BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Risk almazsak caydırıcı olamayız

Risk almazsak caydırıcı olamayız

“Çerçeveden’den Yansımalar” programında Fuat Bol’un sorularını cevaplandıran tarihçi Yılmaz Öztuna, Türkiye’nin Lübnan’a asker göndermesi gerektiğini söyledi. Öztuna, “Asker, silah ve risk birbirinden ayrılmayan parçalardır. Risk almayan askerin caydırıcılığı olmaz” dedi.



> Haber Merkezi ANKARA - Tarihçi Yılmaz Öztuna, Türkiye’nin Lübnan’a asker göndermesi konusundaki “risk” eleştirilerine katılmadığını belirterek, “Asker, silah ve risk birbirinden ayrılmayan parçalardır. Risk almayan askerin caydırıcılığı olmaz” dedi. TGRT HABER TV’de canlı olarak yayınlanan “Çerçeve’den Yansımalar” programında Gazetemiz Genel Yayın Müdürü Fuat Bol’un bu haftaki konuğu Türkiye Gazetesi Başyazarı tarihçi Yılmaz Öztuna oldu. Programda, BM Barış Gücü kapsamında Lübnan’a gönderilecek askerler ile ilgili tezkere konusu ele alındı. Türkiye sessiz kalamaz Lübnan’a dünyanın birçok ülkesinin asker göndermesine rağmen bu konunun en çok Türkiye’de tartışılmasını değerlendiren Öztuna, “Kore’ye asker gönderdiğimiz zaman 30 küsur devlete asker gönderdik. Birçok ülkede de askerimiz halen var. Çok fakir, yoksul, henüz kalkınma dönemine ayak basmış bir ülke olarak Türkiye, Kore’ye tam teçhizatlı bir tugay gönderdi. Bu bize NATO üyeliği sağladı. Ve bu bizi Sovyet tehdidinden kurtardı. Bunun kadar açık bir tehdit Türkiye Cumhuriyeti tarihinde gelmedi. Bugünkü tereddütlere gelirsek; risk alma meselesinde iktidar mahcubane bir tavır almaya başladı. Asker, silah ve risk birbirinden ayrılmayan parçalardır. Risk almayan asker olur mu? Risk almayan askerin caydırıcılığı olmaz. Bir Kızılay heyeti hüviyetinde askeri birlik olmaz. Türkiye’nin bir kenarda sessiz kalması olmaz. ‘Artık Orta Doğu’da yokuz. Bu Orta Doğu bizi ilgilendirmez’ şeklinde mesaj vermektir. Fransa ne kadar asker ve silah gönderiyorsa biz de o kadar göndermeliyiz. Risk var mı, var. Nasıl Fransa bunu üstleniyorsa biz de o riskleri karşılayacağız” dedi. Öztuna, muhalefetin, “İktidar, ABD’ye yaranmak istiyor” şeklideki sözlerini de şöyle değerlendirdi: “Bu çok münasebetsiz sözdür. En büyük risk gerek Türk askerinin gerek diğer askerlerin Hizbullah’la karşı karşıya gelmesidir. O da ancak Tahran’ın talimatıyla olur. İsrail bir çılgın olmalı ki barış gücünden ve Türk askerinden Hizbullah’ı silahlandırmasını beklesin. Havadan bombaladı ama Hizbullah’ı silahtan tecrit edemedi. Çok kudretli olduğu söylenen İsrail ordusunun 5 hafta fiilen savaşarak yapamadığı Hizbullah’ı silahtan arındırma işini barış gücü askeri nasıl yapacaktır. İsrail’in bu isteği olsa da bu fiilen mümkün değildir.” Çatışma olursa... Öztuna konuşmasını şöyle sürdürdü: “Hizbullah’la çatışma olduğu taktdirde, diğer askerler yerinde duracak ve bizim asker üzerime ateş geldi deyip dönecek. Bu olamaz. Ona göre yeni bir plan yapılıp uygulanır. Türk askeri tek başına başını alıp geri gelemez. Diğerleri kalırken, bizim askerimizin geri gelmesi durumunda Fransa askeri bayram eder. İtalya da Asya’da artık bazı şeyler istiyor. Ekonomik gücü İngiltere ve Fransa düzeyine geldiği için köprü başında bir şeyler istiyor. İstikbale yönelik planlar yapılıyor. Lübnan’da mutlaka bir nüfuz edinmek meselesi söz konusu. Fransa ve İtalya’nın amacı burada nüfuz edinmektir.” “Bu İran ve ABD savaşının bir safhasıdır” diyen Öztuna şöyle devam etti: “İran ile ABD arasındaki kapışma silahlı veya silahsız mutlaka olacaktır. Bir taraf mutlaka boyun eğecek ya da denge siyaseti uygulayacak. İran şu anda son derece gergin. Bir zaman sonra ipler kopabilir. İran birden bire yumuşayarak, şaşkınlığa düçar edebilir dünyayı. O zaman ABD müşkül duruma düşebilir. Atom bombası yapmayacağına dair teminat verebilir. Ama ABD esas planından ve İsrail’i rahatlatmak ve nükleer güce tek başına sahip olmak planından vazgeçmeyecektir. Terörle mücadeleden de vazgeçmeyecektir. Bunlardan vazgeçen ABD, kendi sınırlarına çekilip, küçük devlet olmayı kabul eder.” İran’ın tecrübeli ve diplomasisi kuvvetli bir devlet olduğuna dikkat çeken Öztuna, “İran, diplomasiyi kullanarak zaman kazanıp, aniden bombayı yapar hale gelebilir. İran atom bombasını yaparsa, tüm Avrupa tedirgin olur ve ABD’nin İran’dan el etek çekmesini ister. Bu durumda da ABD müşkül durumda kalır” dedi. Dünya ekseninde yıllık 1 trilyon 200 milyar dolarlık askeri harcama olduğunu ve bunun yüzde 51’ni ABD’nin kullandığını ifade eden Öztuna, “Durum bu olunca, ABD’nin gücü de ortaya çıkıyor” diye konuştu. Mukayese edilemez Filistin’in bir Arap meselesi olduğunu ifade eden Öztuna şöyle devam etti: “Bu bir Türk veya İslam meselesi değildir. Bu İran meselesi de değildir. Ancak İran, Orta Doğu’da söz sahibi olabilmek için Filistin anahtarını kullanmaya çalışıyor. Aslında İran’ın tüm dünyaya sahip olma emeli vardır ve bunun temeli Sasani ve Perslerden öncesine kadar uzanıyor. Bu hesabı yapan İran, Türkiye için de tehdittir ve Orgeneral Hilmi Özkök giderayak İran’ın atom bombası yapmasına dikkat çekmiştir. Buna karşın Türkiye de atom bombası yapmaya çalışacak ve bütün gücünü bu yöne sevk edecektir.” Asker gönderme konusunun PKK ile mücadele hususu ile mukayese edilmesinin yanlışlığına işaret eden Öztuna, “Bu lafı söylemek ayıptır. Yakıştıramıyorum bunu söyleyenlere. Türkiye’nin askeri gücü sadece PKK ile mücadele ile mi sınırlıdır. Birinci Dünya Savaşı’nda 10 cephede savaşmış bir ordumuz var. Askeri gücümüz birkaç devletle mücadele edecek güce sahiptir. PKK ile mücadele için ne gerekiyorsa yapalım, ama bu Türkiye’nin birinci sınıf devlet olmasının önünde engel olmamalıdır. O zaman Somali’deki, Afganistan’daki askeri hemen geri çağır. Bu muhalefetin ağzındaki sıradan sözlerdir” diye konuştu. Suriye, Filistin, Mısır ve Lübnan’ın Memlükler’den Irak’ın Safevi Türkmenlerinden, Kuzey Afrika’nın İspanyollardan alındığını ifade eden Öztuna, “Araplarla savaşımız olmadı” dedi. KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın, devlet başkanı sıfatıyla Pakistan’a gitmesini de değerlendiren Öztuna, “Bunun arkasından Azerbaycan, Bangladeş, Güney Afrika’dan bir devlet benzeri bir hamle yapabilirler. Kıbrıs hassas bir meseledir. Kıbrıs meselesi, zuhurundan beri, alakası olmayan konularda bile karşımıza çıkıyor. Elbette, Bu Kıbrıs’ı elimizden çıkartmamız anlamına gelmez” dedi. Tezkere oylaması Bugün yapılacak tezkere oylamasında olumlu bir netice beklediğini ifade eden Öztuna, “Olumsuz bir netice ihtimalini görmüyorum. Olumsuz bir netice, hükümet tezkeresinin reddi demektir. O halde hükümetin derhal seçime gitmesi icab eder. Teredüttü olanlar bile olumlu oy verecektir. Yüce milletimize toz kondurmayız. Milletvekili statüsü de artık yayınlanmalıdır. Çok akıllı bir seçim kanunu tadilatı yapılmalıdır. Şimdiye kadar tadilat yapanlar, hep kendi aleyhlerine dönecek değişiklikler yapmışlardır” dedi. Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal ile bir çok görüşmesi olduğunu belirten Öztuna şöyle devam etti: “Özal’la Cumhurbaşkanlığı döneminde çok konuştum ve tüm konuşmalarım teybe alındı. Tarihi şeyler sorar ve görüşümü alırdı. Tüm kasetler Semra Hanıma verildi. İş Bankası’ndaki bir kasada saklandığı daha sonra söylendi. Merhum Özal, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde olmayan bir şeyi yapacak, cumhurbaşkanlığını yarıda bırakıp parti kuracaktı. Partiyi Mesut Beyin elinden kurtaramıyordu. Bir milletvekili de peşinen istifa etti. Onlar da daha sonra serzenişte bulundular. Vefatıyla bu projesi tahakkuk etmedi. Şimdi buradan şu netice çıkıyor: Kendisi cumhurbaşkanı olunca tüm isteklerini yerine getireceğini sandı, ama olmadı. Kendisinin yerine gelenler, Özal’ı dinlemediler. Süleyman Bey aynı şekilde cumhurbaşkanı olunca, yerine gelecek kişinin kendisine mutabık kalacağını sandı, ama olmadı. Yerine gelen politikacının, diğerinin kopyası olması beklenemez. Bu eşyanın tabiatına aykırıdır. İkincisi, kuvvetli adamlar, lider adamlar cumhurbaşkanlığı makamına geçtikleri zaman partileri kuvvetlerini kaybediyor. Bizde halk, parti kadar liderine de bakıyor. Yine karizmatik lider gelse de oy kaybeder. Oy kaybı tehlikelidir. Düşünün ANAP son seçimde yüzde 4.5 oranında oy aldı. Artık başka faktörlerden bahsetmek istemiyorum. Fakat cumhurbaşkanını seçmek ve seçtirmek tamamen Tayyip Bey’in işidir. Kimi işaret ederse Meclis onu seçer. Hiç kimse, milletin ve devletin menfaatini başbakandan daha fazla düşündüğünü ileri süremez.” Koalisyon partilerinin seçim sonuçlarını da değerlendiren Öztuna, “Koalisyon partilerinin barajın altında kalmasının ilk sebebi üçlü koalisyon zamanında milletin fakirleşmesidir. Millet 1/3 oranında fakirleşti. İki büyük iktisadi krizi ön göremedi. Korkunç hortumlamalar oldu. Milyarlarca dolar hortumlandı ve bu dolarlar hortumculardan alınmadı. Ceza bile görmediler. Bu kadar büyük bir yolsuzluğa millet ‘dur’ dedi” şeklinde konuştu. Öztuna şöyle devam etti: “Merkez sağı doldurmayı AK Parti düşünmedi. MHP merkez sağı tesis edemedi. Merkez sağ boşlukta kaldı. Merkez solu Halk Partisi (CHP) doldurdu. Merkez sağ için ANAP ile DYP uğraşıyor. Merkez sağ, yüzde 53 alan Demirel ve yüzde 57 alan Menderes’tir. Türkiye’de tam bir demokrasi olsa, 2 dönem merkez sağ, bir dönem de merkez sol iktidara gelir.” AB çalışmaları yavaşladı Avrupa Birliği ile müzakereleri de değerlendiren Öztuna, “AB çalışmaları yavaşladı. Ali Babacan’a niye iki iş veriliyor. Bunu yapacak başka kimse yok mu. İkisini bir kişiye vermek ağır iştir. Diğer devletlerde, bunu ayrı bir kişi ve ekip yapmıştır. Tüm dünya basını çalışmaların yavaşladığını söylüyor. Benim fikrim de budur. Bizden istenen bazı şeyler de doğru değil tabi, ama derdimizi iyi anlatmamız lazım. Bir generalimizi savcının itham etmesine karşılık Adalet Bakanlığı’nın yaptığı işlem, demokratik bulunmuyor. Aynısı Fransa’da veya Almanya’da yaşansa nasıl davranırdı acaba...” şeklinde konuştu.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT