BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Silgi kalemden önce bitti

Silgi kalemden önce bitti

Bizim ligimiz hiçbir zaman 4 takımlı yarışı kaldıramadı. Kim geride kaldıysa sıkıntılarını haftalara ve oradan da aylara taşıdı ve “iyice geride” kaldı. Yarışı bıraktığını hissettiği anda Beşiktaş’ın tribünleri, F.Bahçe’nin yönetimleri, Trabzonluların keyifleri hemen kaçmıştır. Bu konuda en sağlıklı yapıya sahip olup her halükarda yarışı devam ettirebilen sağlıklı yapısı nedeniyle sadece G.Saray olmuştur. Ama onlar da en “cacık” sezon girişini yapmayı başarmışlardır.



Eğer silginiz, kaleminizden önce bitiyorsa, haddinden fazla yanlış yaptınız demektir. G.Saray için daha konsantre bir eleştiri yapamıyorum maalesef. Son yıllarda üst üste yapılan yanlışları silmekten; silgileri, doğruları listelemeye çalışan kalemlerinden çok önce eridi bitti bile... Yıllardır süregelen oyuncu seçimi yanlışları, takımın nerede eksiği olduğunu göremeyen futboldan uzak ama ticareti iyi bilen yöneticilerin yanlış tutumları, hep başkalarının hatalarından gelen “sanal başarılar” sayesinde örtülüp gitti. Geçen sezon “kendilerini şampiyon oldu” sananların yeni yanlışlarına tanık olmaktayız şimdi. Oysa birisi şampiyon olamadığı için sıra en iyi ikinciye gelmişti ve onlara verecekler kupayı. Bu gerçekle yüzleşememeleri, geçmişten beri gelen ve silgilerini çoktan tüketen “silinmiş yanlışların” bolluğundandır. Yahu göremiyor musunuz gerçekleri?.. Duran top korkusu Bu takımın taraftarı ve oyuncusu Hagi topu bıraktığından beri neden korkuyor hâlâ görmüyor musunuz? Maçın bir yeri gelecek, hakem bir düdük çalacak ve topu sahanın herhangi bir yerine dikip atmak zorunda kalacak diye korkuyorlar. Bütün bir takım, milyonlarca taraftar ve onlarca yönetici korkuyor. Bu bir korner, ya da sıradan bir faul olabilir. Onu atmaktan korkuyorlar. Penaltı bile atamıyorlar. Bu takım korner atmayı bile bilmiyor. Bütün bildikleri son derece demode bir şekilde uzun uzun şişirmek. 35 yaşına gelmiş ve sırtına hep bir adam binmiş olarak oynamak zorunda kalan bir adama uzun uzun şişirerek oynamak. Rakip defans yerine yerleşmeden atağa kalkmayı “kalleşlik” zanneden bir insan gurubu... Kontratak yapmayı “ahlaksız ve seviyesiz” oynamak zannedenler... Ortalarda bir yerlerde “ben bir şey üretemedim, al bari bir de sen dene” paslaşmaları... Hadi yaa... Bu takımın kaleciyle karşı karşıya kalacağı bir pas almaktan korkan adamları var, “ben şimdi bunu nasıl gol yaparım” endişesiyle... Son iki yıldır nasıl orta yapacağını hâlâ çözememiş bir takımdan bahsediyorum. Hasan’ın haklı olduğuna inandığım şu “Necati ile kavgası” bir an önce gerçekleşse de Kayserili Gökhan, Fenerbahçeli Semih, Erciyessporlu Cenk’in onda biri kadar bile olmayan “Meşhuuur golcü” çocuğun derdini bir öğrensek... Hani şu at kuyruklu olan milli futbolcu... Penaltıyı bile ancak dürten adam... Bir gün bir şeyler yapacak ve tek başına hiç olmazsa “bir maçcık” alacak diye üç sezondur beklenen adam. Utandır artık beni... Özür dilet kendinden... Girişi yanlış, çıkışı doğru Gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenirse, diğerleri yanlış iliklenerek gider. Geçen sezon takıma aşırı yüklenen ve bunun meyvelerini yıl sonunda toplamak uğruna G.Saray’ı Tromsö felaketiyle yoğuran Gerets, yine aynı hatayı yapıyor. Bu takımın hedefi şampiyonlar ligine girebilmek, 10 hafta sonra G.Antep’i yenebilmek değil. Cihan en az 4 kilo kaybıyla oynuyor ve topa vuracak hali yok. Hakan aynı durumda ama çabalıyor yine de. Hasan hakeza. Laktik asitleri kalmamış ve yakıtsız Porsche gibiler. Radikal davranabileceği kadar bilgisi olduğuna inanmıyorum hocalarının. İtalyan kondisyoner ile el ele veren Erdal Keser takımın canına okumuşlar. İkili mücadeleler de yoklar ve “mental deformasyon” yaşadıkları için anormal top kaybı ile oynuyorlar. Penaltıyı bile kalecinin gözüne vuracak halleri olmadığından, her topa vuracak gücü kalmamış adam gibi saçma sapan plaseler deniyorlar. Takım içinde rekabet falan da yok... Bazı adamlar biliyorlar ki, ne olursa olsun oynayacaklar... Ankara’da bir puan bile iyidir... Ama çarşamba gecesi olası bir felaketin ilk sinyalleri geldi ki; işte o çok kötüdür... Ayrıca benim yıllardır tanıdığım insanlara ait bulgularım doğru ise, Adnan Sezgin ve Adnan Polat, Gerets’den hiç memnun değil. Gitmesini evla bulduklarını hissediyorum. Gerets dua etsin G.Saray’ın sağlıklı yapısına ve “skolastik” etiğine ve değerlerine... İşte bu nedenle “cacık” kelimesini kullandım spotumda. Çünkü “cacık” doyurmaz, sadece şişirir adamı... G.Saray’ın tek yaptığı da şişirmek değil mi? > POST-İT Ödülü hak edip sahip olamamak, sahip olup hak edememekten daha iyidir. (Mark Twain) > Arık etten yağlı tirit olmaz Kendi adıma Marcelinho’yu beğendiğimi söyleyebilirim. Delgado’yu zaten çok beğenmiştim. Kayserispor iyi yerlere tam ihtiyacı olan adamları almış. Toledo iyi ama İglesias çok farklı ve yararlı. Gökhan belki onun asistleriyle değil ama “dikkati dağıtması” nedeniyle daha çok gol atar. Ben Carrusca’yı da beğendim... Ama onu arkadaşlarının beğenmesi önemlidir. G.Saray bünyesi hassastır, öyle içine hemen almaz herkesi... Benim beğenmediklerim bırakıldığı yerde bile otlayamayanlardır. G.Saray’ın elindeki malzemesi ezberlenmiş, farklı yollara başvuramayan, rutin listesinden, yağlı bir tirit çıkmayacağı ortada... Beşiktaş hazır da F.Bahçe “çok” hazır. Trabzonspor bile hazır olacak. Kayserispor tam hazır. Sezon planlamasında sıkıntı yaşamazlarsa en iyisi onlar. G.Saray ise hiç hazır değil... Ve bu takımların hemen ve şimdi, çok kritik maçları var... Bu tur dediğin şey de kapıya gelmiş “çarşafcıdan” satın alındığı gibi alınıp kenara konmuyor ki!.. > Özgürlük verilmez, alınır Onlarca yıl önceydi, çok eskilerde değil. Antrenörler vardı, “çıkın oynayın” diyen... Şimdilerde teknik direktörler var, “nasıl oynatmam” üzerine planlar yapan. Oyuncunun özgürlüğünü kısıtlamak üzerine kafa yoranlar egemen. Şu anda Türkiye liginde oyuncularını en özgür bırakan Ertuğrul Sağlam gibi geliyor bana. Bunun karşılığını da “sistem müsaade ederse” alması fazlası ile hakkıdır. Diğerlerinin oyuncularına tanıdıklarını sandıkları özgürlüğü ancak şöyle tanımlayabiliyorum: “Özgürsünüz çocuklar!.. Koca bir okyanusta kaybolmuş sandallar gibi özgürsünüz.” Bunun en iyi örneği ise; Kayseri Erciyesspor’un hocası Mustafa Uğur’un Kadıköy’de takımına tanıdığı özgürlüktür. > S-ÖZ Onurlu geçen bir saat bile, onursuz geçen bir asırdan daha değerlidir. (Ümit Aktan) > Uçurtmalar başladı Nasıl ki; Süper Kupa’yı kazanan Beşiktaş, hemen süperleştirildi, işte iki B36, bir de 6’lık Erciyes muamelesi öyle bağlandı uçurtmaların kuyruklarına. Bir tek Fener yazarı görmedim ki; Aurelio’nun penaltısını ve kırmızısını dile getirsin. 9 kişiyle 2-1’e gelmiş maçı hayal etsin. Aurelio’nun bir öncesinde Cenk’in ayağına vurduğunun da penaltı olabileceğini söylesin. Defansın göbeğinin yerden ve çabuk oynayacak Dinamo Kievli karıncalara, özellikle İstanbul maçında nasıl direneceğini yazsın. O maçları Bülent Demirlek’in yönetmeyeceğini haber versin. Bir tek hakem hatası olmuştur ve o da F.Bahçe lehine olmuştur. İkincinin F.Bahçe’yi yenmeye hiç ihtiyacı yok ki... Onlara olmayan kanatlar takan Fenerliler, bir gün gelir yener Fener’i... > “Bana pis zenci dedi” diyen Appiah’a söylemeli ki, Emre Toraman’ın oda arkadaşı ve kaptanı bir “zenci” oyuncudur.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT