BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yemeniciler “sil baştan”

Yemeniciler “sil baştan”

Bundan 20 yıl kadar evvel tezgâhları kapayıp kepenkleri indiren çarıkçılar şimdi okyanus ötesine mal yolluyorlar.



Çarık ve yemeni sadece Gaziantep’e has bir sanat değil, zamanında her şehirde bir ya da birkaç çarıkçı bulunuyor. Osmanlı döneminde Urfa, Mardin ve Maraş’ta da namlı yemenicilerin varlığı biliniyor. Suriye ve İran’da benzer işler yapılıyor. Ancak yaşlı ustalar ölüyor ve gençler bu mesleğe rağbet etmiyor. Anteplilerin farkı bu ecdad sanatını tekrar gün yüzüne çıkarmak oluyor. Hatta geçmişin çizgileriyle nefis sandaletler yapıyor ve misafirlere satmayı başarıyorlar. Antep’te yemeni sanatının tekrar hatırlanmasında hayli emeği geçen Orhan Çakıroğlu atadan dededen çarıkçı. Gençliğinde o da çarıkçılığa heves ediyor ancak babası “işin mi yok oğlum” diyor, “ben bile mesleği bırakmak istiyorum, siz hiç bulaşmayın. Bu sanat öldü artık, hakikati anlayın!” Doğrusu o günlerde herkes potin, iskarpin giyiyor, çarığın yemeninin ne alanı ne de satanı kalıyor. Olacak bu ya meslek onları bırakmıyor, Orhan Usta babasının dükkanında imalata başlıyor. Lâkin işe daha bir disiplin getiriyor, unutulan modelleri hayata geçiriyor. Gün geliyor, Antepi gezenler şirin dükkana takılıyorlar ve can çekişen sanat kıpırdamaya başlıyor. Eskiler yeniden Orhan Usta, kalkık burunlu, kulaklı yemeniler derken yavaş yavaş çarığa dönüyor, eskinin çizgilerinden kopmadan yeni yeni modeller tasarlıyor. Bu arada yaşlıları can kulağı ile dinliyor. Aksakallılar “efendim biz küçüklüğümüzde şöyle şöyle çizmeler giyerdik, onlara edik derdik, postal derdik” diye başladılar mı kalemi kağıdı kapıp çiziyor. Istampalarını çıkarıyor, sil baştan üretime geçiyor. Sadece şekil değil, renk üzerinde de araştırmalar yapıyor, geleneksel olanı yakalamaya çalışıyor. Orhan Usta derinin kendi rengini seviyor tabii olanın güzel olduğuna inanıyor. Özellikle sandaletlerde boyalı deri kullanmıyor. Gün geliyor Gaziantep, baklavası, fıstığı, kebabı gibi yemenisi ile anılmaya başlıyor ve şehri gezenler bir yemeni almadan ayrılmıyorlar. Ayaklarına giymeseler de duvara asıyor, nostalji yapıyorlar. Kime ne renk Orhan Ustanın anlattıklarına bakılırsa Osmanlı döneminde genç kızlar kırmızı yemeniden, yaşlılar ise siyahtan vazgeçemezler. Yeni gelinler sarı edik giyer, adeta evlendiklerini ilan ederler. Tarlada çalışanlar ise tozdan, topraktan, çamurdan korunmak için postalı seçerler. Yemeni yazın daha çok rağbet görür, çünkü deridir, yumuşaktır, ayağı terletmez, mantara, kokuya yol açmaz. İnsanın elektriğini alır, stresti atar. Yemeni giyen sekerek gittiğini zanneder, düşünün o kadar hafifler. Eskiler her yaz iki çift yemeni alır, birini ayaklarına geçirir, diğerini kışa hazırlarlar. Temmuz, Ağustos sıcağında bal mumuyla iç yağını eritip kıvam haline getirir, sürerler de sürerler. Deri çektikçe tekrarlar, köselesine de yedirirler. İyice terbiye ettikten sonra, çula çaputa sarıp kaldırır, yağmur çamur başlayınca kullanırlar. Bunlar zemherir soğuğunda bile ılıcık olur, asla su sızdırmazlar. >>> Brad Pitt’e bile ORHAN usta bir çok tarihi filme yemeni sandalet vererek önemli bir çığır açmış. Ünlü filmlerin kostüm uzmanlarıyla bir araya gelip kıyafet tasarlamışlar. Oturup bir Yunan nasıl sandalet giyer sorusuna cevap aramış, Grek kitaplarını taramışlar. Truva filmi için yaklaşık 1500 çift çarık, çizme yapmışlar. Filmin başrol oyuncusu Brad Pitt, bileklere ve dizlere bağlanan sandaletler bayılmış ve kendisi için de özel bir çizme ısmarlamış. Öyle memnun kalmış ki resmini imzalayıp Orhan Usta’ya yollamış. Fantastik film Harry Potter, Dragon derken ufukları açılmış ve kendilerini yepyeni bir sektörün içinde bulmuşlar.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT