BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Oniki yıldaki anlatılmaz hız

Oniki yıldaki anlatılmaz hız

Bizim Budin’imizin, Macarların Budapeşte’sinin yanından geçerek, Estergon’un, Uyvar’ın hasretiyle yanarak, Viyana’ya yürüdü. Ahmet, şato ve kaleciklerin, zenginlerin meskenleri olduğunu öğrenince çok hayret etti, “Kimden korkarak böyle kalelerin içinde yaşıyorlar.” diye şaşkınlığını dile getirdi.



Bizim Budin’imizin, Macarların Budapeşte’sinin yanından geçerek, Estergon’un, Uyvar’ın hasretiyle yanarak, Viyana’ya yürüdü. Ahmet, şato ve kaleciklerin, zenginlerin meskenleri olduğunu öğrenince çok hayret etti, “Kimden korkarak böyle kalelerin içinde yaşıyorlar.” diye şaşkınlığını dile getirdi. Bir kitapta okumuştu, akıncı şairlerinden biri, “Geçirmek için ele hoş bir nigârı (sevgiliyi)/Nara ile alırlardı hisarı.” diyordu. O zaman anlayamamıştı, akıncı şairinin ne demek istediğini. Şimdi, Tuna boylarında yükselen hisar, kalecik ve şatoları görünce, şairin işaret ettiği esrarı fark eder gibi olmuştu. Bir güzeli, ele geçirmek, bir güzelin gönlüne girmek için bir kale alış... Kahramanlığa aşkımızı bütün dünya bilir, aşktaki kahramanlığımızı anlatmağa bu iki mısra yeterdi her halde. Bir dilber, bir güzel, bir Kızılelma, bir hedef, bir ciğerdelen için, en çetin kaleleri, özellikle de Tuna kenarındakileri bir mukavva gibi devirmek... Durup dururken mi demişiz, “Estergon Kal’ası su başı durak/Kemirir gönlümü bir sinsi firak/Gönül yar peşinde yar ondan ırak/Akma Tuna Akma ben dertliyim/Yar peşinde koşan yandım kara bahtlıyım.” Diye... Can ki her şeyden üstün, fakat cânân, candan aziz... Can değil canlar feda cânân için... Aşk; ölümün üstünde bir taht gibi, ölümü basamaklayarak kalbe baht arayış, güzele böyle yükselmiş akıncı cetler. Kara Ahmet, akıncı atalarını Avrupa içlerine çeken esrarı çözer gibi oldu. Sadece 12 yılda, 1514’ten 1526’ya...Çaldıran’ı kazanıp Tebriz’e, Mercidabık’ta zafer kazanıp Kahire’ye, Mohaç’ta demir zırhlara bürünmüş düşmanı imha edip Budapeşte’ye girmek... Nasıl izah edilir? Aşkı, ölümün üstünde taht gibi görmekten başka ne ile... Hangi hangi millette hangi nesil, dünyaya böyle bir şimşekleme çember gerdi, Türk oğlundan başka... Mohaç’a gelenler, Budapeşte’yi Budin eyleyenler, Macar kralının sarayına Kızılelma sarayı diyenler, üç yıl sonra, yalnızca üç yıl, 1529’da, Viyana’yı, Türk oğlunun kızılelmasını kuşattılar. Viyana’yı alıp Paris’e geçmek niyetiyle... Ama olmamış, yaz niyetiyle çıkılan seferde, şartlar kış olmuş ve dönülmüş... Tekrar gelmek niyetiyle... Tam 154 yıl sonra tekrar gelmişiz. İkinci defa kuşatmışız, Viyana’yı... Bir buçuk asırlık bir tarih yaylası... Bir ucu çıkışımızın sonu, diğer ucunda inişimizin başı var... Birincide geri döndük, bütün kuvvetimizi göstererek, ikinci de bütün çürüklüğümüzü gösterdik geri dönerek. Birinciden sonra bir buçuk asır kıpırdıyamamışlardı; ikinciden sonra ise 174 yıl içinde ta İstanbul’a kadar gelmişlerdi. Ahmet, düşündü, Osmanlı’nın gittiği son nokta olan Viyana’yı. Viyana, bir uçtu, ama Türk tarihinin bir çok uçlarından yalnızca bir tanesiydi. Pekin’den Kalküta’ya, Serendip’ten Bahçesaray’a kadar sayısız uçlardan biri... Viyana, son bin yılda bizim yedibuçuk asırlık yükselişimizi ve ikibuçuk asırlık düşüşümüzün göstergesiydi. 1900’ün 22 Haziran’ında Viyana’ya ulaştı. Ecdadı, Tuna boyunu takip ederek, onun rehberliğinde gelmişti Viyana’ya. Ahmet de Tuna’yı takip ederek geldi. Atla gelen ecdadı Viyana, önünde kalıp içeri girememişti. Ama Ahmet, Viyana surlarından içeri girmişti, tren denen bir acayip vasıtayla... > DEVAMI VAR
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT