BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Savaş mı bu?

Savaş mı bu?

Bu savaş değil! Nedir savaş? Birbirine denk sayılabilecek iki ordunun karşı karşıya gelmesi. Denk sayılabilecek iki ordu... İki ordu... Karşı karşıya gelen iki ordunun gücü, şartları çoğu zaman tam mânâsıyla eşit olmaz. Eşit olmadığı için biri mağlup olur, biri galip.



Bu savaş değil! Nedir savaş? Birbirine denk sayılabilecek iki ordunun karşı karşıya gelmesi. Denk sayılabilecek iki ordu... İki ordu... Karşı karşıya gelen iki ordunun gücü, şartları çoğu zaman tam mânâsıyla eşit olmaz. Eşit olmadığı için biri mağlup olur, biri galip. Bazen de iki ordunun gücü eşit olur, bu sefer yenişemezler. Fakat her halükârda ortada birbirine yakın kuvvette ve şartlarda iki ordu vardır. Yüzyıl Savaşları, Otuz Yıl Savaşları, Birinci Dünya Savaşı, Çanakkale Savaşı, Kurtuluş Savaşı... Savaş bunlardır. İkinci Dünya Savaşı bile, bazı cephelerinde tarihin yerleşik standardına göre “savaş” değildir. Atom dahil, türlü bombalar sivil insanların üstüne yağmıştır. Teknoloji ilerledikçe savaş ahlâksızlaşmaktadır. İsrail bombalarının Lübnan şehirlerini, köylerini, evlerini, evlerdeki ihtiyarları, hastaları, sakatları, kundaklardaki bebeleri gece demeden gündüz demeden imha etmesi savaş değildir. Ortada iki ordu yoktur. Bir ordu, bir sivil halk, bir de terör teşkilâtı kabul edilen direnişçiler (aynı zamanda siyasî parti) vardır. Bu şartlarda devam eden kıyım Hizbullah’a değil, ancak savunmasız sivil halka zarar vermektedir. Lübnan halkı her gün düzinelerle can verirken Hizbullah da güç ve taraftar kazanmaktadır. Bu savaş değil! Sahilde piknik yapan aileyi füzeyle vurup öldürmek savaş değildir. O halde barış gücü nerden çıktı? Savaş yoksa barış gücü de olamaz. Barış gücü iki ordunun arasını bulmak, arada tampon bölge oluşturup güvenliği sağlamak için tesis edilir. Tarihin yerleşik standartlarına göre savaşın ve iki ordunun olmadığı bir yere milletlerarası barış gücü göndermeye kalkmak “tavşana kaç tazıya tut” demek olur. Samimiyetsizliktir. Bu kıyımı destekleyenler desteğini çekecek olsa, başlatanlar dur diyecek olsa duracak bir zulüm için; o destekçilerin, dur demeyenlerin teklif ve organize ettiği barış gücünden medet ummak çirkin bir samimiyetsizliktir. Ne der bizim şarkıda: Bu ateşi sen yaktın. Gel de sen söndür! Bu savaş değil! Lübnan’da bir insan kıyımı devam etmekte, dünya da seyretmektedir. Kınamamaktadır bile. Caretta carettalar dahi, oradaki insanlardan daha fazla ihtimam görmektedir. Heybetli isimler taşıyan milletlerarası teşkilâtların sesi soluğu çıkmazken; bu kıyım, bu katliam, bu saldırı cephesinde, yangını yakanların bir de barış gücü tesis etmeye soyunması bir kara mizahtır. Lübnan’da savaş yoktur! Kıyım, katliam, mezalim, vahşet diyebilirsiniz, savaş diyemezsiniz. Ama aynı ırkın, dilin, dinin, coğrafyanın insanlarının kimileri akıllara durgunluk verecek bir ihtişam içinde, pervâsız ve lakayıt, saltanat sürerken; kimilerinin enkazlarda ceset araması, cansız bedenlerin başında ağlaşması, ilâçsız hastanelerde inlemesi, elektriksiz, susuz, ekmeksiz, petrol denizinin üstünde benzinsiz yaşamaya çalışması... Müslüman dünyanın bu iki cephesi, bu iki kutbu, bu savaştır işte. Gerçek, gizli, acı bir savaştır. Elimizden gelirse bu savaş için barış gücü kuralım. Bu savaş sona erdiği gün, bu iki cephe kavuştuğu gün, bu iki kutup bir olduğu gün Müslümanların yüzü gülecektir...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT