BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Tuzaktan kumanda...

Tuzaktan kumanda...

REHA MUHTAR: Biri daha vardı, o gelmedi mi?... AKADEMİ TÜRKİYE MÜCAHİT: O kalbimde yaşıyor... REHA MUHTAR: Ne bu Atatürk mü ki?...



REHA MUHTAR: Biri daha vardı, o gelmedi mi?... AKADEMİ TÜRKİYE MÜCAHİT: O kalbimde yaşıyor... REHA MUHTAR: Ne bu Atatürk mü ki?... *** BİR SEYİRCİ: Her gün telefonla ölüm tehdidi alıyorum... YASEMİN BOZKURT: Canım her telefonu ciddiye almayın siz de... *** MUHABİR: İyi para kazanıyor musunuz?... ÖZCAN DENİZ: Batıda benim kıvamımda olan birisi daha fazla kazanıyor... *** METİN UCA: 92 yaşındayken kaybettiğimiz “Yesari” ön adlı Türk musikisi bestekarı; “a” harfi?... DİDEM UZEL: Yesari Asım Can Gündüz... METİN UCA: Bu cevabınız “bazı” internet sitelerinde çıkacak... *** YASEMİN BOZKURT: Neden en çok ‘Tek Tek’ şarkısını seviyorsunuz?... DERYA TUNA: Çünkü hepimizin hayatında tek tek vardır... *** POPSTAR ADAYI KIZCAĞIZ: Ayy, bir şans daha istiyorum lütfen, Edison bile ampulü 6 bin defa denedikten sonra bulmuş... DENİZ SEKİ: Ama biz ampul aramıyoruz ki... *** METİN UCA: Türkiye’de koruma altına alınan ilk kuş türü olarak bilinen, yaşam alanı Güneydoğu Anadolu olan uzun gagalı kuş?... SELÇUK ÖZER: Kaplumbağa... > Bizimkiler Hakkı Abi: Dosyalar çok yüklü, bilgisayarı yavaşlatıyor... Ahmet: Kullanmadıklarını sil at... Hakkı Abi: Hepsini iç içe koysam olmaz mı?... *** BİLGEHAN: Ne içersin abi, kola, gazoz, ayran... MİSAFİR: Cappucino var mı cappucino?... BİLGEHAN: Cappucino var mı bizde Ercan?... ERCAN: Yok abi Cappy Portakal var... *** CEM: Kestane alacağız KESTANECİ: Ne kadar abi, 100 gram yeter mi?... CEM: Bilmiyorum ki 100 gram ne kadar yapıyor... Sen koy ben dur derim... *** HOCA: Cep telefonlarını lütfen masama bırakın, çıkarken alacaksınız... KÜÇÜK HÜSEYİN: Hocam ben evde bıraktım, gidip alayım mı?... *** ÖMER: Bugün 11 Eylül’müş... Bir şey olur mu sence?... TALİP: Ne var ki 11 Eylül’de?... ÖMER: Hiç televizyon seyretmiyor musun sen?... TALİP: Ne bileyim abi, Pınar Altuğ bu sefer ciddi gibi görünüyor... > Temel’in yeri... Fadime telaş içinde sokaklarda koşuyormuş... Rastladığı arkadaşı Fatma, “Hayrola, ne oluyorsun Fadime” diye sormuş... Bizimki, “Sorma başıma geleni” diyerek anlatmaya başlamış; “-Köpeğimiz iki gündür kayıp... Kayışla birlikte gitti... Görenlerin dediklerine bakılırsa, sarışın bir turisti takip etmiş...” Arkadaşı başını sallayarak nasihat vermiş; “-Bu kadar üzülmen anlamsız... Kaybolan nihayet bir köpek değil mi?...” Bahtsız Fadime devam etmiş; “-Evet, biliyorum... Ne var ki kayışın öbür ucunda kocam vardı...” > itiraf reyonu... (...isim: elf_nur ...şehir: istanbul ...yaş: yirmibeş) Geçen seneydi... Bir öğrencim, verdiğim ödevin son sayfasını tamamlamamış... Nedenini sorduğumda, “Öğretmenim Aliye başladı, annem bitiremedi” dedi... Cevap öyle hoşuma gitti ki kızamadım bile... > Bugünün buluşu >> İlk kez bir gazete, gün içindeki önemli gelişmeyi okuyucusuna duyurmak için “yıldırım baskı” yaptı... (...13.09.1929) > Tebeşir Tozu... “-Mutluluk güzel görünmemizi sağlar, ancak güzellik her zaman mutluluk getirmez...” (...Oscar Wilde) > Hayata dair... Hiç kimse onu bulandırmadığı ve ihlal etmediği sürece hukuk, teneffüs ettiğimiz hava gibi görünmez ve tutulmaz bir şekilde etrafımızı kaplar... Hukuk ancak kaybettiğimizi anladığımız zaman değerinin farkına vardığımız sağlık gibi sezilmez bir şeydir... (...Pierre Calamanderi) > sağdan - soldan (...İstanbul - Kamyon arkası - Enis Yaşar) “-BU RENKTEKİ TEK KAMYON BENİMKİ... BİR TANE DAHA VARDI GEÇEN YIKADILAR...” *** (...Sakarya - Kamyon Arkası - Fevzi Kaşıkçı) “-İNAT ETME GÖKYÜZÜ... BENİM KADAR AĞLAYAMAZSIN...” *** (...Silivri - Kamyon arkası - Burhan Ermiş) “-DÜNYA DİKENLİ BİR HAYAT, SEVENDE Mİ KABAHAT... DE GİT YAT...” > S.Ö.Z. der ki; “-Kalemler sadece güzel yazmaya çalışırken tutukluk yapar...” (...İmza atarken dilinden dökülen müthiş S.Ö.Z.leri) > Nostalji... Çocuk babası ile birlikte Galata köprüsünde yürürken, ardı arkası kesilmez sorular yağdırır: -Baba, bu ne köprüsü?... “-Galata köprüsü yavrum...” -Baba bu köprünün boyu kaç?... “-600-700 metre kadar yavrucuğum...” -Baba bu ne kulesi?... “-Galata Kulesi bi tanem...” -Baba bu kulenin boyu kaç?... “-Yavrum... 65 metre sanırım...” -Baba öndeki adam kim?... “-Bilmiyorum çocucuğum...” -Baba adamın boyu kaç?... “-Yavrum sanırım 1.85 galiba...” -Baba hükümetin boyu kaç?... “-Yeter ama... Başlatma şimdi hükümetinin boyundan...” Deyince her şeye kulak misafiri olan öndeki adam kızgın bir ifadeyle geri döner: “-Beyfendi bunlar çocuk, sorularına cevap vermezsek nasıl büyücekler, nasıl bilgilenecekler ?...” Baba: “-İyi, öyleyse siz cevap verin bakalım...” Adam: “-Yavrum, hükümetin boyu 1.70...” Baba: “-Saçmaladınız yani, şimdi... Oğluma niye yanlış bilgiler veriyorsunuz ki?...” Adam gırtlağını eliyle keser gibi gösterek; “-Bakın beyim, benim tam burama kadar geldiğine göre...” > sanatik kritik “-Ali Güven, İbrahim Tatlıses ile nasıl tartışır... İbo Türkiye’de bir ‘adam’dır. Ali Güven’in cesaret edip de ona bir şey söyleyeceğini zannetmiyorum. İbo ona bapuç bırakmaz...” (...Kaya Çilingiroğlu) > politik kritik “-CHP’liler Papermoon’da yemeklerini yerler, chianti’lerini içerler, sonra da gevşerler... Bu gevşemelerini siyasi yaşama da taşırlar... Ve Başbakan’a karşı tavır da almamaya başlarlar...” (...Mehmet Ağar) > sportik kritik “-Beni en çok şaşırtan; Türk medyasının, Brezilya, İtalyan basınından pek farkı olmaması... İnsanların habere ulaşma imkanı yokken, kafalarından bir şeyler uydurmaları normaldir...” (...Arthur Zico) > yeşilçam’ın unutulmayanları: ya ne diyem, mahmut mu diyem?... ne münasebet, gözüme toz kaçtı... o kızla evlenirsen mirasımdan men ederim seni... evinin kadını olacaksın şermin... kan değil o yavrum, az önce kızılcık şerbeti içtim... çok hoşsunuz müfit bey, sizi kahve içmeye de bekliyorum... sizi benimle bu şekilde konuşmaktan men ederim... çocuklar gelmeyin Mahmut hoca burada... yav lütfücüm ben hepsini yapıyorum ama gözlerimden ateş saçamıyorum... vahşi kan akacak... kan akacak kan... ama ağlıyorsunuz siz... gulyabani diye bir şey yoktuuuur... avrupa’da ameliyat olması gerekiyor... benim de bir oğlum vardı, yaşasaydı senin yaşında olacaktı... benimkisi sevinç gözyaşları beyefendi... seni hiç sevmiyorum süt oğlan... babanı da sevmezdim zaten... mapustayken kısmetimin horozu tüylendi... kes sesini be, boy fukarası sen de... kısmetin ayağı sürçtü, darağacı yerine sana asıldık be anam babam... mezbaha kırıntısı, kelleni başına topla... pardon çıkalı terbiye fukaraları çoğaldı... helal lakırdı ediyorsun ama fazla inceliyorsun kopacaksın yakında... Aaa sil şu gözlerini, baloya şişmiş gözlerle gitmek istemezsin değil mi?... o tokatı senin yüzündeki maskeyi düşürmek için vurdum... bana öyle gülümseme, seni daha fazla sevemem... sizi çok iyi anlıyorum, çünkü ben de körüm... elveda bitmeyen türküm...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT