BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hesapsız Cennete girenler

Hesapsız Cennete girenler

Bir defasında Kureyş’ten bir zât ile Ensârdan bir zâtın aralarında bir mesele olmuştu. Ensârdan olan zât, Hz. Muâviye’ye gidip şikâyet etti. Hz. Muâviye helâllaşmalarını tavsiye etti. Fakat şikâyet eden kabûl etmedi. Hz. Muâviye, o zâta Hz. Ebüdderdâ’ya sormasını söyledi.



Bir defasında Kureyş’ten bir zât ile Ensârdan bir zâtın aralarında bir mesele olmuştu. Ensârdan olan zât, Hz. Muâviye’ye gidip şikâyet etti. Hz. Muâviye helâllaşmalarını tavsiye etti. Fakat şikâyet eden kabûl etmedi. Hz. Muâviye, o zâta Hz. Ebüdderdâ’ya sormasını söyledi. O kimsenin sorusu üzerine Ebüdderdâ şöyle dedi: - Resûl-i ekremden işittim. “Bir Müslümanın bedenine bir zarar gelir de, buna sebep olanı, affeder, hakkını helâl ederse, Allahü teâlâ onu bir derece yükseltir. Onun bir hatâsını affeder” buyurdu. Bunu dinleyen zât, Ebüdderdâ’ya bakarak sordu: - Sen bunu bizzat Resûl-i ekrem efendimizden duydun mu? - Evet, kulaklarımla işittim. Kalbimle kavradım. - O hâlde ben şikâyetimden vazgeçiyorum, hakkımı da helâl ediyorum... Ebüdderdâ hazretleri bir gün Şam’da mescidde oturuyordu. Bir kişi mescide girdi ve şöyle duâ etti: - Yâ Rabbî! Yalnızlıkta bana yardımcı ol, garipliğimde bana acı, bana azîz ve sevimli bir dost ihsân et! Ebüdderdâ bu sözlerini duyunca, o zâta dönüp şöyle dedi: - Resûlullah efendimizden işittim. Buyurdu ki: “İnsanlar içinde kendine zulmedenler var, bunlar gam ve keder içindedirler. İnsanlar arasında isrâftan sakınanlar var, bunlar iktisatlı ve mutedil hareket ederler. Bunların hesâbı kolaydır. Ayrıca, insanlar arasında hayır işlemek için yarışanlar var. Bunlar hesapsız Cennete girerler.” Selmân-ı Fârisî, bir gün, Ebüdderdâ’yı ziyârete gitti. Ebüdderdâ, misafiri Selmân-ı Fârisî’ye yemek getirdiğinde,”Ben, oruçluyum, sen buyur ye” dedi. Selmân-ı Fârisî de, “Sen yemedikçe, ben de yemem!” dedi. Ebüdderdâ da, onunla birlikte yemek zorunda kaldı. Geceleyin namaza kalkmak isteyince, “Yat, uyu!” dedi. Sabah namazı vakti “Şimdi, kalk artık!” dedi. Kalktılar. Sonra Selmân-ı Fârisî, ona dedi ki: “Senin üzerinde bedenin hakkı var! Rabbinin hakkı var! Misâfirinin hakkı var! Âilenin de hakkı var! Oruç tut, iftâr da et! Namaz kıl! Âilenin yanına da git! Sen, her hak sahibine hakkını ver!”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT