BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Palavra... Palavra... Palavra!

Palavra... Palavra... Palavra!

Yok yok, sakın ola ki, Ajda Pekkan’ın ünlü aranjmanını söylemeye falan kalkıştığımı sanmayın! Mesele şu; bilim kurgu filmleri örneği, aldığı ilacın etkisi geçip de, bir anda uyanıp hayata dönen Türk Spor Basını, ülkedeki şike ve teşvik primi olaylarını kamuoyunun önüne seriverdi. Bravo! Allah’tan İtalyan adaleti, bilmem kaçıncı defa bütün dünyaya adalet dersi verdi de, bizim spor basını yüreklenip, aslanlar gibi ortaya çıktı.



Yok yok, sakın ola ki, Ajda Pekkan’ın ünlü aranjmanını söylemeye falan kalkıştığımı sanmayın! Mesele şu; bilim kurgu filmleri örneği, aldığı ilacın etkisi geçip de, bir anda uyanıp hayata dönen Türk Spor Basını, ülkedeki şike ve teşvik primi olaylarını kamuoyunun önüne seriverdi. Bravo! Allah’tan İtalyan adaleti, bilmem kaçıncı defa bütün dünyaya adalet dersi verdi de, bizim spor basını yüreklenip, aslanlar gibi ortaya çıktı. Tabii sadece spor basını değil ortaya çıkan... Hükümetin Spordan Sorumlu Bakanı da “Yakarım arkadaş, teftiş kurulunu devreye sokuyorum” gibilerinden efelenmez mi? Eh, tencere ve kapağı... Peki, ben şimdi hepsine soruyorum: Ey büyük vatanseverler ve futbolun adalet temsilcileri, TBMM’nin anlı şanlı Şike ve Şiddet Araştırma Komisyonu; devletin ta kendisinin, yani TMSF’nin, İstanbulspor A.Ş’de ele geçirdiği belgeleri, bendeniz ve arkadaşlarım, Habertürk’teki Şeref Tribünü programında kamuoyuna açıkladığımızda neden ortalarda yoktunuz? Yoksa, sizce, bir anonim şirketin resmi sorumlularının, hem de, kendi el yazılarıyla verdikleri ifadelerin değeri yok mudur? Futbolcuların girişi, çıkışı kayıtlı olmayan ama o resmi görevlilerce nereden alındığı açıkça ifade edilen paraları, makbuz karşılığı imza atarak almış olmaları da mı sizi hiç ilgilendirmedi? Aynı dosyada yazılı olmasını bir kenara bırakın, bir kulübün başkanın kendi sesi ve görüntüsüyle basın toplantısında “Kulübe TMSF el koymuştu, biz de parayı devletin eline geçmesin diye futbolcuya elden verdik” açıklaması da mı kulak arkası edilecek cinstendi? Sayın Bakan; siz önce kendi devletinizin elindeki belgelere itibar edin, sonra dedikodular peşinde koşarsınız. TFF’den büyük hizmet! Gazetelerde bir ilan gördüm. Havaya zıplamışım! Futbol Federasyonu’na aitti bu ilan... Diyorlardı ki, “Futbolcu ve teknik kadrolar dahil, yaklaşık 6000 kişinin ferdi kaza grup sigortalarını yapmak üzere Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği üyesi olan sigorta şirketlerinden teklif alınacaktır.” Ne hizmet! Helal olsun! Haluk Ulusoy’un dibini oymaya kalkan ahmaklara duyurulur! Haaa, yarın şampiyonluk kaybedenler, ister misiniz, sigorta uğursuz geldi desinler. Vallahi derler, billahi derler! Bizim Emre’yi yaktılar! Emre Bol, bizim sayfanın genç, dinamik bir muhabiridir. Şu anda F. Bahçe haberlerini kovalamakla sorumludur. Geçtiğimiz hafta Hollanda kampından bir haber geçti. Haber; F.Bahçe’nin Schevcenko ile Anelka’yı takas edeceği yolunda idi. İnanılmazdı. Öyle ya, Chelsea’nın başkanı Anelka’yı istese, bir ay önce 60 milyon dolar bonservis bedeli ödeyip, yıllık da 9,5 milyon euro’ya imza attırdığı adamı mı verir? Bunun günahı kaç para deyip, bastırırdı mangırı... Ama birileri Emre’ye, yemin billah işin bu merkezde olduğunu söylemiş. Gençlik bu; Emre de, gece yarısına kadar servisteki sorumluları ikna etmek için uğraşıp, haberi özel hale getirip, yayımlattı. Tabii şimdilik böyle bir şey yok... Şimdilik diyorum, çünkü haberin kaynağı Emre’den “Yaktın beni” haykırışını duyunca, “Bekle ve gör” demiş. Tabii diğer gazetelerdeki arkadaşlar beni arayıp, “Eeee ağabey, hep bizi yazıyorsun, bakalım şimdi ne yapacaksın” diye serzenişte bulundular. Şimdilik onlar da haklı... İş olursa Emre de, haberi veren de kazanır. Ama bence olmaz! O zaman, haberi veren yalan haberde bir daha kimsenin sollayamayacağı bir rekorun sahibi olur. Emre’ye mi ne olur? Öyle bir rövanş alır ki, haberin kaynağı yok olur. Ben Beşiktaş’ta yönetici olsaydım! Tayfur’un jübilesine, Beşiktaş’ta ne kadar problem olup, yollanmış futbolcu varsa, hepsi geldi. Ne oldu? Tribünler inledi... Ne diye mi? Pascal, İlhan, Sergen falan diye... Hatta öylesine ki, tribünlere Sergen’in bugünkü formasını giyip gelenler bile oldu. Buna izin vermek, Beşiktaş’ın bugün, hem de gençlerle yenilenmiş kadrosunu resmen sabote etmektir. Bugünkü futbolcuları ezdirmektir. Hasarı yakında görürüz. Atv’de muhteşem gece! Geçtiğimiz Çarşamba gecesi Atv’de, bana göre özel televizyonlardaki bütün zamanların müzikle dolu en muhteşem programı vardı. Hüsnü Şenlendirici ile Dr. Ferhat Göçer, Funda Arar ve Kıraç’ı yanlarına alarak kulaklarımızın pasını sildiler. Helal olsun! Avrupa Boks Turnuvası’ndaki rezalet! Ülke sınırları içindeki şampiyonalarda kazanılan madalyalarla övünme yarışına girenler, ne yazık ki, uluslar arası ringlerde Türk Boksu’nu rezil etmişlerdir. Sporcusuyla, hocasıyla... Şimdi bu lekeyi kim temizleyecek? Belki de ringlere çıkıp, yerli şampiyonalarda madalya takmayı marifet sananlar. Bu ne biçim devlet! Siz bir Türk vatandaşı olarak, yani Ali, Veli, Cevat, Hüsnü olarak, hatta hatta Artin, Niko, Yasef olarak, nüfus müdürlüğüne gidip, nüfus kağıdınızı yenilemeye veya çıkarmaya kalktığınızda, karşınızdaki görevliye gelişi güzel veya iş kıyafetiyle bir fotoğraf verseniz, nüfus kağıdı alabilir misiniz? Alnınızı karışlarım... Kravatlı, cepheden çekilmiş, yüzü, kulakları (şimdi konsolosluklar öyle istiyor) açık ve net biçimde görülebilen fotoğraf istiyorlar. Ama iş Aurelio’ya gelince, iş kıyafetiyle fotoğraf serbest... Ne ülke be! Tam Avrupa Birliği’ne uygun... Hadi oradan be! Helal sana Ünal kardeşim! Ünal Karaman’ı tanırsınız... Trabzonspor ve Malatyaspor’un ası, milli takımın büyük oyuncusu. Yurt dışında büyük işler yapabilecek olmasına rağmen, ülke sevgisi yüzünden bizi bırakamayan adam gibi adam... Şimdi bu Ünal, Şifo’ya Futbol Adamları Derneği tarafından verilen “Erdemli davranış” karşılığı ödüle, “Böyle tavra ödül mü olur” diye karşı çıkmış. Ah be, bu ülkede on tane daha Ünal Karaman olsa... Türkiye’nin de artık Utanç Duvarı var! İkinci Dünya Savaşı sonrası Berlin’i ikiye bölen Utanç Duvarı, yıllarca insanlığın en büyük yüz karası olarak durdu. İki Almanya birleşirken de, birkaç metresi ibret olsun diye bırakılırken, yıkıldı. Ama gelin görün ki, artık Türkiye’nin böyle bir duvarı oldu. 19 Temmuz gecesi G.Saray’a saldıran F.Bahçeliler yüzünden şimdi yüz yıllık iki kulübün sosyal tesislerini bir duvar ayırıyor. Tıpkı İkinci Dünya Savaşı sonrası Berlin’i ayırdığı gibi... Sosyal Tesisler dedim değil mi? Biri öyle de diğeri değil... Zaten olayın altında da bu yatıyor... Ne acı değil mi? Acaba bu eylemin kahramanları başkanları tarafından neyle taltif edildi? Öyle ya o tesislere girebildiklerine göre... Tigana’nın takvimi! Beşiktaş Teknik Direktörü Tigana, iyi futbola rağmen alınan kötü sonuçlar üzerine yönetimin kulak çekişine, “Bekleyin, ekimde gerçek takımı göreceksiniz” demiş. Biraz uzun bir süre bu... Şayet gerçekten ekime kadar Beşiktaş, oynadığının karşılığını alamazsa, Tigana sözleşmesinin karşılığı alır ve gider. Hep söyledim, yazdım; Beşiktaş oynuyor ama kazanamıyor. Tek santrfora dönülmezse bu böyle gider. Trabzonspor iyi yolda değil! Hadi diyelim ki, ülke dışı bağlantılar. Çalışmalar zayıf... Peki, Trabzonspor’un kurmayları, ahkam kesmeye alıştığımız isimleri, eski futbolcuları, yardımcı hocaları, yani kim varsa, şu bizim ligden Fahri ile Bilal’i de mi görmediler? Trabzonspor’un oyunu yönlendirici, yönetici elemanı, elemanları yok. Bu yüzden yakında Fatih de, Gökdeniz de yok olur... Bilesiniz! Sabri Kiraz hocamı andım! Sabri Kiraz hocamı benim kuşağım ve benden öncekiler çok iyi tanırlar. Hatta bizden az bir şey gençler de... Sabri hocam, F.Bahçe’deki kalecilik yıllarından sonra, milli takım da dahil, bir çok takımın hocalığını yaptı. En önemli özelliği de, gençleri bulup yıldız mertebesine yükseltebilmesiydi. Sabri hocamın ilk hocalık yıllarında, şimdiki gibi her türlü malzeme bulunmadığından, soyunma odasında taktiklerini, o günlerde duşa giderken giydiğimiz takunyalarla verdiğini çok futbolcusu bilir. Ben de, Zico, Hollanda’da şu şişelerini dizip de taktik verince, o günleri anımsadım. Ne dedik ki! Ümitler bizi mest etti! Ümit milli basketbol takımımız, Avrupa Şampiyonu olamayıp, gümüş madalyayla yetindi ama, ilerisi için bizlere çok şey verdi. Artık bizim de, yarınlar için yeni yeni önemli uzunlarımız, müthiş sayı üreten oyun kurucularımız, çok yetenekli 3 ve 4 numaralarımız var... Zaten ümitler ve gençler bazında şampiyonluklardan çok yarınlara sunulacak oyuncular ve de onların adedi çok önemlidir. Helal olsun çocuklar! > G.Saray’da kim kazanacak? Eric Gerets ille de ön libero ve hatta biraz da “10 numara” diye kıvranıyor. Saçlarındaki beyazlar artmış gibi... Erdal ve Stumpf da öyle... Peki, futbolcuyu alan makamın durumu nasıl? Başkan Canaydın, başkan vekili Adnan Polat’a topu vermiş kaçmış ama, yeniden almak için pek kendini göstermiyor. Adnan Polat da, top ayağında üstüne basıp biraz daha mı tutsam, ya da topu eline alıp oyun bitti mi desem diyor. Bursaspor maçında gördüğüm G. Saray’da ise devşirme ön liberolar ancak hepsi birden oynarsa takım ayakta durur gibi... Tabii sıradan kolay maçlar için bunu söylemiyorum. O zaman da sahaya 13-14 kişi çıkmak gerekir. Bir bakarsınız, G. Saray bu sezon 13 kişi oynar. Hem böylece şampiyon olursa da, şaibesi de yanında durur. > Ciddiyete dikiz F.Bahçe’nin, Valencia gibi ciddi bir ekiple yaptığı hazırlık maçında, üstünde ciddiyetle durulması gereken bir ciddiyetsizlik yaşandı. Mesele şu; maçta hiç bir şekilde yer almayacak olan Anelka, yedek kulübesinde gözünde güneş gözlüğü, kulağında müzikçaları, kolunda da çok pahalı altın kol saatiyle oturuyordu. Orası sayfiye yeri değildi. Ama hiç bir Fenerbahçeli yöneticinin, oradakiler veya buradakiler aklına şu uyarıyı yapmak gelmedi: “Çık tribünde keyif çat kardeşim.”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT