BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Uçmaya deve taşımaya kuş!

Uçmaya deve taşımaya kuş!

Eşini ve yaşını konu edenlere, her ikisi de “işimize bakın beyler” mesajını verdiler. Haklılar. Ancak, benim yadırgadığım Feldkamp’ın bu tür bir yaklaşımı “tam Türk işi” diye yorumlayabilmesi. Onun emekliliğini, kaç yıldır hocalık yapmadığını ve UEFA bünyesindeki faal teknik direktörler arasında “en yaşlı hoca” olduğunu bize UEFA ve Avrupa basını söyledi.



Ülkemize konuşlanan yabancı teknik direktör sayısını “iki” rakamına çekmeyi başardık ama oyuncunun yabancı sayısını “artı sonsuz” yapmak için zorlamalarımız devam ediyor. Ertuğrul Sağlam’ın “gençliği” ile Karl Heinz Feldkamp’ın “yaşlılığını” tartışırken, medya bu zokayı yutup bu yemlere saldırırken, adamın biri Roberto Carlos’u götürdü. Gezinelim futbol ormanında... Roberto Carlos ile röportaj yapmak, konuşmak, antrenmanlarını yakından izlemek, maçlarını anlatmak ve yazmak bir nimettir, bir kere bunu kabul edelim. “Arabanın son sahibi” olmaya da, buradan sonrasını “hurda” olarak yaşasa da, bu adamın sol ayağından öğreneceğimiz çok şey var. Roberto Carlos’a cesaret edenlerle Ertuğrul Sağlam’a cesaret edenleri “cesaretlerinden dolayı” kutluyorum. Feldkamp’a “cesaret” etmek ise bir başka satranç hamlesidir. Örtmektir Avrupa’da düşen “kredibilite” oranının üstünü. Ancak altında çalışacak kadro ile ilgili hâlâ tereddütlerim var. Oyuncu profilinin de gelenlerden çok “bazılarından kurtulmakla” rahatlayacağını düşünüyorum. Onun yaşını da bize kendi ülkesinin vatandaşları olan kendi gazetecileri konu ettiriyor, biz değil... Yani bu işe “tam Türk mantığı” değil, olsa olsa “tam Alman usulü” denilir. Eşinin hayat görüşünü sorun ettik Sağlam’ın. “Eşi oynamayacak ki” yaklaşımı sığ bir yorumdur. Biz bu ülkede canlı yayınlarda her hamlede haç çıkaranlara hoş görüyle bakarız da, ellerini kaldırıp “Allahım sana şükürler olsun” bakışı atanları “yobazlıkla” suçlarız. Bu matematiğe göre Brezilyalı olup, koyu Katolik olan bir hoca, üstelik şaraba da pek meraklı iken, asla Suudi Arabistan’da hocalık yapmamalı... Veya Tümer Metin, eşinin başı açık olduğu için asla Katar’a gidememeli... Kendi insanımıza olmayan hoşgörümüzü, mesela Feldkamp için sonsuz tutmamız beklenir. Ben de İspanya’nın dağ köylerinde oksijeni bol ve nem oranı düşük ortamlara mahkum bir futbol adamının randıman sorununu ve yardımcılarını tartışmamalıyım öyle mi?.. Şimdiden “kutsal ittifak” kuran yorumcularımızın güdümlenen yorumlarıyla yeni sezonun da “ucube” olmasının temelleri atılıyor zaten. Lincoln’e 8 milyon euro diyerek kamuoyu oluşturmak isteyenler, asla şeffaf olmayan bir camianın resmi açıklamasında verilen, “Carlos’a 4 milyon euro” sözüne bayrak gibi sarılıverdiler. Oysa benim duyumlarım 6.5 milyon euro olduğu mesela... Carlos’u, gelişinden birkaç gün önce “resmen” yalanlayan resmi ağza, ben nasıl inanırım fiyat açıklarken kullandığı “resmi” dille yaptığı açıklamasında?... Sıkıyorsa araştırın... Sıkıyorsa yazın... Uçmaya kalkana “olmaz sen devesin” diyeceksiniz, yüke vurmaya kalkınca da “olmaz sen kuşsun” diyeceksiniz.. Gidi deve kuşları... Siz ne devesiniz ne de kuş... >> Efsane Kramponlar Cumartesi öğleden sonrasını Zaman gazetesinin mükemmel buluşu olan “Efsane Kramponlar” şöleni için İnönü Stadı’ndaydım. Alp Yalman’ı, Cüneyt Tanman ile paslaşırken gördüm. İleri ikilide Boliç ve Hooijdonk’u yan yana seyrettim... Orhan Çıkrıkçı hâlâ çabuk ve Ogün ile Abdullah hâlâ futbolcu... Metin Tekin kendiyle kavga ederken, Şifo Mehmet orada bile liderdi... Uğur Tütüneker ile Büyük Savaş’ı oynarken seyretmeyi çok özlemişim. Uche ise hâlâ her savunmanın ortasında oynar... Mustafa Çulcu ve Orhan Erdemir “şovun” parçası olmaktan hiç çekinmediler. Hakemlerin sevimli yüzü idiler o gün... Emeği geçenlere, katılanlara şükran borçluyuz... Zaman gazetesini ve Spor Müdürü Hayri kardeşimi kutluyorum. Günün en güzel golünü de bizim Müdür Sadık Söztutan attı, aramızda kalsın... >> Durmak yasak!.. Top oyununun en sessiz dönemidir dört yılda bir ve Dünya Kupası ertesi yılı. O da bu yaz işte. Avrupa Kupası seneye, Olimpiyat hakeza, Dünya Kupası’na ise üç yıl daha var. Tık yok... Ama bana da durmak yok... Gazetem çok şükür ara verdirmeden devam ettiriyor bu köşeyi ve ben de daha ferah ve dedikodunun tozu ile dumanından uzak yazılar yazabiliyorum. Marmara FM maç sezonuna kadar cumartesi ve pazar günleri iki program istedi. Biri Top Yuvarlaktır ve diğeri de Huysuz ve Tatlı İstanbul adıyla ve Mustafa Göksu ile beraber sürecek... BİKA otomotiv, sadık sponsorum olduğu için “devam” dedi, ben de devam ediyorum. Haaa... “Haydi Maça” maçlarla birlikte Kanal A’da başlayacak. Umarım Kanal 1 bünyesinde de sevgili Gökhan Telkenar ile birlikte içimi dökerim yine bu kış... Yani futbol durdu ama ben gaza bastım... Çok soran var elektronik posta yoluyla, o nedenle bu açıklamaya ihtiyaç duydum... Görüşmek, yazışmak ve duyuşmak dileğiyle... >> Futbol romantik bir oyundur “Ne demek şimdi bu?” dediğinizi duyar gibiyim. Futbolun sadece “istatistik”, sadece verilere dayanan bir oyun olmadığını bir kere daha vurgulamak istiyorum. Bilgisayarı en çok kullanan teknik direktör olarak lanse edilen Ersun Yanal, ilkeli bir duruş gösterdi ve G.Birliği ile anlaşmasını bozdu. İlhan Cavcav futbolun ticaretini en iyi yapan adamdır, Ersun Yanal da sistematiğini... Ancak futbol romantik bir oyundur... Bakın; bilgisayar çok şeyi yapabilir, insan beyninin kullanamadığı 7’de 5’den fazlasını bile kullanabilir. Ancak iki şeyi yapamaz. Beceremez. Birincisi “dindar” olamaz. Çünkü tutkusu ve inancı yoktur. İkincisi “aşık” olamaz. Çünkü tuşa kimin bastığı onu ilgilendirmez! Futbol, anlık şartlara göre oynanan, ezilmiş insanların başkalarının zaferini kendi zaferi imiş gibi yaşaması üzerine kurulu, hataların affedilmesi ile cezalandırılması arasında gidip gelen bir oyundur. Genç yorumcu arkadaşların hiç maç seyretmeden, maçın oynandığı ortamlarda hiç bulunmadan, o insanlarla birebir kontak yapmadan, sadece “istatistik verileri” futbolun anayasası ve kutsal rehberi haline getirmeleri sonucunda, sevgili oyunumuz “playstation” olmaya doğru gidiyor. Ancak kimse içinde kalan son romantik kırıntıları yok edemez... Ersun Yanal veya Mourinho, matematiğe teslim oldukça, mantığı eksiltiyor, sistematik uğruna anlık duygusal patlamaları görmezden geliyor. Bir bilgisayar keşke “aşık” olabilse diyorum, başka da bir şey demiyorum... Bu mudur?.. Budur! >> S-ÖZ FB için: Çerçi kızı boncuğa aşıktır... GS için: Eşeğin canı yanınca, atı bile geçermiş... BJK için: Ergen gözü ile kız alma, gece gözü ile bez alma... TS için: İyi evlat babayı vezir, kötü evlat rezil edermiş... >> POST-İT Şu top alemi çıldırdı. İnşallah yeni sezon daha akil adamların rol aldığı bir sezon haline dönüştürülür. Binlerce gözü dönmüşü bir stada kapatırsanız ve de kontrolsüz bırakırsanız, maazallah altında kalırsınız... Hani: “Deli ile helva yiyeceğine, akıllı ile savaşa girmen yeğdir...” sözünün tam ortasındayız. (Ümit Aktan) >> Olgun insan güzel söz söyleyen değil, söylediğini yapan insanmış. Bundan sonrasının selameti yönetici demeçlerinin zapt-u rapt altına alınmasına bağlıdır.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT