BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Onların Este Lauder Elizabeth Arden ’leri varsa Bizim de Suna Dumankaya’mız var

Onların Este Lauder Elizabeth Arden ’leri varsa Bizim de Suna Dumankaya’mız var

Cildine baktığınızda 50’li yaşlarda olduğuna inanmakta zorlanıyorsunuz. Aynı şey, sahip olduğu enerji için de geçerli. Türkiye’de bir ilki gerçekleştirmeye hazırlanan Suna Dumankaya çalışmalarını anlatırken, gözlerinin içi parlıyor.



Benim işim reklam eleştirmenliği değil elbette. Ama bu konudaki rahatsızlığım iyice artmış durumda. Çevremdeki pek çok kişi de aynı şeyleri söyleyince, sayfaya şöyle birkaç cümle sıkıştırmak istedim... (Bakalım baskıdan sonra da sayfada olacaklar mı?) Biri bir cips reklamı. Hani deniz kenarındaki bir banka doğru yürüyen, o kağıttan kız ve delikanlının olduğu reklam. Son karelerdeki (delikanlının cipsi ağzına attığı andan sonrası) görüntüler çoluk-çocuğa nasıl izlettirilir, nasıl izah edilir acaba? Bir de, her yaş grubuna yapılan şu ‘salla ve çalkala’ çağrısı. Küçücük bebeklere bezleriyle ‘salla’maları, büyüklere de ‘çalkalamaları’ söyleniyor. Üstelik her tarafa yerli, yersiz yerleştirilen güzel ülkemizin adıyla beraber... Oh ne âlâ! Dünya savaşla çalkalanıyormuş; kimin umurunda? ‘Çalkala Türkiye çalkala’... ------- >>> Kaliteli ama ucuz - Peki, siz her şeyin doğalını kullanınca maliyetler artmayacak mı? Kozmetik sektöründe fiyatlar malum. Fiyat politikanız ne olacak? - Ekonomik olacak. Bu çok dikkat ettiğim bir nokta. Piyasadaki en pahalı ürünün kalitesinde olacak, ama en ucuz fiyatla satılacak. En pahalı ürünüm altmış milyon bile değildir zannedersem. ------ Anneannesinden öğrendiği tarifleri herkesle paylaşan Suna Dumankaya. (‘Bilgi kıskançlığını, hasisliğini’ marifet sayanların aksine.) Şu günlerde ikinci kitabının yanı sıra bambaşka bir heyecan içinde. Dumankaya’nın anneannesinden öğrendikleri, Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’ndeki hocaların bilimselliğiyle birleştirildi ve ortaya ‘Suna Dumankaya’ markasıyla güzellik ve bakım ürünleri çıktı. Önümüzdeki günlerde raflarda 35 çeşit; saç, yüz ve vücut bakım ürününü göreceğiz. Benim dileğim de Suna Abla’yla aynı; ‘Bu ürünleri bütün dünya pazarında görmek.’ -Senelerdir kendi merkezinizde uygulamalar yapıyordunuz. Sonra kitap ve programlarla bilginizi paylaştınız. Şimdiyse Suna Dumankaya tam bir işkadını oluyor galiba. -(Gülüyor) Türkiye’de ilk defa Sağlık Bakanlığı onaylı cilt ve vücut bakımı ürünlerini çıkaran kadın oluyor. Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakoloji bölümünde hocaların denetiminde en doğal, sağlıklı ürünleri üretiyoruz. Senelerdir dışarıdan gelen body shop’larda satılan ürünler ayarında doğal ürünler yaptık ilk defa... Bugüne kadar gazete ve televizyon programlarında tarifini verdiğimiz, ama insanların ‘yapamıyoruz, ölçüyü tutturamıyoruz’ dediği ürünleri hayata geçirdik. İnşallah başarılı oluruz. İlk etapta 35 ürün Neler var ürün yelpazenizde? -Saçınızdan tırnağınıza kadar gereken tüm ürünler diyebilirim. Saç bakım, temizlik ürünleri; vücut bakım ürünleri, her cilde uygun kremler, peeling ürünleri, gözaltı kreminden selülit kremine, aroma terapi ürünlerine kadar 35 parça ürün çıkaracağız ilk etapta. Her ay iki ürün ilâve olacak bunlara. Daha sonra organik çaylar üreteceğiz. Çok titiz davrandık. Üretim aşamasında test için pek çok yağ götürdüm Yeditepe Üniversitesi laboratuvarına. Piyasada en bilinen markaların katkısız diye sattığı kayısı, susam yağlarını mesela. İçlerinde yüzde 95 parafin yağı, yüzde beş kayısı özü çıktı. Organik yağ daha pahalıdır; ama insan utanıyor, bu kadar sahtekarlık olmaz. İşte böyle bir ortamda doğru işi yapmaya çalıştık. Sonunda, kendini organik tarıma adamış olan Semih Dinler beyle tanıştım. Göcek’de, Urfa’da arazileri varmış. Oradan gelen ürünler, yapılan testlerde tamamen doğal çıktı. Susam yağından, fıstık yağından, kayısı yağına her şeyin en doğalını kullandık. Hedefi nedir Suna Dumankaya’nın? -Hedefim, Türkiye’den sonra Avrupa’ya, dünyaya bu markayla ulaşmak. Yurt dışından gelen body shop’lar yerine, Suna Dumankaya ürünlerinin satıldığı mağazalar olsun istiyorum. Bu işler tek başına olmuyor, birileriyle anlaşacağız. Şu anda üç büyük şirketle görüşmeler yapıyoruz. Belki ilk etapta eczanelerde, çok önemli merkezlerde anlaşmalı satılacak ürünlerimiz. Marka nasıl oluştu? -Marka ne olacak diye düşünürken, Yeditepe Üniversitesi’ndeki hocalarım, ‘Estee Lauder bir kadın ismi; Elizabeth Arden, Lancome, Mercedes bir kadın ismi. Onlarda bu isimler var da, neden Türkiye’nin bir Suna Dumankaya’sı olmasın?’ dediler. Ben ‘soyadım çok uzun ayıp olur’ dedim. ‘Biz Suna Dumankaya yapalım, ilerleyen zamanlarda S. D. olabilir’ dediler. C.A. gibi (Catherine Arley). Allah utandırmaz inşallah. Altı aydır uğraşıyoruz ve yaptığımız her ürünü de test ediyoruz. Yeditepe bir cihaz var. Bu cihazda önce ciltle ilgili özellikler tespit ediliyor, ürünü kullandıktan sonra karşılaştırmalar yapılıyor. Gerçekten çok güzel neticeler elde ettik. Benim tariflerim laboratuar ortamında geliştirilerek, ürünler ortaya çıkıyor. Herhangi bir kimyasal, hayvansal, sentetik madde yok. İçim rahat olarak herkese bunları önerebilirim, tamamen doğal ürünler. -’Meslek Sırlarım’ adlı kitap çıktığında ‘acemiliğime denk geldi’ demiştiniz. Ama üst üste baskılarla, uzun bir süre ‘en çok satanlar’ listesinde yer aldı. Şimdi ikinci kitap geliyor. Bunda neler olacak? -28 Eylül benim doğum günüm. Yayıncımın kitabı o güne yetiştireceğini umuyorum. Birinci kitabın devamı gibi olacak. Yine evde yapılabilecek bakım ürünlerinin tarifleri var. Biraz da basit hastalıklarla ilgili çareler var. Öksürük, bronşit gibi mesela. Ve anneannemle ilgili anılar var. Anneannem 110 yaşına kadar yaşadı, Atatürk’e bile hizmet etti. Kurtuluş savaşında yaralanan askerlere, seferberlik yıllarında insanlara çok yardımcı oldu. O zaman ilaç yok tabii, otlarla iyileşmeleri için karışımlar hazırlarmış. Aspirin yokmuş, kininden ağrı kesiciler yaparmış. Eskiden ‘Partiye’ denen hastaneler varmış Ermenilere ait. Oradaki hekimlerle birlikte çalışmış anneannem. Doktorlar sorarlarmış, ‘Fatma hanım, böyle bir hastam var ne yapayım?’ diye. Mesela, kesilmek üzere olan kangrenli bir bacağı, yaptığı tedaviyle kurtarmış, Sadece parmakları düşmüş hastanın. Hâlâ yaşarmış o kişi ama, nerede bilmiyorum. Anneannem bilge bir kadındı ve onun bilgisinden gelmiş, geçmiş Başbakanlar, Cumhurbaşkanları, iş adamları, pek çok kişi yararlandı. Bu işi ticarete dökmedi, kendi içinde bir vakıf gibiydi. O zaman 67 vilayetten hasta gelirdi evimize. Ben çocukluğumdan beri onunla gezer, hastalara giderdim. Bana ‘Git şu otu topla, bunu getir’ derdi sürekli. İşte o zamandan ilgim başladı. Rahmetli annem de ondan çok şey öğrenmişti, ama en çok ben öğrendim galiba. İyi ki etrafında olmuşum, öğrendiklerimle insanlara yardımcı oluyorum, bilgimi paylaşıyorum. Benden sonra da kızım Handan Karayel devam edecek inşallah.’
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT