BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kosova’da örgütlenme ve Türkiye

Kosova’da örgütlenme ve Türkiye

Kosova’da ibrenin, yeniden diplomasi tarafına kaydığını görüyoruz. Elbette, diplomasi savaşa tercih edilir. Ancak, bu dönüşte yorumlar tabiatiyle çok farklı.



Kosova’da ibrenin, yeniden diplomasi tarafına kaydığını görüyoruz. Elbette, diplomasi savaşa tercih edilir. Ancak, bu dönüşte yorumlar tabiatiyle çok farklı. Altı haftadan bu yana sürdürülen bombardıman fayda etmediği gibi, bu arada zaman kazanan Miloşeviç, silahlı deportasyon ve soykırımla, müttefiklere, savaşın hızı içinde iken, yepyeni ve acil nitelikli bir gaile açtı. Başta Amerika olmak üzere, Batı kamuoyu öncelikle, Kosovalıların içine itildikleri ve Batı’nın savunduğu değerlerin tümünü ayaklar altına alan bu insanlık dramına öncelikle çözüm bulunması baskısını yaptı ve böylece, sonuçta, gayretler de önemli ölçüde dağıldı. İkinci önemli faktör, şüphesiz Rusya’nın durumudur. Rusya, başlangıçta savurduğu, ancak kimsenin pek ciddiye almadığı tehditleri bir yana bırakıp, senaryonun ve oyunun içinde yer almayı yeğlemiştir. Rus Dışişleri Bakanı’nın Norveç’te, ABD Dışişleri Bakanı’yla görüşmesi, Kosova için Özel Temsilci tayin edilen, eski Başbakan Chernomirdin’in Washington’a kalkıp gitmesi ve son defa yapılan G-7’ler toplantısına Rusya’nın da katılmaya talip olması, hep bu politika değişikliğine işaretlerdir. Rusya’ya göre, işin dışında kalıp, ileride kara harekâtı başladığında, çok zor durumda kalmaktansa, bir bakıma rutin hale gelmiş bulunan bombardımanın sağladığı sürgit ortamından yararlanarak, NATO’nun, olmazsa olmaz niteliğindeki şartlarını müzakereler yoluyla yumuşatmak ve alınabilecek kararları da Güvenlik Konseyi’ne onaylatmak suretiyle, uyuşmazlıkta, sözü dinlenen bir taraf olmak, daha evladır. Anlaşılan odur ki, Kosova’da konuşlandırılacak uluslararası güç, ısrar ve iddia edildiği gibi, artık NATO ağırlıklı olmayacak. Rusya, böylesine bir kuvvet içinde önemli ve nafiz bir yer almaya bakacak. Kuvvet içindeki NATO unsuru ise, sulandırılmak suretiyle, şimdiye kadar katkıda bulunmayan Yunanistan, Portekiz ve örgüte yeni iltihak etmiş olan, Polonya, Macaristan ve Çek kuvvetleriyle sınırlı tutulacak. Öte yandan, Birleşmiş Milletler de, askerî olmasa bile, insanî nitelikli görevler düşünülerek, devrede tutulacak. Hem kuvvet katkısı yapan ve hem de insani amaçlı çabalarda, imkanlarının ötesinde, ön planda yer alan Türkiye, bu yeni oluşmakta olan tablonun neresine oturtulacak? Bence, tüm gelişmeleri bu optikten takip etmek gerekiyor. Başkan Clinton’ın da ifadelerinden anlaşıldığı üzere, Miloşeviç’in direnci azaldıkça, diplomasinin, önüne koyacağı formüllere, üç aşağı beş yukarı razı olacak. Ancak yakın Bosna misalini de hatırda tutarak, savaş sonrası kurulacak düzeni taşıyacak, işler ve etkin bir yapının, örgütlenmenin temellerini, şimdiden atmak gerekiyor. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan’ın, Kosova’ya iki özel temsilci ataması ve bunlardan birinin, İsveç eski Başbakanı ve Bosna’da Dayton rejiminin ihdas ettiği iki otoriteden, sivil olanın başı Carl Bildt olması da, bu yoldaki çabaların istikameti hakkında açık işaretler veriyor. 1995 yılı Aralık ayı başlarında, Londra’da Lancaster House’da yapılan müzakereler sonucunda esasları tespit edilmiş olan Bosna Sivil Otoritesi’ne, birinci derecede, Dünya Bankası, IMF, AB ve uluslararası camianın belli başlı donör ülkeleri tarafından sağlanacak masif iktisadi yardımların, Bosna’nın rehabilite edilmesi amacına yönelik olarak kullanılması ve değerlendirilmesi gibi, çok önemli bir görev verilmişti. Carl Bildt’in yönetimindeki otorite, aynı zamanda, Dayton Barış Anlaşması’nda öngörülen, eski muhasım Sırp, Hırvat ve Boşnak fraksiyonlar arasında, tedricen siyasi yakınlaşma ve entegrasyon sağlama göreviyle de muvazzaftı. Türkiyemiz, bu otoritenin Yürütme Kurulunda yer almıştı. Bosna modelinden bahsedildiğine göre, ileride Kosova’da konuşlandırılacak kuvvet de, Bosna’daki gibi şekillenecektir. Yani, başta Rusya olmak üzere, kuvvetler, bulundukları bölgelerde bir nev’i fiili idare kuracaklar ve Kosova için, adı konmayan protektora da böylece gerçekleştirilmiş olacak. Kosova’da oluşturulmasına çalışılan, gerek sivil ve gerekse askeri yapı içinde, Türkiyemiz, mutlaka, hakkı olan yeri almalıdır. Aksi halde, kamuoyunun beklentilerine cevap verememek bir yana, hem askeri ve hem de insani planda, şimdiye kadar yaptığımız fedakârlıklar boşa gitmiş olacak. Öte yandan, önemli uluslararası kaynaklarla finanse edilecek, Kosova’nın yeniden imar ve rehabilitasyonunda, Türk müteahhitlik sektörü de, kanıtladığı performansına uygun ölçüde pay almakta, beklendiği gibi, teşvik edilmemiş olacaktır.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT