BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Taş kesilmişti Talat bey!..

Taş kesilmişti Talat bey!..



Kapıdan girer girmez iki adım sonra, tam karşıda küçük, iki kişinin zor sığabileceği kadar bir mutfak vardı. Çeşmenin üzerindeki dolabın kapakları kırıktı. Mutfağın hemen yanındaki duvarları açık sarı badanalı odaya ancak karşılıklı iki sedir sığardı. Diğer yandaki oda ise birincisinden daha küçüktü ve sahip olduğu küçük pencere çöplüğe bakıyordu. Mehpare hanımın dili tutulmuş gibiydi. Belki bırakıp geldiği baba ocağı çok güzel değildi ama en azından bir heybeti, bir hacmi vardı. Ferahtı. Yan gözle kocasına baktı yaşlı kadın. Talat bey taş kesilmiş gibi hiç konuşmadan inceliyordu artık yaşayacağı evi. Muhsin çok büyük bir iş başarmış gibi atıldı: - Nasıl? Size yeter de artar bile burası. Nasıl olsa, ben de yokum, Tahsin de. İrkilerek başını kaldırdı Mehpare hanım. Beklenmeyen sertlikte bir ses tonuyla: - Tahsin gelecek. - Tamam, tamam, bir şey demedik. Geldiği zamana kadar inşaat biter. Talat bey omuzlarını kaldırdı: - Evladım burada biz nasıl yaşarız? Baksana her yer rutubet içinde. Her yere uzak. Zaten yaşlıyız. Muhsin kaşlarını çattı: - Baba sen de buldun da bunuyorsun yani. Kolay mı ev bulmak. Burayı zor bulduk. Hem de dünyanın kirasını veriyoruz şuraya. Haydi, oturun da şükredin. Mehpare hanım kocasına destek olmak istercesine yanına yaklaşıp omzuna vurdu: -Haydi Talat bey, iki başımız değil mi, yaşarız, onlar memnun olsun yeter ki!.. Çabucak yerleştiler. Zaten fazla eşyaları yoktu. Çoğunu da Muhsin’in ısrarıyla bırakmışlardı. Eski buzdolapları mutfağa sığmadı, oturma odasına koydular. Tahta masaları bile zor sığdı. Odanın içinde neredeyse dönecek yer kalmamıştı. İşçilerden biri Talat beyin ricasını kırmadı, televizyon antenini bağladı. Görüntü pek güzel değildi ama idare ederdi. Zaten siyah beyaz televizyonları bazen kendi kendine kapanıyor, canı istediği zaman çalışıyordu. İşçilerden bir tanesi su içmek için gittiği mutfakta Mehpare hanıma sordu: - Anacığım, bu bey sizin neyiniz oluyor? - Oğlum evladım. Benim oğlum... İşçi gözlerini devire devire baktı yaşlı kadına: - Deme yahu? Nasıl evlat bu böyle? Kadıncağız yutkundu, fısıldar gibi cevap verdi: - İyi çocuklardır onlar. Bir de küçüğü var bunun. - İyi de hanım anne... Bu bey bizim şirkette müdür. Koskoca müdür anasını babasını burada mı oturtur yahu? Kamyon ve işçiler holdingin elemanlarıydı. Halit bey söylemişti Muhsin’e bunları götürmesini. Böylece boş yere para ödememiş olurlardı. Mehpare hanım cevap veremedi. Oğlunun yerine utandı, eğdi başını... * * * Talat bey elini ağzında ıslatarak ütünün altını kontrol etti. Sıcak ütüden çıkan ses odanın içinde duyulunca Mehpare hanım başını kaldırıp baktı: - Dikkat et, Talat bey, yakma. - Ediyorum Mehpare. Çift çizgi yapmamaya da dikkat ediyorum... O gece düğün vardı. Muhsin bütün hazırlıklar boyunca anne ve babasını bir yabancı gibi uzak tutmuştu. Onlarda sanki bir akraba çocuğunun düğününe gidiyorlarmış gibi hazırlanıyorlardı. Tahsin’in mahkemesi yapılmış, tutukluluk halinin devamına karar verilerek mahkeme bir ay sonrasına ertelenmişti. Bir kere görüşebilmişti Talat bey oğluyla. O da beş dakika. Fazla bir şey konuşmamışlardı. Tahsin olan bitenden hiç bahsetmemiş, sadece ihtiyacı olan şeyleri söylemişti. Annesini sormuştu bir de. Ağabeyinin kendisi için düşüncelerini biliyordu. Muhsin bir mektupla bildirmişti hakkında düşündüklerini. İçinde bulunduğu konumda kardeşine sahip çıkamayacağını söylemiş, kendisine anlayış göstermesini istemişti. Muhsin artık başını almış gidiyordu. Müstakbel kayınpederi altına bir araba çekmiş, düğün yapılana kadar da lüks bir otelde bir oda tahsis ettirmişti. Kızının istekleriydi bunlar. Şükran ısrarla durmuştu üstünde bunların. Çünkü asla o gecekondu bölgesine gitmek gibi bir şeyi düşünemezdi. Müstakbel eşinin de öyle bir yerde oturduğunu bilmek rahatsız edecekti. Bircan hanım da destek vermişti bu fikre. Böylece oldukça lüks bir oda tahsis edilmişti genç adama beş yıldızlı otellerden birinde. Mehpare hanım Talat beyin ısrarlarıyla kabul etmişti düğüne katılmayı. Yoksa gitmeyecekti. İnsan yerine bile konmadığını görüyor, kırgınlığı kendini aşıyordu. Talat bey: - Oğlumuz o bizim Mehpare, hatasıyla, sevabıyla oğlumuz. Gitmek zorundayız .. diye ısrar etmişti. Oysa yaşlı kadına göre, gitmeleri de, gitmemeleri de pek bir şey fark etmezdi herhalde Muhsin için. O artık Kadıoğlu soyadını taşımasına rağmen anasını babasını elinin tersiyle bir kenara itmiş, kendine yeni bir dünya kurmuştu... * DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT