan başlayarak teknik adam kadromuza dahil edelim, yarınlarda Galatasaray takımının başına geçersin!..” Bülent kabul etmedi, haftalarca kendisini arayan Galatasaray yöneticilerine “telefonunu kapadı”; sonra da gitti, Gençlerbirliği’nde “antrenör” oldu!.. Diyorlar ki; “Okan Avrupa’dan dönünce, neden Galatasaray’a gelmedi de, Beşiktaş’a gitti. Bunu yapan Okan alınır mı?..” Diyorum ki; Galatasaray Okan’ı almak istedi de, Okan gelmedi mi? İnter’den ayrılacağı belli olduktan sonra, Galatasaray Okan’ın yüzüne bakmadı. Bugün “bazı çevrelerdeki” olumsuz tavır daha yaygındı ve yönetim bu havanın etkisindeydi, Okan’ı istemedi!.. “O gün istense”, Okan “bugünkü gibi” koşa koşa gelirdi!.. Diyorlar ki; “Okan alındığına göre, neden Fatih Akyel alınmadı, onun suçu neydi?..” Diyorum ki; Fatih de alınabilirdi, zaten neredeyse alınacaktı ama birkaç yüz bin dolar için başka kulübe gitti, Fenerbahçe’ye gitti, Galatasaray maçlarındaki tavırları, konuşmaları ortadadır; “böyle” bir Fatih’in Galatasaray’a alınması mümkün müydü?. Fatih başka, Okan başka; birbirleriyle mukayeseleri bile mümkün değil!.. Diyorlar ki; “Ama Galatasaray’a ihanet etti, Galatasaray’a para kazandırmadı, bıraktı, gitti!..” Diyorum ki; Bin defa yazdım, orada suçun büyüğü, hatta tamamı Okan’a ve Emre’ye değil, zamanın başkanı Faruk Süren’e ve yönetimine aittir!.. “Onca büyük başarılara imza atmış” futbolculara “verdiği sözlerin bir tanesini tutamamış”, kulübü kurda kuşa borçlandırmış, telefonlarına bile hacizler getirmiş bir Başkan’ın sözüne “borçlu olunan” manav-kasap-bakkal bile inanmıyordu ki, “hayatlarında belki de bir daha göremeyecekleri” bir transfer teklifi almış olan “gencecik” Okan ve Emre nasıl inansınlar?.. Ya “imza attıktan sonra”, Faruk Süren ve arkadaşları İnter’den “çok büyük paralar isteyip” transfere “kırmızı ışık” yakarlarsa?.. İşte “bu ihtimali düşünerek”, Emre ve Okan “İmzalarız ama, ikimize transfer ücretimizden şu kadar parayı peşin verin; isterseniz, İnter’e gitmez, Galatasaray’da kalırız, isterseniz İnter’e gider, bu parayı iade ederiz, siz de bonservis bedellerimizi alırsınız” dediler; bu para “ikisi için” 1.8 milyon dolardı; Süren ve arkadaşları “bu parayı vermediler” ve bu iki çocuk İnter’e “bonservis bedelsiz” gittiler!.. İşte, “ihanet” denilen olay bu; gerçek bu!.. “Onların yerinde kim olsa” aynı şeyi yapmazdı?.. “Kimsenin inanmadığı, güvenmediği” bir yönetim bir tarafta, “tıkır” parayı bastıran İnter öte tarafta!.. Ve ortada 20 - 24 yaşında iki genç!.. Galatasaray’a “asıl” ihanet edenler, şimdi “bu çocukları” karalamak için ellerinden geleni artlarına koymuyorlar; hadi canım!.. Bilen biliyor, ne var ki, benim şaştığım, “bazılarının” her şeyi bildikleri hâlde, yukarıdan beri yazıp geldiğim “yanlışları”, olayların perde gerisinden habersiz spor kamuoyuna ve “asıl” Galatasaraylılara “doğru” diye sunmaları!.. Yazık!.. > En son konuşması gerekenlerden biri!.. Daha geçen yıl Galatasaray’ın “as başkanı” unvanını taşıyan Turgay Kıran mangalda kül bırakmamış!.. Yeni yönetimin “Galatasaray’ı dilenci durumuna düşürdüğünden” tutun da, verdiği “sözleri tutmadığına, transfer yapamadığına kadar” aklına ve ağzına ne gelirse söylemiş de söylemiş!.. İnsan “biraz” sıkılır, “biraz” utanır, “biraz” yüzü kızarır da, hiç olmazsa susar oturur!.. Daha geçen sezon, Galatasaraylı futbolcuları “gerçekten” dilenci durumuna düşüren yönetimin aş başkanı Turgay Kıran değil miydi?.. “Stattan, transfere ve de taraftardan, futbolcuya, teknik adamlara kadar” verilen hiçbir sözün tutulmadığı dönemde, “as başkanlık” görevini Turgay Kıran yürütmüyor muydu?.. Geçen transferde “yıldız oyuncu” sözü verilip de, getirile getirile İliç ile Heinz’i getiren yönetimin as başkanı Turgay Kıran değil miydi?.. Bilmem ki, “hangi” yüzle çıkıp, bu eleştirileri yapabiliyor? Yoksa, Faruk Süren’e mi özendi?.. Benim şaştığım, bu zat -ı muhteremlerle konuşan gazeteci arkadaşların,onların “söyledikleri” ile ilgili olarak, “Siz başkandınız, as başkandınız, eleştirdiğiniz bu hataların, yanlışların çok daha fazlasını yaptınız, hiç aynaya bakmıyor musunuz” dememeleri!.. Gazetecilikte murat, “üzüm yemek mi, yoksa bekçi dövmek mi?..” Hadi, diyelim ki “bekçi dövmek”; hiç olmazsa hak eden “eski” bekçileri de “beraberlerinde” dövsek ya; hele hele “bugünün batağı”, eski bekçilerin eseri ise!.. > Oyuncak!.. Süleyman Demirel’in bir sözü vardır; “Bunlar dört kazı bile doğru dürüst güdemezler, akşama köye üçünü kaybetmiş dönerler!..” Teşbihde hata olmaz!.. Kimseleri kaza ya da kaz çobanına benzetmeye ne niyetimiz var, ne de kararımız; bizim yaptığımız yazıya “biraz” mizah katabilmek; o kadar!.. Basketbol Milli Takımımızın durumu ortada!.. Turgay Demirel - Doğan Hakyemez - Tanyeviç üçlüsü, Ay-Yıldızlı formayı “oyuncak” yaptılar oynuyorlar!.. Hüseyin Beşok’a boykot!.. Mehmet Okur ve Hidayet Türkoğlu’na tokat!.. Ve de hazırlık maçlarında nakavt!.. Burada “en az sorumlu olan” Tanyeviç’tir!.. Türkiye’yi bilmez, Türk insanını bilmez; bilmez de bilmez.Onun için “bu işin” asıl sorumlusu “doğrudan” Doğan Hakyemez’dir!.. Eğer, Doğan Hakyemez’in yerinde, “işinin ehli ve işini bilen” bir menajer olsa idi, bugün Hüseyin Beşok da, Hidayet Türkoğlu da, Mehmet Okur da milli takım kadrosunda olurlar ve “hazırlık” maçlarına tıpış tıpış giderlerdi!..İşte “bu noktada” duralım ve “asıl” sorumluyu yıllardan beri “o koltukta tutan” ve ona lâf söyletmeyen “baş” sorumluyu takdim edelim; Turgay Demirel!.. Her hezimetin altında bu üçlünün imzası var; yazıklar olsun!.. > Vedat Bayram’a mesaj!.. Sevgili Bayram.Stop.Bilmiyorum kaç defa yazdın ve sonra da okuyuculardan gelen tepki üzerine düzeltmeye çalıştın, ama daha büyük gaf yaptın.Stop.Her kulüp başkanının, her kulüp yöneticisinin karşısında gördüğü her gazeteciye, her mikrofona ya da kameraya ayaküstü söylediği sözler “ihbar kabul edilip, inceleme yapılsa, soruşturma açılsa”, Futbol Federasyonu’nun ve komitelerinin “her işi bırakıp”, bunlarla uğraşması gerekmez mi?..Stop.Üstelik, “iftira, iddia” konusu adalet önüne giderse, o yönetici ya da başkan “Bu benim şahsi görüşümdü,kulübümü bağlamaz” derse ne olacak?..Stop.Bir kulübün bir isteği, bir iddiası, bir şikâyeti varsa, bunu “altında yönetim kurulunun mührü de olması” kayıt ve şartı ile “yazılı” olarak yapması gerekmez mi?..Stop.Bunca yıl “devlet sporunda üst düzey yöneticilik yaptın”, her söylenen sözün peşinden koştun mu?..Stop.”Efendim, bu sözleri söyleyenler Fenerbahçe Kulübü başkan ve yöneticileridir, ciddiye alınmalı” diyorsan, o zaman “Anayasa’daki eşitlik ilkesi” ne oluyor?..Neden, lig bittikten sonra, üçüncü liglerden, süper liglere kadar “onca” kulübün başkan ve yöneticilerinin söylediklerini göz ardı edip, gündeme getirmiyorsun da, “ille” de Fenerbahçe yöneticilerinin “sözlü” iddialarının peşinde koşuyorsun?.. Stop.Ben hatırlamıyorum ve tahmin etmiyorum ama, yoksa devlet yöneticiliğinde “büyük-küçük ayrımı” mı yaptın?..Stop.Üstelik, Fenerbahçe Kulübü yöneticilerinin iddialarına karşı, başta Trabzonspor ve Beşiktaş olmak üzere Galatasaray yönetici ve başkanları da “mukabil” iddialarda bulundular, neden “o iddiaları” duymazlıktan geliyorsun da, ille “Federasyon, Fenerbahçe’nin iddialarını da Şike Komisyonu’na havale etmeli” diye ısrar ediyorsun?..Stop.Aslında, devleti bilen, yönetim usullerini bilen, inceleme, soruşturma usullerini bilen, hukuku bilen bir kişi olarak, “bu yanlışta ısrar edeceğine”, dönüp Fenerbahçe yönetimine “Neden iddia ve şikâyetlerinizi Futbol Federasyonu’na yazılı olarak bildirmiyorsunuz”diye sormuyorsun?..Stop.Hiç düşündün mü, acaba neden?..Stop.Sevgili Bayram, seni yöneticiliğinde “tarafsız davranan” bir bürokrat olarak tanıdım, yazar ve yorumculuğa başladığın ilk dönemde de “buna” çok dikkat ettin.Stop.Ama son aylarda “Aziz Başkan’ın medyadaki vakanüvislerine özenmeye başlayan” bir Vedat Bayram’la karşılıyorum, sporsayfalarında.Stop.Amandikkat.Stop.Sevgiler.Stop.Öcal Uluç.Stop. > Alay mı ediyorlar?... Türkiye’nin en büyük gazetelerinden birinin spor sayfalarında bir maç yazısından alacağım birkaç satır,”nerede ise bir gazete çıkaracak kadar” kalabalık olan bir spor servisinin bazen “ne kadar” lakayt olabildiğini ortaya koyuyor!.. Yoo, sakın ola sanmayın ki “bu tür” hata ve yanlışlar sadece Hürriyet’te oluyor; ne gezer; anlı ve de şanlı ve de “iddialı” ve de “büyük” gazetelerimizin hemen hemen hepsinde hemen hemen her gün benzer hata ve yanlışların bini bir para!.. Gazetenin çarşamba günkü spor sayfasında Trabzonspor’un Almanya’da yaptığı hazırlık maçının yazısının başlıkları: “Trabzon’dan tek kurşun / 5. hazırlık maçında Alman 2.Lig ekibi Freiburg’la karşılaşan bordo - mavililer, kalesinde devleşen Walke’yi Çağdaş’la avladı.” Hımm. Demek ki neymiş; Alman kaleci kalesinde devleşmiş ve bir yığın kurtarış yaparak Trabzonspor’un farklı galibiyetini önlemiş!.. Aaaa, “yıldız tablosuna bakıyorsunuz”; o da ne; “devleşen” kaleci Walke’ye verilen not “10 üzerinden 4”; evet yazı ile de; “sadece” dört!.. Bitmedi; yazıya göre Çağdaş, “kalesinde devleşen Walke’yi 84’üncü dakikada avlıyor!..” Yıldız tablosuna bakıyorsunuz, bre aman; “Çağdaş’ın 84’üncü dakikada avladığı” devleşen kaleci Walke’nin “46’ıncı dakikada yerini Nulle’ye bıraktığını” görüyorsunuz!.. Kalede Nulle ama “devleşerek avlanan” Walke!.. Müthiş!.. Okuyucu ile resmen ve alenen “başka” nasıl dalga geçilir bilemem; buyursun, Hürriyet’in saygıdeğer “okuyucu temsilcisi” bizlere anlatsın da, öğrenelim!..
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT