BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Seven, sevdiğine itâat eder...

Seven, sevdiğine itâat eder...

Sevenin, sevdiğinin sevdiklerini sevmesi ve sevmediklerini de, sevmemesi lâzımdır. Bu sevgi ve düşmanlık, insanın elinde değildir. Sevginin îcâbıdır, kendiliğinden hâsıl olur...



Bir kimseyi seviyorum deyince, ona karşı mecâzî muhabbeti olduğu anlaşılır. Her Müslümân, Resûlullah efendimizi böyle sevmektedir. Zaten Müslümân olmak için, bu kadar muhabbet kâfîdir. Hakîkî sevginin hâsıl olması için, Peygamber efendimizin sözlerini, işlerini, hâllerini ve ahlâkını öğrenmek ve bunları da sevmek lâzımdır. İmâm-ı Rabbânî hazretleri; “Seven ve sevgiliden başka her şeyden kesilen, sevdiğine kavuşur. Böyle sevgisi olmayan ise, bu kavuşmayı ancak öğrenir, bilir ve bu bilgisini büyük nimet sanır” buyurmuştur. Eğer bir kimsede hakîkî sevgi çok olursa, sevdiğinden başka her şeyi, hattâ kendini bile unutur. Çünkü sevilene itâat edilir ve her şeyde ona tâbi olunur. Hadîs-i şerîfte; (Bir kimse, Allahın dostlarını sever, düşmanlarını düşman bilirse ve Allah için verir ve Allah için vermezse, îmânı kâmil olur) buyuruldu. Sözünün eri olmak!.. Sevenin, sevdiğinin sevdiklerini sevmesi ve sevmediklerini de, sevmemesi lâzımdır. Bu sevgi ve düşmanlık, insanın elinde değildir. Sevginin îcâbıdır, kendiliğinden hâsıl olur. Dostun dostları, insana sevimli görünür. Düşmanları, çok çirkin görünür. Bir kimse, birisini seviyorum derse, onun düşmanlarından uzaklaşmadıkça, sözüne inanılmaz. Ona münâfık denir. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: (Allahü teâlâ, bir Peygambere vahyetti ki, “Falan âbide söyle: Dünyâda zühd ederek, nefsini rahata kavuşturdun ve kendini kıymetlendirdin. Benim için ne yaptın?” Âbid sordu: “Yâ Rabbî! Senin için ne yapılır?” Allahü teâlâ buyurdu: “Düşmanıma, benim için düşmanlık ettin mi ve sevdiğimi benim için sevdin mi?” buyuruldu.) Muhabbet, sevgilinin dostlarını sevmeyi, düşmanlarına düşmanlık etmeyi îcâbeder. Bu sevgi ve düşmanlık, sâdık olanların elinde ve irâdesinde değildir. Çalışmaksızın, zahmet çekmeksizin kendiliğinden hâsıl olur. Dostun dostları güzel görünür ve düşmanları çirkin ve fenâ görünür. Dünyânın güzel görünüşlerine kapılanlara hâsıl olan muhabbet de, bunu îcâb ettiriyor. Peygamber efendimiz; (Bir kimse, beni çocuğundan ve babasından ve herkesten dahâ çok sevmedikçe, îmân etmiş olmaz) buyurmuşlardır. Allahü teâlâyı sevenin, Onun Resûlünü de sevmesi vâcibdir. Sâlih kulları da sevmesi lâzımdır. Süfyân bin Uyeyne hazretleri; “Allahü teâlâyı seven, Allahü teâlânın sevdiklerini de sever. Allahü teâlânın sevdiklerini seven, Allahü teâlânın rızâsı için sever” buyurmuştur. Seviyorum diyen bir kimse, sevgilisinin düşmanlarından kesilmedikçe sözünün eri sayılmaz. Buna yalancı denir. Abdullah-i Ensârî hazretleri buyuruyor ki: “Ebül-Hüseyn bin Sem’ûn, bir gün hocam Husrîyi incitmişti. O ândan beri, kalbimde ona karşı soğukluk duyuyorum.” Büyüklerin meşhûr olan; “Üstâdını incitene darılmaz, gücenmez isen, köpek senden dahâ iyidir” sözünü burada hâtırlatmak yerinde olur. Herkes neyi severse onun zikrini çok eder. Allahü teâlâyı seven Allahı, Resûlullah efendimizi seven O’nu, evliyâyı seven evliyâyı çok zikreder, anar. Yâni hiç hatırından çıkarmaz. Çünkü çok sevilen, insânın kalbinden, hâtırından hiç çıkmaz. Her mü’minin, Resûlullah efendimizi çok sevmesi lâzımdır. Onu çok seven, Onu çok anar, çok söyler, çok över. Hadîs-i şerîfte; (Bir şeyi çok seven, onu çok anar) buyuruldu. Nitekim çocuklarını, hanımını, tarlasını, bağını, bahçesini, parasını seven, bunları hiç gönlünden çıkarmaz. Herkes kalbini yoklarsa, kimi çok sevdiğini anlar. Herkes sevdiği ne emrettiyse onu cânı gibi yerine getirir. Bâzısını yapar, bâzısını yapmazsa sevgisi az, hiç tutmazsa sevmediği anlaşılır. Akıl ve ilim sâhipleri... Nefsine düşkün olan, nefsinin arzûlarına kavuşmak için, yardım edenleri sever. Akıl ve ilim sâhipleri ise, medenî insan olmasına yardım edenleri sever. Kısacası, iyiler iyileri, kötüler de kötüleri sever. Bir kimsenin sevdiklerine, arkadaşlarına bakarak, onun nasıl bir adam olduğu anlaşılır. Hadîs-i şerîfte; (Herkes, kendisine ihsân edeni sever. Bu sevgi, insânın yaratılışında mevcûttur) buyuruldu. Netice olarak sevgi, itâat demektir. Yani seven, sevdiğine itâat eder. Sevginin derecesi, itâatteki sürat ile ölçülür. Bir kimse, “Ben ehl-i sünnet âlimlerini, bu büyükleri seviyorum” deyip de, bunlara ve bunların bildirdiklerine itâat etmezse, bu kimse yalancıdır. Vücuttaki herhangi bir hücre, beyinle bağlantısını kopartınca kanserleştiği gibi, bu büyüklerle, İslam âlimleri ile irtibatı, bağlantısı kesilen kimse de, iflâh olmaz. Bunun için, bu büyüklerin kıymetli eserlerini, kitaplarını okumalı, irtibatı, bağlantıyı hiç kesmemelidir. Ve Abdullah bin Mübârek hazretlerinin buyurduğu gibi: “Allahü teâlâya isyân ederken, O’nu sevdiğini nasıl söyleyebilirsin? Eğer sevgin doğru olsaydı, O’na itâat ederdin; çünkü seven, sevdiğine itâat eder.”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT