BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Eşin dostun gönlünü almak için...

Eşin dostun gönlünü almak için...

Müslümân olan akrâbasını ziyâret edene, yetmiş nâfile hac sevâbı verilir. Gönül almak ziyâreti ise, bundan daha çok sevaptır. Peygamber efendimiz, gönül almak için, müşriklerin hastalarını bile ziyâret ederlerdi...



Kalb, gönül; yürek denilen, et parçasına yerleştirilmiş nûrânî ve mânevî kuvvettir. Ve kalb kırmak, gönül yıkmak, Kâbe’yi yıkmaktan dahâ büyük günâhtır. Allahü teâlâyı en ziyâde inciten, küfürden yani inkârdan sonra, kalb kırmak gibi büyük günâh yoktur. Mü’minin kalbini incitmek, kırmak ise, Kâbe’yi birkaç kere yıkmaktan dahâ büyük günâhtır. Zira hadis-i şerifte; (Bir Müslümânı haksız olarak incitmek, Kâbe’yi yetmiş kere yıkmaktan dahâ günâhtır) buyuruldu. İmâm-ı Rabbâni hazretleri buyuruyor ki: “Kalb, Allahü teâlânın komşusudur. Allahü teâlâya kalbin yakın olduğu kadar hiçbir şey yakın değildir. Mü’min olsun, âsî olsun, hiçbir insanın kalbini incitmemelidir. Çünkü, âsî olan komşuyu da korumak lâzımdır. Sakınınız, kalb kırmaktan pek sakınınız! Allahü teâlâyı en ziyâde inciten küfürden sonra, kalb kırmak gibi büyük günâh yoktur. Çünkü, Allahü teâlâya ulaşan şeylerin en yakın olanı kalbdir. İnsanların hepsi, Allahü teâlânın köleleridir. Herhangi bir kimsenin kölesi döğülür, incitilirse, onun efendisi elbette gücenir. Her şeyin biricik mâliki, sâhibi olan efendinin şânını, büyüklüğünü düşünmelidir. Onun mahlûkları, ancak izin verdiği, emreylediği kadar kullanılabilir. İzni ile kullanmak, onları incitmek olmaz. Hattâ, onun emrini yapmak olur.” Kâfir bile olsa incitme! Ahmed Yesevî hazretleri de; “Kâfir bile olsa, hiç kimsenin kalbini kırma. Kalb kırmak, Allahü teâlâyı incitmek demektir” buyurmuştur. Müslümân olan ve dînini kayıran akrâbasını ziyâret eden bir kimseye, yetmiş nâfile hac sevâbı verilir. Gönül almak ziyâreti ise, bundan daha çok sevaptır. Peygamber efendimiz, gönül almak için, müşriklerin ve münâfıkların hastalarını bile ziyâret ederlerdi ve eshâb-ı kiramdan Mu’âz bin Cebel hazretlerine hitaben; (Yâ Mu’âz! Ayıpları gizle, kimsenin ayıbını yüzüne vurma! Farzlardan başka kıldığın namâzları ve ibâdetleri kimseye söyleme! Dünyâ işini âhiret işinden büyük görüp, evvel yapma! Hiç kimseye hor bakma! Kimsenin gönlünü kırma, herkesle hoş geçin. Eğer bu şekilde hareket etmezseniz elem verici azâba uğrarsınız) buyurmuşlardır. Kalb kırmamak, gönül yıkmamak bu kadar mühim olmasına rağmen, insanların gönlünü hoş etmek için, haram işlemek, günaha girmek, caiz değildir. Fetâvâ-yı Hindiyyede deniyor ki: “Herkesle müdârâ ederek sohbet etmelidir. Yani hep tatlı dilli ve güler yüzlü olmalıdır. İyi ve kötü herkesle karşılaşınca, böyle olmalıdır. Fakat, kötülere müdâhene etmemeli, onun sapık yolundan râzı olduğunu zanettirmemelidir.” Müdârâ, İslâmiyetin dışına çıkmadan, gönül almaktır. Müdâhene ise, birinin gönlünü alırken, İslâmiyetin dışına çıkmak, günâha girmektir. Bir kimse, birinin gönlünü almak için başkasını incitse veyâ başkasının malı ile sadaka verse, yâhut harâm para ile mektep, câmi yaptırsa, bunlara sevap verilmez. Bunlara sevap beklemek, câhillik olur. Zulüm, günâh, iyi niyet ile işlenirse, yine günâh olur. Böyle işleri yapmamak sevaptır. Herhangi bir kimsenin, arkadaşlarının gönlünü hoş etmeyi niyet ederek, içki içmeden, onlarla oturması câiz olur demek ve (Amel, niyete göre değerlenir) hadîs-i şerîfini söylemek, doğru değildir. Çünkü niyet, ibâdetlere ve mubâh işlere tesir eder. Harâm işler, iyi niyetle câiz olmaz. Yiğitlik göstermek veyâ para, mal kazanmak için gazâ eden kimse, cihâd sevâbı kazanmaz. Mubâhlar iyi niyet ile yapılınca, hayır, iyilik olup sevap kazanılır. Fakat, mü’min kardeşinin gönlünü hoş etmek niyeti ile harâm işlemek câiz olmaz ve (Mü’mini sevindireni, Allahü teâlâ sevindirir) hadîs-i şerîfine uyulmuş olmaz. Ancak zarûret ve fitne uyandırmamak için, içki içmemek şartı ile onlarla oturabilir ise de, önceden bundan sakınmak lâzımdır. Kendini ateşe atmak!.. Ölüden veyâ diriden dilekte, istekte bulunan bir kimsenin, ibâdet mi, yoksa onu vesile mi ettiğini, yani niyetinin ne olduğunu anlamak için, bu kimsenin, dilekte, istekte bulunurken İslâmiyetin dışına çıkıp çıkmadığına bakılır. İslâmiyetin dışına çıkıyorsa yani istekte bulunduğu kimsenin gönlünü hoş etmek için, harâm işliyor veyâ farzı yapmıyorsa, istekte, dilekte bulunduğu kimseye tapındığı anlaşılır! Görülüyor ki, diriden dilekte bulunurken, onun gönlünü hoş etmek için, İslâmiyetin dışına çıkan kimseler, imanlarını tehlikeye sokmaktadırlar. İslâmiyetin dışına çıkmadan, haram işlemeden, diri veya ölü herhangi bir kimseyi vesile ederek istekte bulunanlar ise, Allahü teâlânın emrini yapmakta, yani sebebe yapışmaktadırlar. Netice olarak, eşin dostun gönlünü almak için günah işlemek, kendini ateşe atmak, akıllı kimsenin yapacağı şey değildir. İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin buyurduğu gibi: “Ehlin, âilenin gönlünü almak için, günah işlemek, ahmaklıktır.”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT