BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > 3 Adam!..

3 Adam!..

“Bunları” savunun, övün, alkışlayın, “elhâk” haklarıdır!..



“Bunları” savunun, övün, alkışlayın, “elhâk” haklarıdır!.. Amma... “Çok yanlış yaptıkları”, bu yanlışları “itiyad haline getirdikleri”, kendilerine de, takımlarına da “zarar verecek” şekle dönüştürdükleri zaman, ikaz edin, eleştirin, yerin!.. Böyle yapın ki, “akıllarını başlarına alsınlar” ve “yanlış yolu terketsinler!.” “Bu yanlışları göre göre”, bu yanlışları görmemezlikten gelmek, “kabahatı” hakeme, şuna buna yüklemeye kalkışmak, “bunlara” iyilik etmek değil, kötülük etmektir!.. Kim “bunlar?” Biri Baliç... Biri Fatih... Biri Emre!.. Ve de “benzerleri!.” “Daha işin başında olan”, genç olan yıldızlar!. “Olmadan”, kendilerini “olmuş” zanneden futbolcular!.. “Yanlış üstüne yanlış yapan” büyük yetenekler!.. Dikkat ediniz, Baliç kaç maçtır, “hatta duran toplarda” bile yok!. Yanından adam geçse, “yere atıyor kendisini!..” “İkili mücadelelerde ise”, kazanmayı bir yana bıraktım, yere yuvarlanıp duruyor ve sonra da “faulü vermedin” diye hakeme “acaip hareketler” yapıyor!. Hakemler de, “Baliç” adının ve “Fenerbahçe” büyüklüğünün “yüzüsuyu hürmetine” çoğu zaman “kart çıkarmak yerine” dönüp gidiyor, tavırlar çok bariz ise “parmaklarını sallayarak” ikaz ediyorlar!. Eğer “bu bitiklik”, sezon ortasında “evlilikten dolayı ise”, sorumluluğa “ona bu izni veren” yöneticiler de ortak!. Hele hele “Evlendiyse ne oldu?” diyen bazı yorumcular!.. Yooo, “evlilikten dolayı değilse”, acaba neden? Elbette ki, “bu defa” sorumluluk “tek başına” onun üzerinde kalıyor!.. Bursaspor maçında “ilk gördüğü sarı kart”, işte “bu bitikliğin” getirdiği “güç aczinden” doğdu!. Rakibiyle mücadele etmek istedi, gücü yetmedi, adam geçip giderken Baliç “kendine yediremedi”, çekiverdi; “Haklı bir sarı kart!.” İkinci sarı kartında “gene” güçsüzlüğün etkisi vardı, bu defa “geçip giden adama” takıvermişti ve “kart gene haklıydı!.” Amma... Bu defakinde bir fark vardı!. Takım “Şampiyonlar Ligi’ne katılma mücadelesinin sonuna gelmişti” ve durum çok kritikti!.. Uche sakattı... Högh sakattı... Erol sakattı... Murat’ın “dördüncü sarı kartla” gelecek maçta oynayamayacağı biliniyordu!.. Bu yüzden Baliç gibi bir yıldızın çok dikkatli olması gerekiyordu!. Ve Baliç, “çok basit bir hareketle”, herkese “gelecek maçta ben de yokum” deyiverdi!.. Neden? “Acaba, sakatlanma korkusundan toplara girmiyor, oynamıyor, kendini transfere, Real Madrid’e, Barcelona’ya saklıyor” dedikoduları doğru muydu? Onun için “en kısa yoldan” kart görüp, oynamama tercihini mi yapmıştı? Maçın bantlarını izleyiniz... Dikkatle izleyiniz... “İkinci kartı görmeden” 10-15 dakika önce, hakem onu “hiç müdahale olmadığı halde” iki defa üstüste kendini yere attığı için “ikaz etmişti!..” Aslında “hakemi aldatmaktan” o hareketlerinden birinde “ikinci sarı kartını görmesi” gerekiyordu, hakemin affına mazhar olmuştu! Hakemlerin affına mazhar olanlardan biri de Galatasaraylı Emre idi!.. Emre, “bu sezonda takımda devamlı oynamaya başladığından beri” Beşiktaş maçında yaptığı “çirkin hareketin benzerlerini” yapıyor, çoğu zaman hakemlerin hoşgörüsü ile karşılaşıyordu!.. “Ünal amca ayağıma bile bile bastı” diyen “genç” Emre’nin, Ali Eren’e attığı “müthiş” dirsek neyin nesiydi? “Cin olmadan adam çarpmak” sözünün bütün gereklerini yerine getiren Emre’nin kulağının önce Fatih Terim ve Galatasaraylı yöneticiler sonra da ve hem de “devamlı olarak” medyadaki “yorumcu abiler” tarafından çekilmesi gerekliydi!.. Ve de “asıl”, sahadaki “hakem amcalar” tarafından!.. Yoksa, “Emre, Emre olmadan” futbolumuzdan çekip gidecekti!.. Emre’ye bir tavsiye: “Hagi’ye özeniyorsan” ve de “o da dirsek atıyor” diyorsan, sana söylenecek tek söz var; “Önce Hagi ol da, sonra böyle düşün!..” Hagi’nin alınacak “bunca iyi vasfı varken”, gidip de “en kötü vasfına özenirsen ve taklide kalkışırsan”, vah sana ve vah Galatasaray’a!.. Ya, “bir başka gence”, Fatih’e ne demeli? O ne hava, o ne tafra!.. Her maçta “yığınla” hata!.. “İkaz edilince” de, “ikaz eden” Popescu gibi bir “top ustasına” kafa tutma!.. Son maçların kasetlerini bir izleyin!.. Bu Fatih, sanki “Atletic Bilbao maçında Galatasaray’a yedirdiği ve takımını tur kapısından döndürdüğü golden hiç ders almamış!..” En kritik yerlerde, en kritik dönemlerde “lâubalilikten, vurdumduymazlıktan” top kaptırıyor, o kaptırdığı toplar Galatasaray kalesi önünde rakibe gol fırsatı veriyor, umurunda değil!.. Tekrarlayıp duruyor!.. Galatasaraylılar Terim başta olmak üzere saç baş yoluyor!.. Alıyor topu gidiyor... Gidiyor... Önünde “boşa kaçan” bir yığın Galatasaraylı var!.. Sanki “Lefter oldu” mübarek, kimseye top çıkarmıyor, kaptırıyor, rakipten bir kontratak; yeri de boş!.. Ayıklasınlar bakalım pirincin taşını Popescu’lar, Bülent’ler!.. Ya, kafasını kaldırıp, “Hagi’ye özenerek” atmaya kalkıştığı “40-50 metrelik” paslar? Hepsi rakibe gidiyor ve sanki “duvara çarpmış gibi”, geriye Galatasaray defansının üzerine dönüyor!.. Defansa “nefes alacak” zaman bile kalmıyor!.. Bu maçları, “bu oyuncuları”, bu hareketleri “seyrediyorum”, ertesi sabah “gazeteleri okuyorum”; bazı yorumcular “bunları yapan” bu oyuncuları, “göklere çıkarmışlar!..” Verilmedik “yıldız kalmamış!..” “Herhalde ben başka maçı seyrettim, bunlar başka maç” diyorum ve gülüyorum!.. Olan da, Baliç’lere, Fatih’lere, Emre’lere ve futbolumuza oluyor! “Olmadan oldurulanlar ve kendilerini olmuş zannedenler” düşmeye, futbollarını düşürmeye devam ediyorlar!.. “İnanılmaz rakamlarla yazılan transfer palavraları” da, onlara “ninni” oluyor!.. Uyuyorlar!.. Acaba büyüyorlar mı?
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT