BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Asla vazgeçme...

Asla vazgeçme...

1963 yılıydı... O yıl “Tamamen normal” Cieveland Hastanesi’nde, “Tamamen normal” bir ailenin bebeği olarak dünyaya geldim...



1963 yılıydı... O yıl “Tamamen normal” Cieveland Hastanesi’nde, “Tamamen normal” bir ailenin bebeği olarak dünyaya geldim... Keşke dünyayı avucunun içine almaya hazır tamamen normal bir bebek olduğumu söyleyebilseydim... Gözlerim neredeyse başımın tam iki yanındaydı... Burnumun bulunması gereken yerde iki tane delik vardı... Ayaklarım çarpıktı ve ona da parmak denebilirse bir tanenin dışında ayağımda hiç parmak yoktu... Sağ elimde de üç parmağım eksikti... Damağım yarıktı ve dudağımda başlayan yarık taa sağ gözüme kadar ilerliyordu... Maalesef bir bacağım da diğerinden kısaydı... ... Daha sonra bana söylendiğine göre hastane personeli benim yoğun sorunlarımdan ötürü yaşayamayacağımı düşünmüş... Aslında doktorlar beni anne ve babama göstermemeye kararlılarmış ve benim yaşamayacağımdan öylesine eminlermiş ki anne ve babama benim “Bilim adına incelenmek” üzere verilmem için bir form bile vermişler... Yedi aylıkken, uzun yıllar sürecek ameliyatlar dizisine başlamıştım. Ancak ilk yedi ameliyat pek de başarılı olamadı... ... Ana sınıfına başlayacağım yıl görüntüm ve konuşmamın iyi anlaşılamaması nedeniyle özel eğitim veren bir sınıfa yerleştirilmiştim... “Özel Eğitim” çocuğu olarak etiketlenmemin dışında görüntüm yüzünden hemen diğer çocuklar tarafından da “Gerzek”, “çirkin” ve “özürlü” olarak çağrılmaya başlanmıştım... Aksayarak yürüyordum. Ayağımda özel ayakkabılar ve bacağımı saran çubuklar vardı... Her okul tatilinde mutlaka ameliyat oluyor ve yine de okuldan bir hayli geri kalıyordum... Özel sınıftan asla çıkamayacağım konusunda endişelenmeye başlamıştım... Benim “normal” öğrencilerle aynı sınıfta olma isteğim anne ve babamın beni normal sınıfa yerleştirebilmek için testler aramalarına yol açtı... O yaz annem babam ve ben alacağım sınav için çok çalıştık. Nihayet sınavı almıştım... Şükür ki müdür elini omuzuma koyup, “3B sınıfına hoş geldin, genç adam” dedi... Annem bana sımsıkı sarıldı. Dördüncü sınıfın “Sürprizi” ana babamın ve benim çok uzun bir süredir beklediğimiz bir şeydi. On sekizinci ameliyatı da atlattım ve bu benim yaşantımı çok değiştirdi... Nihayet bir burnum vardı, dudaklarım “Yapıştırılmıştı” ve gözlerim artık olması gereken yere çok yakın bir yerdeydiler... Bir-iki yıl içinde anneme kanser tanısı kondu ve onu kaybettik. Ancak annem ölmeden önce bana kendime değer vermeyi ve asla vazgeçmemeyi öğretmişti... Diğer çocuklar bana isim taktıkları zaman kulağıma; “Bu isimlerin seni rahatsız etmesine izin verme... Doğru yetiştirilmeyen bu çocuklara acı” diye fısıldardı... Bu arada ailem, bana, bazı kimselerin benden çok daha büyük sorunlar yaşadıklarını ve benim sahip olduğum şeyler için şükran duymam gerektiğini öğrettiler... ... Üniversite mezuniyetimin ardından eğitim alanında master derecesi almak için çaba harcadım. Sonunda eşimle aynı okulda çalışmaya başladım... Sınıfımdaki çocuklar fiziksel, duygusal ya da zekâ açısından değişik alanlarda özel ilgiye ihtiyaç duyan kişiler. En son seçtiğim meslek en fazla çaba göstermemi gerektiren ve en zor olanı. Çocuklarımın yeni bir şey başardıkları zaman -bu birkaç yeni kelime öğrenmek ya da Özel Olimpiyatlarda bir derece almak da olabilir- gülümsediğini görmek beni mutlu ediyor... Toplam olarak yirmi dokuz ameliyat geçirdim... Bunlardan pek çoğu bana büyük ıstırap verdi. Aslında bu kadar çok ameliyat olup da hâlâ hayatta kalmamın Allah’ın diğer pek çok insanda olduğu gibi beni bir amaç uğruna yaşatıyor olması diye düşünüyorum... Ben yaşama amacımı her seferinde bir çocukta başarılı olarak yerine getiriyorum... Gerçekten “Tamamen normal” bir bebek olarak dünyaya gelmedim. Ancak Allah’ın isteği ve annem gibi kişilerin çabaları sonucu hayatla mücadele etmeye hazırım... Annemin bana öğrettiği ve hayatımın nedeni olan söz, benim şimdi öğrencilerime sık sık kullandığım bir slogan oldu: “-Asla vazgeçme...” (...Pazar hikayesini Michael Biasini anlattı) > 13.08.1928 * İlk kez, pakette kalan son sigarasını uzatan kişiye “Tiryakinin son sigarası alınmaz” denildi... (M.Fatih Erdoğan’dan) > Temel’in yeri... Temel, Fransız ve İtalyan bir gezi sırasında Afrika’da bir kabileye esir düşmüşler... Yamyamların şefi, her birine bir teklif götürmüş; “-Öyle bir şey isteyin ki; ben ve kabilem bunu yerine getiremesin... O zaman kurtulursunuz... Yoksa derinizi yüzüp kano yapacağız...” Önce Fransız’a sormuşlar, Fransız sadece kendi memleketine özgü bir yemek istemiş... Hemen Fransa’ya gidip yemeği alıp gelmişler ve Fransız’ın derisini yüzüp kano yapmışlar... Sonra İtalyan’a sıra gelmiş... O da bir İtalyan arabası yapmalarını istemiş... Hemen İtalya’ya gidip bir araba satın alıp geri dönmüşler ve tabii İtalyan’ı da yüzüp kano yapmışlar... Sıra Temel’e gelmiş... Temel kendi memleketinden bir çatal istemiş... Hemen bir kişi gidip Trabzon’a bir çatal almış gelmiş... Ama hepsi merak içinde... Şef sormuş: “-Diğerleri daha zor şeyler söylediler... Sen niye sadece çatal istedin?...” Temel çatalı kapmış ve baslamış orasına burasına batırmaya ve söylenmiş: “-Başlarım kanonuza... Alın size kano hadi bakalım nasıl yapacaksanız?... > tebeşir tozu “-Bazılarının, sadece normal olmak için ne büyük çaba sarf ettiğini kimse fark etmiyor...” (...Albert Camus) > Bizimkiler Sırrı halı saha maçından sonra normal ayakkabılarını giyip topallamaya başlar... Bir yandan da söyleniyordur, “Maçta sakatlanmadık, bittikten sonra sakatlandık”... Herkes ne olduğunu anlamaya çalışıyordur ki; olay çözülür; 44 numara ayakkabı giyen Sırrı, maçtan sonra Talip’in aynı model 41 numaralı ayakkabılarını giymiştir... sanatik kritik “-Benim işim duygu işi... Duygu sadece aşkla ilgili mi olur, hayır... Ben televizyonda bir şey izlediğim zaman bile duygulanıyorum... Bunun böyle anlaşılmasını istiyorum... Ben hayatımı, şarkıların arasında kodlayarak anlatıyorum...” (...Çelik Erişçi) politik kritik “-İmtihanı kaybeden ülkeler var. Hemen yanı başındayken İsrail’in bu saldırganlığına gözlerini kapatıp, Lübnan’ın çığlıklarına kulaklarını tıkayan ülkelerin de gözünü ve kulağını açmak istiyoruz. Yani bitaraf olan bertaraf olur...” (...Bülent Arınç) sportik kritik “-Bunun bir ilk olduğunu biliyorum... Sorumluluğumun bilincindeyim ama artık kimse unutmasın ki ben bir yabancı değil Türk vatandaşıyım. Bundan sonra Fenerbahçe’de olduğu gibi Milli Takımda da görevimi en iyi şekilde yapacağım...” (...Mehmet Aurelio) S.Ö.Z. der ki; “-İlham denen şey, yalnızca ona ihtiyacımız olmayan zamanlarda kapımızı çalar...” (...Sadece müthiş S.Ö.Z.’leri diye anlatılacak müthiş S.Ö.Z.leri) > Tuzaktan kumanda... (...LİG TV - Maraton) ERMAN TOROĞLU: Fenerbahçe’de Semih çok iyi yedek olur; ama bir santrfor lazım. Ayrıca Marco, Mehmet olunca sanki biraz bozulmuş... *** (...HÜRRİYET - Haber/Yorum) ERTUĞRUL ÖZKÖK: Erman Toroğlu’nun ‘Kodu mu oturtan Genelkurmay Başkanı istiyorum’ sözlerine ne diyorsunuz?... HİLMİ ÖZKÖK: Herkes kendisine layık olan Genelkurmay Başkanı’nı özler... *** (...ATV - Santra) KAZIM KANAT: Lazoroni’yle Fenerbahçe’ye geldiği zaman bir yemekte tanışmıştım. Tam 3 saat o konuştu, ben dinledim. Verdiğim not sıfır... > Hayata dair... Aile üyelerine karşı her zaman dürüst olun... Anne, babalar ve çocuklar hiçbir zaman, ama hiçbir zaman birbirlerine isteyerek yalan söylemeyecekleri konusunda anlaşmış olmalıdır... Evinizde birbirinize dürüst davranıyorsanız, güven ve saygı da eksik olmayacaktır... Çocuklar söylediklerimizle yaptıklarımız arasındaki çelişkileri öyle çabuk yakalarlar ki, şaşarsınız... Tutarsızlıklarımız onların gözündeki saygınlığımızı azaltır... Özellikle ergenlik çağına gelip de otoritemize baş kaldırmaya başladıklarında, onları terbiye etmemizi zorlaştırır... Söylediklerimizle yaptıklarımız arasında büyük bir uyum varsa, çocuklarımız kısa sürede sonuçları olumlu ya da olumsuz da olsa söylediklerimize güvenmeyi öğreneceklerdir... (...Paula Fellingham) > savaş karşıtı çerçeve özel “taşlamalar... haşlamalar...”ı; KARINCALAR GİBİ EZİLMEDEN: tank sesi, top sesi.../ duymak istemiyorum dostum.../ her köşede patlayan bomba sesi...* her yağmur sonrası.../ gökkuşağı görmek istiyorum.../ sahilde dalga sesi.../ bahçede kuş sesi duymak istiyorum.../ gül kokuları koklamak istiyorum...* barış, kardeşlik türküleri söylensin.../ halay çekilsin, horon tepilsin.../ zeybek oynansın bir arada.../ karıncalar gibi ezilmeden.../ özgürce yaşanılsın dünyada...* SAVAŞ KARARINA İMZA ATAN POLİTİKACILAR: sorsan; yeşil bir dal kopartmaz.../ karıncayı dahi ezmez.../ kendilerine yabancılar.../ sizi gidi yalancılar...* BU KURŞUNLAR NEREYE GİDER: bu kurşunlar nereye gider.../ demir, çelik yığınları.../ tanklar, toplar, tüfekler.../ bu kurşunlar nereye gider...* bu kurşunlar nereye gider.../ ne adres sorar, ne kapı çalar.../ gider, bir bebeği yetim bırakır.../ birkaç gram barut ile bir tutam demir...* bu kurşunlar nereye gider.../ bir ananın çocuğunu, deprem görmüş.../ sahil kasabasına benzetir.../ elsiz, kolsuz, çaresiz bırakır... ...* bu kurşunlar nereye gider.../ önce ırak’a gitmişti, şimdi lübnan’a.../ sonra mı? kim bilir...* belki de sana, bana... (osman.yavuz.inal)
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT