BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Cami celladı Prost

Cami celladı Prost

İstanbul’u İstanbul yapan tarihî eserlere zerre kadar acımayan mimarın iki camiyle hususi hesabı vardır. Biri Fatih, diğeri Ayasofya...



Şehri planlamakla vazifelendirilen (1938) Prost elinden gelse bütün camileri tırpanlayacak, İslambol’u, Constaninapolis yapacaktır! Haliyle “Feth”in nişanesi olan Fatih Camii’nden çok bizardır. Ancak Türklerin nerede, ne tepki verecekleri belli olmaz, tedbirli davranır. Bu muhteşem camiyi ortadan kaldırmak için gerekli şartları hazırlar ve işi zamana bırakır. Nasıl mı? Şöyle: Fatih Camii kilden bir tepe üzerinde bulunur. Mâlum kil kuruyken kaya gibidir, ıslanınca cıva kesilir... Ecdadımız bunu bildikleri için civara derin kuyular açar, zemindeki suyu toplar, çeşmelere basarlar. İşte bu yüzden Çırçır, Horhor ve Küçükmustafapaşa’daki mahalle çeşmeleri musluk tanımaz, lülerinden gün boyu su akar. Prost, Fevzipaşa Caddesini, Fatih Külliyesinin eteklerinden geçirir. Ancak kodu metrelerce düşürerek temelleri açığa çıkarır, şirin tepeciği istinatsız bırakır. Ama asıl kötülüğü etrafını imara açarak yapar. Beton kuşatma İşler planladığı gibi yürür ve “BeTe Be kaplı” apartmanların semte musallat olduğu yıllarda su yolları bozulur. Güzelim çeşmeler kurur, kararırlar. Eğer hadiseyi üç beş çeşmenin kaybı gibi görürseniz büyüttüğünüze değmez ama bu arada caminin zemini ıslanır, kil tabakası tavadaki yağa döner ve camiyi sallamaya başlar. Nitekim cadde açıldıktan sonra medreseler kayar. Döşemeler ufalanır, kubbeler (el girecek kadar) çatlar ve odalara resmen yağmur yağar. Çatırtılar artınca öğrenci yurdu olarak kullanılan medreseyi alelacele boşaltırlar. Fatihliler bir gayret kaleme sarılır, dilekçe üstüne dilekçe yazarlar. Vakıflar, Valilik, Anıtlar Derneği, Üniversiteler ve Bakanlıklar adam dolaştırır, sonunda topu taca atarlar. Zemine açılan bir iki deliğin ardından restore durur, müracaatları sümen altı yaparlar. Soranlara tahsisat yokluğundan filan dem vururlar. Hasılı Prost’un yapamadıklarını mal hırsımız ve boşvermişliğimiz yapar. Aradan yıllar geçer, Fatihliler çelik putrellerle desteklenen duvarlara alışırlar ancak cami zemininin muhallebiye döndüğünü öğrendiklerinde şoke olurlar. Acı ama gözlerimizi 17 Ağustos afeti açar. Gelelim Ayasofya’ya... Fatih’in 29 Mayıs günü desenli mermerleri tahribe kalkan bir askeri durdurduğu vakıa. Evet, genç sultan şer’i mahzuru olmayan süslemelere dokundurtmaz. Ancak aynı Fatih’in resim sembol ve ikonalara tahammülü olmadığı da aşikâr. Ayasofya Vakfiyesinde “kim ki... batıl gerekçelerle, bu vakfın şartlarından birini değiştirirse veya kurallarından birini tağyir ederse” diye başlayan cümleyi lanetlerle bitiren bir padişahın kararlılığı ortada. Bizim bildiğimiz Fatih, Ayasofya’nın başka maksatlarla kullanılmasına asla rıza göstermez, resimlerin müzelik değeri umurunda bile olmaz. Bırakın onun gibi bir takva ehlini, sıradan bir mümin dahi şirke (Allah’a ortak koşmaya) sebep olacak sembolleri yerinde bırakamaz. Hristiyanların “İsa” ve “Meryem” diye adlandırdıkları suretleri derhal yok eder ve bunu o büyük Nebiye (aleyhisselam) ve âyetlerle övülen annesine olan hürmetinden dolayı yapar. Nitekim Katolik kiliselerini ele geçiren Protestanlar da bundan farklı davranmazlar. (Anlatmıştık, Luther devri, İkonaklastlar) Evet 1847-1849 yılları arasında yapılan onarımda İsviçreli mimarlar Bizans devri mozaiklerinin iyi durumda olduğundan söz açarlar. Bunlar cami içinde arzı endam ettiklerine göre canlı resmi olamazlar. Malum mozaikler cam kadar parlaktırlar, altın yaldızlar ona keza... Efendim Fatih sanatkâr ruhluymuş da, bunları çamurla sıvatmış filan... Laf! Kimse kimseyi kandırmasın, mozaik üstünde toprak bir mevsim bile durmaz, nerde kaldı 5 asır dayana? Bunların kazındığı ortada. Cami müze olmadan evvel tam üç yıl kapalı tutulur, ihtimal bu zaman zarfında tekrar yaparlar. Amerikalı Whitemoore ve ekibi kimden cesaret alırlarsa kubbedeki Nur suresini dahi tahribe kalkarlar. Allah (Celle Celalüh), Muhammed (Aleyhisselam) ve Dört Halife’nin (Radıyallahü anhüm) adları yazan levhaları camiden çıkarmaya yeltenirlerse de kapıdan sığdıramazlar. Yetmez Fatih’in bizzat inşa ettirdiği Ayasofya Medresesini çatır çatır yıkarlar (1936) ki azmettiriciler arasından tanıdık bir isim çıkar. Evet yıllar evvel Ayasofya’nın rölevelerini ve resimlerini yapan, 5 cildlik çalışmasında bir yerlere mesaj yollayan Prost kendi adına önemli bir zafere imza atar! Bunca tahribe rağmen nurlu caminin kimliği bozulmaz. Ayasofya, türbeleriyle, Mahmud Han’ın kurduğu zarif kütüphanesiyle, mahfelleriyle, şadırvanıyla, sebiliyle, mektebiyle ve muvakkıthanesi ile en mühim İslami sitelerimizden biri olarak kalır (Dr. Süheyl Ünver) Anlaşılmaz işler Prost’a lafımız yok. O zaten açık açık “Ben Bizansçıyım, işim Osmanlı’yla” diyen mutaassıp bir Hristiyan. Peki ya ona destek olanlara ne demeli? Haydi Menderes İstanbul’u tanımıyordu, mevzuya ve bürokratlara hakim değildi. Peki ya Lütfi Kırdar? CHP’ye İl Başkanlığı yapıp DP’den milletvekili seçilen (sonraları bakan oldu) bu güçlü adam sanatseverlerin yüreğine indiren katliama nasıl destek verebildi? Hem o sıralar muhalefet neredeydi? Ecyad Kalesi’ni yıktılar diye Suudlar aleyhine çok yazdık. İyi ki adamlar tarih bilmiyorlar, yoksa İstanbul’da yıktırılan iki yüz küsur caminin listesini yapar önümüze koyarlar. İnanın dut yemiş bülbüle döneriz, gıkımız çıkmaz. >>> Temizleme şekli E. Hakkı Ayverdi Çanakkale’de, Osmanlı kaleleri üzerine çalıştığı günlerden birinde tarihî kitabenin kazındığını görür ve kahrolur. Burası askerî bölgedir, birilerinin dışarıdan gelip, dokunması mümkün değildir. Nitekim gözlerini Ekrem Beyden kaçıran bir memur açıklama getirir. “Efendim” der, “bize Ankara’dan emir geldi. Kitabelerin temizlenmesi hakkında...” Sanırım bütün mesele burada. Emri “kitabeleri temizleyin” gibi anlamak da kabil, “kitabelerden temizlenin” gibi anlamak da...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT