BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kendim ve ben

Kendim ve ben

Bir sonraki günü düşünmekten bugünü kaçırdığımız bir yüzyılda yaşıyoruz. Şimdiki zamanı gelecek zaman karşılığında bozdurduğumuz için asla içinde bulunduğumuz anın tadını çıkaramıyoruz.



Bir sonraki günü düşünmekten bugünü kaçırdığımız bir yüzyılda yaşıyoruz. Şimdiki zamanı gelecek zaman karşılığında bozdurduğumuz için asla içinde bulunduğumuz anın tadını çıkaramıyoruz. “Şunu da halledeyim, rahat edeceğim” diye diye rahat etmeyi ertelemekten bir hal oluyoruz. Aslında bütün bunlar bireysel hatalardan ziyade toplumda kentsoylu yaşamın bize çıkarttığı bir sonuç. Birbirinden uzak mesafeler, trafik sıkıntısı, geçim derdi falan derken kendimizi depresyonda bulmamız işten bile değil. Bu kavga gürültünün içinde insanca masum duygularımızı da bir kenara itiyoruz. Her nimetin mutlaka bir külfeti olduğunu bildiğimiz için artık sevmelerden ürkmeye başladık sanki. En azından ben böyle hissediyorum. Sevmeyi sevmek başka şey, birisini sevip onun için yaşamak başka. Değişen zaman içinde bir insana odaklanmak öyle zor ve sonuçsuz geliyor ki artık. Bir anda geçmiş tecrübeler ve çekilmiş acılar gözümün önünde canlanıyor. Bütün bunları bir kez daha taşıyacak gücü bulamıyorum kendimde. Bu, bir umutsuzluk psikolojisi değil, hayatın tatsız bir gerçeği. İlk cicim ayları geçtikten sonra monotonlaşma ve sıkılma sürecinin işlemeye başlaması kaçınılmaz. Ondan sonra da hep aynı terane. Nereye kadar sürer belli değil. Şimdiye kadar ne kazandırdı, hiç. Eh, hal böyle olunca akla gelen ilk soru, “değer mi” oluyor. Verdiğiniz sevginin karşılığını bulabilseniz elbette değer. Ama bu öylesine zayıf bir ihtimal ki. Herkes günü kurtarmaya bakarken biraz şefkat ve zarafet aramanın hiç faydası yok. Toplum hummalı bir çekişmeye kaptırmış kendisini. Daha fazla kazanmak, daha çok söz geçirmek, daha fazla dikkat çekmek gibi hırsların esiri olunmuş. Dolayısı ile başarıya giden her yolun mubah olduğu inancı kabul görmüş. Bu yollardan geçerken ar, namus, edep gibi kavramlar “modası geçmiş” damgasını yemiş bir kere. Kişisel istisnaların dışında bu gerçeklerle yüz yüze olduğumuz aşikar. Demek ki normal şartlarda karşımızdaki insandan ne bekleyebileceğimiz de belli. Ortalama duygulara razı olmak ve fazla derin olmayan etkileşimlere “peki” demek. Hayata yeni başlarken bu kadarı yeterli gelebilir. Ya da en azından dünyada başka bir şeylerin de olabileceği bilinmeyebilir. Bu durumda boyun eğmek daha kolay, daha mümkündür. Ama belli bir yaşa geldiyseniz ve insanların göründüklerinden çok farklı çıkabileceklerini öğrendiyseniz, işin rengi değişir. Bu takdirde, siz var olduğunuz hacmi hak etmek için bir sürü uğraş vermişsiniz demektir. Yani karşınızdaki insanda, kendinizde olduğundan daha üstün nitelikler ararsınız. Göz bebeklerinde hakiki sevgi titreşimleri görmeyi beklersiniz. Sahip çıkarsınız, sahip olunmak istersiniz. Hatırlanmak, aranmak, saygı duyulmak gerekir size göre. Pekiyi, bütün bu özellikleri kimde bulacaksınız? Bana bakmayın, ben cevabı bilmiyorum. Bilseydim farklı bir yaşantım olurdu. Ama tahminimi merak ediyorsanız söyleyeyim. Bunları birisinde bulmak çölde yağmura yakalanmak kadar zayıf bir ihtimal. Tabii sık sık serap görebilirsiniz. “Sonunda buldum” çığlıkları atıp sert kumda umutlarınızı parçalayabilirsiniz. Ama bundan ötesi boşluk. Belki de bu yüzden insanın önce kendisini sevmesi gerekir. Kendisiyle iyi arkadaş olanlar yalnızlık duygusundan kurtulabilirler sanırım. Kendisiyle barışık olmak, kendisine güvenmek, birçok insanın sıkıntılı yükünü taşımaktan daha kârlı olabilir. Bütün bunları bencillik ya da kibir anlamında söylemiyorum elbette. Ama ortalama bir sevgiyi başkasına besleyip yine de hayal kırıklığına uğramaktansa, kendi iç dünyamda ayağımı sağlam zemine basmayı tercih ediyorum. SÖZÜN ÖZÜ Hata yapmayan insan hiçbir şey yapamaz. LEVHA İnsanın dostu yoktur. Saadetine ortak olmak isteyenler vardır.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT