BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İnsan olan ağlar -Diyalog Köşesi-

İnsan olan ağlar -Diyalog Köşesi-

Ağlamak, anlamaktır. Anlayan insan ağlar. Anlamayan insan göstereceği tepkinin boyutunu ve buutunu bilemediği için ağlayamaz. Ağlamak, gerçekle buluşan aklın, hislerle kucaklaşmasıdır. Vakıaya vakıf olanlar ağlar. Arif ve akif olanlar ağlar. Ağlamak temiz tefekküre yakın akrabadır.



Ağlamak, anlamaktır. Anlayan insan ağlar. Anlamayan insan göstereceği tepkinin boyutunu ve buutunu bilemediği için ağlayamaz. Ağlamak, gerçekle buluşan aklın, hislerle kucaklaşmasıdır. Vakıaya vakıf olanlar ağlar. Arif ve akif olanlar ağlar. Ağlamak temiz tefekküre yakın akrabadır. Bir prensip ve prestij meselesi haline getirilemez ağlamak. Çocuk da, köle de, imparator da ağlar, zaman zaman. Ağlamakta hesap yoktur. Zora talip olanlar ağlar; sadece darda kalanlar, zorluklar içerisinde bunalanlar ağlamaz. Sevinçten ağlayan insanlar da olduğuna göre, ağlamak korkaklık hali de olamaz. Yakarışın, yalvarışın, buluşun, görkemin, kendi lisanınca iç dökmesi, hakikati gözyaşlarına sararak yüreklere ve yüreği olanlara uzatmasıdır. Bu haliyle ağlamak cesaret işidir. Yüreksizler ağlayamazlar, gerçeği kabullenecek kadar cesaretli olamadıkları için. Ağlamak, gönüllerin gönüllere selamı ve saygısıdır. Samimiyet halidir, sadakat halidir. Ağlayamamak illetine batmış varlıklar bu huzurdan uzaktırlar. Hiç ağlayamamak, ruhi boşluğun, maddi sarhoşluğun, kendini ve kendi benini beğenmişliğin tezahürüdür. Aklının randımanı kalmamış insan suretindeki yılanlar ağlayamazlar. Kısacası ağlamak, her insanın gerçekleştiremeyeceği kadar soylu bir gerçektir. Kınanacak değil alkışlanacak bir harekettir. > Durdu Şahin > Dost bildiklerim Yıldızlarım vardı biriktirdiğim bir yanıp, bir sönen ve imkansız sevdalarım koynumda. Dost sandığım yabancı yüzler vardı gözlerime bakan. Ve yüreğini bana sunduğunu sandığınım insanlar... Hüznümle beni sevecek kederimle beni kabullenecek ve her neredesin dediğimde ellerini bana verecek birilerini beklerdim hep. Gönlümü limanına yaklaştırdıklarım vardı baharlı gecelerde. Ya da ben öyle istedim diye beni anlayanlar. Ama hiç kimse beni karşılıksız sevmedi senin gibi; kimse ten duvarını aşamadı ve ulaşamadı aslında her zaman sahip olduğun yere. Hiçbiri dolduramadı biçare derbeder ruhumu senin yaptığın gibi. Benim onlarda gördüğümü onlar bende görmedi, bilmezlerdi çünkü senden dolayı, senin için sevmeyi. Sahteydi gülüşler ve kayboldular bir akşam üzeri ansızın. Döndüler vaatlerinden farkında değillerdi ki söz namustu ve insan namus için yaşardı. Değerlerini de yitirdiler bir gün ve yıllardır sakladıkları altınları bir anda kıymetsiz tenekeye dönüştü ama yine de anlamadılar ki bu yollar hep ateşe çıkardı. Yalandan sevgi dağıtmayı marifet bildiler de hak edene değil de yüreklerine doldurduklarını yüreksizlere verdiler. Ama şimdi şükrediyorum iyi ki kimse anlamadı beni senin gibi ve karşılıksız sevmedi çünkü. Biliyorum onlar manasız mantıksız bir cümlenin ortalık yerine noktalarla esir edilmiş birer kelimeydiler. Kurtuluş ümidi olmayan ve onlar zaten bunca zaman bir kere bile yağmurdaki gül kokusunu duymadan yaşatmak için değil de yaşamak için nefes aldılar.. > Ülkü Odabaş > Hayatı paylaşmak Hayatı paylaşmak kadar insanı mutlu eden ne olabilir ki? Acısıyla, tatlısıyla, sıkıntısıyla, sevinciyle yaşananları paylaşmak gönle bambaşka bir huzur nakşetmeye başlar. Birden hayatınızın renklendiğini, canlandığınızı, yaşanan güzelliklerin kat be kat arttığını görürsünüz. İçiniz coşkuyla dolar. Hüznünüz varsa bile bir anda sevdiğiniz kişinin yaşadığı mutluluk sizi de mutlu eder, bütün dertlerinizi, kederlerinizi unutturur. Kuş olup kanatlanıp uçmak istersiniz. Belki kendi yaşadığınız mutluluklardan böylesine bir lezzet alamazsınız. Hüznün o ince sızısı sizi terk eder, dahası hayatınız bir anlam kazanmaya başlar, zenginleşir. Gönlünüz o sevincin huzuruyla mest olur. Sevmek, sevebilmek Allahü teala’nın kullarına ihsan ettiği ne büyük nimet ancak seven insanlar böyle hissedebilir. Arkadaşlarının, dostlarının, tanıdıklarının, sevdiklerinin dahası insanların mutluluklarından huzur duyarlar. İçlerinde yaşadıkları anlaşılmaz, anlatılmaz bir sevinç ve coşkuyla kullara verilen bu güzelliğin tadına varırlar. Belki de asıl yaşamak olan, “Kendisi için istediğini, din kardeşi için de can-u gönülden istemenin” o muhteşem sırrına ererler. Ancak insanların acısında derin acılar duyanlar, onların sevinçlerinde bu coşkuyu yaşayabilirler. Dertler, kederler, hastalıklar, sıkıntılar yaşanırken yakınlarının dertlerine ortak olanlar, onların acılarını hafifletmeye çalışanlar, ellerini kaldırıp Allahü teala’ya gönülden dua edenler, seçilmiş kullardır. “Yıkılmış bir gönlü tamir etmektir hüner.” Riyasız, menfaatsiz, yalansız sevmenin ve samimiyetin muhteşem güzelliğinde kul olmanın yardımlaşmanın, sevmenin ve sevilmenin sırına vakıf olurlar. Kulların birbirlerine olan bu muhabbetiyle Yaradan onlara öyle kapılar açar ki, insan; “Ne yaptım da böyle oldu?” diye kendi bile şaşar kalır. Yaradılmışı Yaradan’dan ötürü sevmek, muhabbetin o gül bahçesine girmenin, muhteşem güzellikleri görmenin, yaşamanın, içine sindirmenin dahası güzelliklere adım atmanın düsturudur. “Sevelim, sevilelim, dünya kimseye kalmaz” diyen mübarek zatlar bu gerçeği görmüşler ki, bütün güzelliklerin temelinde sevmeyi, vermeyi, paylaşmayı bizlere salık vermişlerdir. Hiçbir şeyiniz yoksa, gülümseyiniz, gülmek ve güldürmek için. Sonsuz saadet bahçesinin kapılarını aralamak ve muhabbetin tadına varmak için.. > Tahire Mermer > Ağlayan Orta Doğu Ne ses kaldı, ne sedâ, kimsesiz vatan ağlar Sahipsiz topraklarda, kefensiz yatan ağlar Çocuklar paramparça, her tarafta sis duman Babalar savaşırken analar her an ağlar. Yapılan katliâma, kayıtsız kaldı dünya; Sadece derunundan, sahib-i iman ağlar Ne cephe var ne mevzi, kurşun yağar her yandan; Böyle bir hale ancak, vicdânı olan ağlar Timsahın gözyaşları, inandık sanmasınlar; İnsâfı olan hariç, gerisi yalan ağlar Eli kolu bağlanmış, çaresiz bunca insan; Aşikare zulm görür, aslında nihân ağlar. Nice ocaklar söndü, baharı göremeden, Harâp olan yerlere, mevsim-i hazân ağlar. Hûn-hârca cinâyete savaş diye ad kondu; Bu vahşet karşısında, içleri yanan ağlar. Kalpler kaskatı olmuş, duymuyorlar feryâdı Herkes kendi keyfinde, sahipsiz Lübnan ağlar Mazlumun gözyaşları, ah’ının fevkindedir; Bir gün boğar zalimi, onlar da o an ağlar Yâr ağlar, yârân ağlar; cân ağlar, cânân ağlar, Söz bürünmüş sükûta, sessizce lisân ağlar > Zeki Ordu -------------------- > diyalog.kosesi@tg.com.tr
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT