BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Telefon çetesinin bantları...

Telefon çetesinin bantları...



HÜLYA’NIN ANNESİ: Kızım anneler günü yaklaşıyor... Bana bir okey takımı alır mısın?... * * * BÜLENT ERSOY: Saadet dolu yuvamıza kara bir gölge düşürdün Cem... Tertemiz hislerimle oynadın benim... Rica ederim tek celsede boşa beni... * * * CEM ADLER: Kanunlara göre biz boşanamazmışız Bülent... * * * SEDA SAYAN: Daha önce televizyonlarda söylemiştim, şimdi de bizi dinleyen çete huzurunda söylüyorum, sen dangalağın tekisin Hülya... * * * SAVAŞ AY: Demek sana dangalak dedi... Kurban olurum abla, sen de çak iki tane... * * * REHA MUHTAR: Tamam ama benim normal insanlar gibi konuşabildiğimi kimse bilmesin... Malum ekmek parası... * * * HÜLYA AVŞAR: Kaya şu vergi borcunu ödesek iyi olur. Vergi dairesinden aradılar, “Yolu vergiden geçen herkesle mutlaka bir gün bir yerde buluşuruz” diyorlar... * * * SÜLEYMAN DEMİREL: Alo Nazmiye... Beni Persil’in yeşil adamı yapmaya çalışıyorlar ne yapayım?... * * * BÜLENT ECEVİT: Alooo... 118 bilinmeyen numaralar mı?... Öncelikle şunu sormak istiyorum, türbanlı mısınız?... * * * MESUT YILMAZ: Yüce Divan’a gitmek istiyorum... Yüce adalete sığınıyorum... Adımı Mesut Yüce Yılmaz yapmak istiyorum... * * * SÜLEYMAN DEMİREL: Nazmiye... Bana Coni Vayt kıyafeti giydirmeye çalışıyorlar ne yapayım?... * * * FATİH TERİM: Tamam Suat, formundan memnunum da, saçlarını şampuan reklamlarındaki kızlar gibi sallama... * * * GORDON MİLNE: Ula paşkan; çim demiş penum Trabizonsipor’un dilundan anlamadiğumu?... TEMEL’İN YERİ Dört kaplumbağa pikniğe çıkmaya karar vermiş. Erzakları hazırlayıp; bir yıl, iki yıl, beş, on yıl derken 30 yıl sonra piknik yerine varmışlar. Gazozları, yiyecekleri, herşeyi ortaya çıkarmışlar. Bir bakmışlar açacak yok. Tek çözüm, birinin eve gidip açacağı alıp gelmesi. Görev içlerinde en küçük kaplumbağa olan Temel’e düşmüş. Genç kaplumbağa; “-Ben gelene kadar buradaki yiyeceklere dokunmazsanız giderim...” Diğerleri bunu kabul etmiş. Temel yola çıkmış; bir, iki, on, yirmi yıl geçmiş. Bu arada yaşlı kaplumbağalardan biri fenalaşmış. Arkadaşları ne yapsa faydasız, son bir dileği olup olmadığını sormuşlar. “-Gerçi genç kaplumbağaya söz verdik ama, şuradaki sarmalardan bir tanesini yesem olur mu?...” “-Elbette” diyerek, sarmalardan birini vermişler. Tam ağzına atacağı sırada genç Temel çalıların arasından fırlamış; “-Gitmiyorum işte, gitmiyorum...” Gül... Kan rengi, kıpkırmızı güllere bayılırdı... Zaten onlarla adaştı... Adı: Gül... Kocasının sevgili Gül’ü... Her yıl evlilik yıldönümünü kapının önünde bulduğu enfes fiyonklarla süslü kucak dolusu kırmızı güllerle kutlardı. Hiç aksamadan. Hatta, eşini kaybettiği yıl dahi kapısı çalınmış gülleri kucağına bırakılmıştı, küçük bir kartla birlikte; “Seni geçen sene bugünden daha çok seviyorum...” Birden bunların son gülleri olduğunu düşündü. Önceden ısmarlanmış olmalıydı. Öleceğini nereden bilebilirdi?.. Zaten herşeyi daha önceden planlamayı ve yapmayı severdi. Gülleri özenle içeri taşıdı. Saplarını kesti, vazoya yerleştirdi. Vazoyu da konsolun üzerine, eşinin fotoğrafının yanına koydu. Orada kocasının koltuğuna oturup saatlerce gülleri ve fotoğrafı seyretti. Sessizce.... Bitmek bilmeyen bir yıl geçti. Yapayalnız ve hüzün dolu bir yıl... Sonra bir sabah kapı çalındı tıpkı eski günlerdeki gibi... Kıpkırmızı gülleri, üzerinde küçük kartıyla birlikte eşikteydi. Evlilik yıldönümünü kutluyordu. Gülleri içeri aldı. Şaşkınlık içinde doğru telefona koştu. Çiçekçi dükkanını aradı. Onu bu kadar üzmeye kimin hakkı vardı?... “Biliyorum” dedi çiçekçi... “Eşinizi geçen yıl kaybettiniz... Telefon edeceğinizi de biliyordum... Bugün size gönderdiğim gülleri çok önceden ısmarlamış, parasını da ödemişti. Hep böyle yapardı zaten... Hiç şansa bırakmazdı. Dosyamda talimat var. Bu çiçekleri size her yıl göndereceğim. Bir de özel kart vardı, kendi el yazısıyla. Bilmeniz gerek diye düşünüyorum.... Ölümünden sonra çiçeklere iliştirmemi istediği kart...” Gül hıçkırıklar içinde teşekkür ederek telefonu kapattı. Parmakları titreyerek zarfı açtı... “Merhaba sevgilim” diye başlıyordu kart... “Güller, senin kapıyı açmadığın güne dek gelmeye devam edecek. O gün çiçekçi beş ayrı zamanda gelip kapıyı çalacak, eve dönüp dönmediğini kontrol edecek. Beşinciden sonra emin olarak gülleri ona verdigim yeni adrese getirip, seninle yeniden ve ebediyyen kavuştuğumuz yere bırakacak....” Suat’ın ajandası... * Saçlar bu sene gür çıktı. Seneye de nadasa bırakılıp daha iyi verim alınacak... * Taffarel’in parmağı çıktı, parmak ektirmesi tavsiye gedilecek... * Hagi’yle “Kel kel kendine gel” diye alay edilecek... KÜLTÜR En çok okumuş taraftar F.Bahçe’deymiş... Fener’e beddua okuyorlardır... FARK Uyku ömrü uzatıyormuş.... Ha uykuda, ha mezarda ne farkı var?... KARDEŞ Kızılderililer Türk’müş... Belli zaten... Hepimiz Oturanboğa’yız... SEÇİM Fazilet’in kapanması durumunda yeniden seçime gidilecek. Oy kullananların parmağındaki boyalar henüz çıkmadığı için bu kez sandık başlarında CİF adamlar bulunacak ve oy kullananların eski boyaları çıkarılarak mükerrer oy önlenecek. Fener reklamı Yok öyle okşar gibi, mokşar gibi futbol... Top oynarken ayağın sesi gelecek, “çatır çatır” kırılıyorum diye... BİZİMKİLER * Halit’in kardeşi Fehim Kayacan aradı, “Ömer Abi eskiden ne ölümsüz aşklar varmış... Mecnun ile Kerem, Leyla ile Şirin...” * Ahmet Abi cep telefonuyla konuşurken Hasan Abi bağırdı, “Ahmet 4096’ya bağla bir de ben görüşeyim...” * Bilgehan herkesin bir kişiye yüklenmesine dayanamadı; “Merve veren ağaç taşlanır...” * Halit, Kalli’nin listesini ele geçirdi, “Helma ve Marian Beşiktaş’ta” diye haber yazdırdı. Karısıyla kızıymış meğer...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT