BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Başınız sağ olsun!”

“Başınız sağ olsun!”

Abid on altı yaşlarında, bıyıkları yeni terlemiş, esmer tenli bir çocuktu. Dudağının sol üst yanında mercimek gibi bir beni vardı. Ustasının sözünü ikiletmeden yakındaki kahvehaneye koştu.



Abid on altı yaşlarında, bıyıkları yeni terlemiş, esmer tenli bir çocuktu. Dudağının sol üst yanında mercimek gibi bir beni vardı. Ustasının sözünü ikiletmeden yakındaki kahvehaneye koştu. Tarık, aslında yedek parçacıya ait olan bu masa başına otururken, içi tuhaf bir şekilde gıcıklanır gibi oluyordu. Sanki Almanya’ya hiç gitmemiş gibi bir duyguyla doluyordu. Sanki hemen iş tulumunu giyinecek, çayını içtikten sonra bir arabanın altına girecek denli kendini bu çevreye yakın buluyordu. Biraz hal-hatır sorduktan, havadan-sudan ve son günlerde insanları iyice huzursuz edip bunaltan başıboş ortamdan konuştuktan sonra İlhan Usta, gözlerini masanın üstündeki kül tablasına dikip: - Başınız sağ olsun! dedi. Duyunca çok üzüldüm. - Üzülmekle ele hiçbir şey geçmiyor ki, dedi Tarık. Hele katillerin kim olduğu bilinmeden... İkisinin de başı önlerine düşüktü. Belki bir beş dakika kadar hiç konuşmadan ve birbirlerinin yüzüne bakmadan sessizce oturdular. O sırada çaylar da gelmişti. İlhan Usta, aniden bir şeyi hatırlamışçasına, belki de bu hüzünlü havayı geçiştirmek için bir araba lastiğinin üstüne çökerek elindeki ayranı içmekte olan çırağına dönüp seslendi: - Zekeriya nerede kaldı yahu?.. Çayının tek şekerini atıp karıştırdı. Bir yudum höpürdeterek çektikten sonra: - Tarık, dedi İlhan Usta: Bu Zekeriya senden de beter sevdalı çıktı başımıza. Eline bir araba geçirmeye görsün, soluğu hemen yavuklusunun sokağında alıyor. Ulen, kız da onu sevse neyse... Kaç kere kovmuş kız, neler söylememiş! Dövdürmek demiş, polis demiş, hapislik demiş.. Demiş de demiş! Ama kız da haksız değil yani. Koskoca bir banka müdürünün tek kızı. Ya Zekeriya kim? Babası ölmüş, altı nüfusu besleyen bir tamirci parçası. Ulen, koskoca banka müdürünün kızı sana varır mı hiç? İlle de tutturmuş bir Huriye. “Kafamı kızdırırsa, kaçırırım” diyor bir de. Tarık, çayını içerken gülümsüyordu: -Zekeriya’nın huylarını iyi tanırım, dedi: Kafasına bir şey takılmasın, onu mutlaka yapmaya çalışır. Zekeriya hakkında konuşurlarken, karşı kaldırımın önünde bir beyaz Mercedes durdu. Arabadan dalgın bir şekilde inen de Zekeriya’nın ta kendisiydi. On dokuz yaşında, uzun boylu, yakışıklı, atletik yapılı, çıta gibi bir delikanlıydı. Tamirhaneye doğru aynı dalgınlıkla yürürken, başı önüne düşüktü. Onun o her zaman gülen yüzü asıktı, burnunda ve iş gömleğinin yakasında kan izleri vardı. Çay bardağını tahta masanın üstündeki tabağına koyan İlhan Usta, hışımla bağırdı: - Nerde kaldın ulen?.. Adam kaç kere telefon etti. “Araba hazır mı?” diye. Senin yüzünden yalan söyleyip duruyoruz elin adamına. O da ne? Burnundaki o kan da ne?... - Hiç! dedi Zekeriya. - Hiç olur mu ulen destursuz? diyen İlhan Usta, yanındaki ziyaretçisini unutmuşçasına tekrar kükredi. Basbayağı dayak yemişsin işte! Öyle değil mi? Zekeriya başını kaldırıp, suçlu suçlu ustasının yüzüne baktı. Aynı masadaki Tarık’a da bakıp, başını tekrar önüne eğdi. Ellerini göbeğinin üstünde birleştirmişti. Birden bir şeyler sezdi... Başını kaldırıp tekrar baktı. Evet, o idi... - Ooo, hoş geldin Tarık Kalfa! dedi sevince bürünen sesiyle. Birden farkedemedim; kusuruma bakma! İlhan Usta atıldı gene: - Ulen cahil! dedi. Kalfa değil, usta... Tarık gülümsüyordu. Koşarak yanına gelen delikanlıyla kucaklaştılar. - Hoş bulduk Zekeriya! dedi. Sen nasılsın? - Sağol Abi! dedi Zekeriya: Uğraşıp duruyoruz işte! Zekeriya’nın çekici güzel gözlerinin önündeki ve yüzündeki morluklar daha da belirgin bir hal alıyordu. - Söyle oğlum Zekeriya! diye İlhan Usta sabırsızca ısrar etti. Kimden sopa yedin böyle? Zekeriya önce bir yutkundu, “yok bir şey” dedi; sonra ustasının ısrarı üzerine anlatmaya başladı: - Huriyelerin evinin önünden geçerken, birden onu gördüm pencerede. Hemen sevinç ve heyecanla kornaya bastım. O da bana bekle işareti verdi. O zaman nasıl sevindim, anlatamam abi... Hemen arabadan inip beklemeye başladım. Birden nereden geldiklerini anlayamadığım üç kişi, sağlı sollu yumruklarla ve tekmeyle giriştiler bana. Yoldan geçenler araya girmeselerdi, bayağı benzeteceklerdi beni. Eğer haberim olsaydı ve erkekçe gelselerdi üstüme, o zaman gösterirdim ben onlara. Ama habersizce, aniden ve hep birden saldırdılar, Huriye’nin kahkahaları da hâlâ beynimde çın çın ötüyor. DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT