BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bizim nazlı Budin

Bizim nazlı Budin

Hüseyin efendi, Türk pehlivanlarının güreşi ne kadar çok sevdiklerini, güreşmenin onlar için hava, su gibi kati surette vazgeçilmez bir ihtiyaç, sevda olduğunu biliyordu. Sözlerinin Ahmet’i son derece üzeceğini zannediyordu. Ama beklediği olmadı. Ahmet, üzgün üzgün başını salladı:



Hüseyin efendi, Türk pehlivanlarının güreşi ne kadar çok sevdiklerini, güreşmenin onlar için hava, su gibi kati surette vazgeçilmez bir ihtiyaç, sevda olduğunu biliyordu. Sözlerinin Ahmet’i son derece üzeceğini zannediyordu. Ama beklediği olmadı. Ahmet, üzgün üzgün başını salladı: -Hayırlısı be Hüseyin efendi. Ben de bekliyordum böyle bir karar. Benim bu rahatsızlığım yeni değil. Hemen hemen bir seneyi buldu, kalbimde sancıların başlaması. Hele şu hastaneden çıkayım, güzel memleketim İstanbul’a döneyim. Çayırlara yine döneriz, bizim ilacımız ermeydanında. Bu Frenklerin güreş tarzı, açmadı bizi be Hüseyin efendi. Ahmet, Hüseyin efendiye anlatamadı, son bir yılda, Avrupa’da yaptığı güreşlerin kendisini nasıl yorduğunu, güreşten soğuttuğunu, Benoit’e kavuşma ümidi olmasa, Avrupa’ya ayak basmayacağını. HHH -İşte nazlı Budin, işte Türk’ün kara sevdalısı Tuna. Bu şekilde, Tuna’nın bir şehir ile sarmaş dolaş olmasını başka hiçbir yerde göremezsin Ahmet Pehlivan. Kara Ahmet, Hüseyin efendinin işaret ettiği yere baktı. Hakikaten de Tuna, bir S gibi kıvrılarak koca şehri belinden kucaklamıştı, onun bağrında yatıyor gibiydi. Ahmet, hastaneden çıktıktan sonra, Hüseyin efendinin “yorgunsun biraz daha dinlenmen lazım” şeklindeki bütün itirazına rağmen, Türkoğlunun nazlı Budin’i Budapeşte’yi hemen gezmekte ısrar etmişti. Çünkü buralarda daha fazla kalmayı düşünmüyordu. Büyük bir ümitle beklemişti, Benoit ile karşılaşmayı. Güreşler esnasında olmamıştı. “Belki Berlin’de olduğu gibi şehri gezerken karşılaşırım” ümidiyle hemen şehri gezmeyi arzu etmişti. Ahmet’in dili ve gönlü aralıksız, Budin alındığında Osmanlı Türkü tarafından yakılan ağıtı tekrarlıyordu: Ötme bülbül ötme, yaz bahar oldu, Bülbülün figanı bağrımı deldi, Gül alıp satmanın zamanı geldi, Aldı Nemçe bizim nazlı Budin’i. Çeşmelerde abdest alınmaz oldu, Camilerde namaz kılınmaz oldu, Mamur olan yerler hep harap oldu, Aldı Nemçe bizim nazlı Budin’i. Serhatler içinde Budin’dir başı, Kan ile yoğrulmuş taşı, toprağı, Çerkez alemdardır şehitler başı, Aldı Nemçe bizim nazlı Budin’i. Bu ağıt, Ahmet’in hislerine tercüman olmuştu. Onu her tekrarlayışında Benoit’i hatırlıyordu. Ahmet, düşünüyor, Hüseyin efendi anlatıyordu: Avrupalılar, Peşte’ye Tuna’nın kraliçesi derler. Ama açık olan bir şey var ki Peşte de Tuna’nın zümrüt gerdanlığı, pırlanta tacı. Ahmet’in bir şey dikkatini çekti, Tuna’nın ayırdığı Buda ile Peşte, Haliç’in ayırdığı Fatih ve Eyüp ile Beyoğlu’na çok benziyordu. Hüseyin efendi “Gel, dedi, seni Budapeşte’yi bizim kılan birine, Gül Baba’ya götüreyim.” Hem yürüdüler, hem de Hüseyin efendi Gül Baba’yı anlattı: Gül Baba, Fatih Sultan Mehmet Han zamanından beri, Osmanlı’nın Avrupa’daki bütün seferlerine gönüllü katılan bir gönül eri. Mohaç Savaşı sonrası. Budin, fethedilmiş, nice güzel ufuklar açılmış. Fetih sonrası Fethiye adı verilerek camiye çevrilen büyük kilisede ilk cuma namazı kılınmaktadır. > DEVAMI VAR
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT