BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Orta Asya’dan Orta Doğu’ya güç edinme savaşı

Orta Asya’dan Orta Doğu’ya güç edinme savaşı

Orta Doğu’da İsrail’in acımasızca başlattığı gerginlik, sıradan bir olay değil. Ateşkesin sağlanması ile duracak bir gelişme, olarak da gözükmüyor.



Orta Doğu’da İsrail’in acımasızca başlattığı gerginlik, sıradan bir olay değil. Ateşkesin sağlanması ile duracak bir gelişme, olarak da gözükmüyor. İsrail’in saldırganlığına ve bugüne kadar yaptığı zulümlere ses çıkarmayanlar, bundan sonra da aynı tavırlarını sürdürecekler. Zira İsrail’in sebep olduğu ve sürdüreceği gerginlikler, Orta Doğu’nun daha geniş sahiplenilme ve kontrol edilme projesinin sadece uygulama adımları ve detaylarıdır! Temel gerekçe ve sebep, Birinci Dünya Savaşı sonrasında İngiliz emperyalizminin çizdiği suni sınırların bugün, 21. yüzyıldaki “nüfuz ve çıkar ihtiraslarını karşılayamaması” sancısıdır. Osmanlı’dan sonra bölgeyi sömürenlerin, yıllardır uyguladıkları acımasız ve zalim politikalarını, bugünün değişen konjonktürüne göre uyarlama gayretleridir. Değişen şartlarda da, emel ve çıkarlarını rahatça sürdürebilme isteklerinin, zalim ve çirkin bir sonucudur. Genişletilmiş Orta Doğu projesine, bu gözle bakmak gerekir. Stratejik çıkarların, acımasız bir şekilde korunma ve sürdürülme arzusunu dikkate almadan değerlendirmeler yapmak, gerçek durumu anlamayı daha da zorlaştırır. Zira bugün yaşananlar, “de facto” bir durumdur. Gücü olanların baskıyla, amaçlarını gerçekleştirme gayretleridir. Avrasya’dan K. Afrika’ya ABD Dışişleri Bakanı Bayan Rice’ın, Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Danışmanıyken 7 Ağustos 2003 tarihinde Washington Post gazetesinde yazdığı makale, “Avrasya’dan Orta Doğu ve Kuzey Afrika’ya yayılan geniş bölgede, ne tür değişimlerin amaçlandığını” net şekilde ortaya koyuyordu. Afganistan ve Irak işgalleri, terörle global mücadele gerekçesiyle uygulamaya sokulan sert ve saldırgan politikalar, hep sözkonusu geniş bölgede gerçekleştirilmek istenen büyük değişimin uygulama adımlarıdır. Bu değişimde kullanılan gerekçe, bölgeye demokrasi götürme kılıfıdır. Keşke bugüne kadar diktatörlerle kontrol edilen bu geniş bölgeye gerçekten demokrasi gelse. Halkların, kendi iktidarlarını belirme şansları olsa... Filistin’de seçimi kazanan Hamas’lı yöneticilere yapılan tecrit muamelesi, sadece adaletsizlik ve haksızlığın değil; aynı zamanda çifte standartlı ve ikiyüzlü olmanın da çok çirkin bir tescilidir. Türkiye daha aktif olmalı Her şeye rağmen, bu değişim, kaçınılmaz! Reel politik bir durum! Zaten, 1 Mart Tezkeresi’nin TBMM’de kabul edilmeyişi sonrasında, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök’ün yaptığı değerlendirme, bu değişimin istikametini ve Türkiye’ye olacak büyük etkilerini açıkça ortaya koyuyordu. Özkök Paşa, “Türkiye’nin belirleme ve durdurma etkisinin dışındaki bu gelişmelere seyirci kalınamayacağını, ülkemizin yüksek menfaatlerinin gereği olarak, “en az zararlı tercihleri” yapmak zorunda olduğumuzu” vurguluyordu. Türk Genelkurmayı’nın o günkü değerlendirmesi son derece gerçekçi bir tesbit idi. Türkiye, dışındaki bu gelişmelere sınırlı etkisini gösterebilme imkânını, Tezkere’nin kabul edilmeyişi ile zayıflattı. Gelişmelerin yönlendirildiği “komuta ve karar mekanizmalarının” dışında kaldı. Dışında kalmasaydı, sınırlı gücüyle de olsa, daha çok sözünü dinletme imkânına kavuşacaktı. Böylece Irak’ta ve Orta Doğu’da, süper gücün ateşlediği taşları yerinden oynatan gelişmelerde, bölge haklarının daha az acı çekmesini sağlayacak “koruyucu rolü” olabilecekti. Bugün hem bölge halkları, hem biz, daha fazla acı çekiyoruz. Zulüm ve acımasız saldırgan politikalar, hepimizi can evimizden vuruyor. Kahroluyoruz! Bunun içindir ki Türkiye, Genişletilmiş Ortadoğu Projesi’nde daha aktif olmanın yolunu bulmalı. Ön ve arka bahçelerimizde, yanı başımızda olan gelişmeler bunlar! Zaten acımasız etkilerinin dışında değiliz. Duygusal tepkiler ve aklıselimimizi örten kızgınlıklarla yine, “karar ve komuta” mekanizmalarının dışında kalırsak, taşları yerinden oynatan güçlerin nezdinde daha etkili olma ve sözümüzü daha çok dinletme imkânını kullanamazsak, “milletçe daha büyük tarihi vebal altına girme durumumuz” kaçınılmazdır. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün Roma’daki görüşmeler sırasında ifade ettiği yeni Orta Doğu ile ilgili düşünceleri, son derece önemlidir. Gül’ün, “Orta Doğu’ya demokrasi getirmek zorla ve baskıyla olmaz!” açıklaması, yerindedir. Türkiye aktif rol ve etkisini, bu yönde kullanır ve demokrasi ihracının “bir oyundan-yalandan ibaret” olmadığını gösterecek gelişmelere odaklanırsa, insanlar daha az acı çekecek. Çivisi çıkmış dünyamızda zulüm ve saldırganlıkların önlenebilmesinde umut ışıkları-kıvılcımları görülmeye başlayacaktır!
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT