BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Genç tövbekâr Dâvûd-i Tâî

Genç tövbekâr Dâvûd-i Tâî

Dâvûd-i Tâî, Horasan ve Irak taraflarında yetişen evliyânın büyüklerindendir. İsmi Dâvûd olup, babasının ismi Nasîr’dir. Künyesi Ebû Süleymân, lakabı “Sirâcüddîn”dir... Çok genç yaşta ilim tahsiline başlamıştır...



Dâvûd-i Tâî hazretleri, Tayy kabîlesine mensûb olduğu için “Tâî” ve Kûfe’de doğduğu için “Kûfî” nisbeleriyle meşhurdur. Aslen Horasanlıdır. Doğum târihi bilinmemektedir. 781 (H.165) senesinde Bağdat’ta vefât etti. Kabri oradadır... Gençliğinde ilim tahsîliyle meşgûl olan Dâvûd-i Tâî’nin kalbinde dünyâya karşı sevgi de vardı. Bir gün ölen bir kimsenin arkasından birinin şu beyiti okuduğunu duydu: Hangi güzel yüz ki toprak olmadı, Hangi ceylan göz ki yere akmadı!.. Kalbine bir ateş düştü!.. O andan itibaren dünyâya karşı sevgisi azaldı. Kalbine bir ateş düştü ve İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe hazretlerinin derslerine devâm etti. Başta fıkıh olmak üzere bütün aklî ve naklî ilimleri tahsîl eden Dâvûd-i Tâî, yüksek bir âlim oldu. Fıkıhta ictihâd derecesine ulaştı, hem de zamânındaki tasavvuf ehli velî zâtların sohbetlerinde bulundu. Ayrıca; “Silsile-i aliyye” adı verilen ve insanlara İslâm dîninin emir ve yasaklarını anlatıp onların dünyâ ve âhirette saâdete, kurtuluşa ermelerine vesîle olan büyük velîler zincirinin dördüncüsü olan Câfer-i Sâdık hazretlerinin sohbetinde de bulundu... Dâvûd-i Tâî’yi vefâtından bir gün önce ziyâret eden zât şöyle anlatmıştır: “Hazret-i Dâvûd’un hastalandığını duydum ve ziyâretine gittim. Hava çok sıcaktı. Evine geldim, yastık olarak kullandığı bir kerpicin üzerine başını koymuş, hem çok ıstırap çekiyor, hem de Kur’ân-ı kerîmden, Cehennem ateşi geçen bir âyet-i kerîmeyi okuyor, onu durmadan tekrar ediyordu. -Açık havaya çıkarayım ister misin? dedim. Cevâben; -Hayâtımda nefsim, bana hiçbir isteğini kabûl ettirememiştir. Nefs için, böyle bir şey istemekten Allahü teâlâya sığınırım. Ben ölünce, şu duvarın arkasına gömünüz ki beni kimse görmesin. Sağlığımda uzlet ve yalnızlıkta idim, ölünce de öyle, kimsenin görmediği bir yerde yatayım... Sana da hakkımı helal ettim, dedi... Rûhunu secdede teslim etti! Bu mübarek zat, vefât ettiği gece sabaha kadar Kur’ân-ı kerîm okumuş, duâ ve zikirde bulunmuş, uzun uzun ağlamıştı. Namaz kılarken uzun rükû ve secdeler yapmıştı. Uzun müddet başını seccadeden kaldırmadığını gören annesi merak edip yanına vardığında, rûhunu Hakk’a secdede teslim etmiş olduğunu gördü...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT