BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Polonyalı Yahudi Suzy Liberman

Polonyalı Yahudi Suzy Liberman

Baskılar artınca malı mülkü satar, Filistin’e yerleşme kararı alırlar. Yol masraflarını Roçild’ler karşılar, onlara ev, iş, iaşe vaadinde bulunurlar.



Yıl: 1333 (1917) Yer Filistin 1. Cihan Harbi fiilen bitmemiştir. Cephelerde tatlı bir sükûnet vardır, yorgun askerler noksanlarını tamamlamaktadırlar. Hava okşayıcı ve lâtif, güneş munis ve müşfiktir. Aylardan nisan mayıs da değildir ama ılık güz rüzgârı gönül yaylarını gevşetiverir. Az ötede Hudeyra köyü zümrüt gibidir, burada Polonyalı Yahudi göçmenleri oturmaktadır, villalardan çiçek kokuları taşar. Doğrusunu isterseniz 8. Cevat Paşa ordusunun sağ cenah gerisine isabet eden köy pek şirindir. Deyin ki Göztepe, Erenköy... Yani o kadar. O gün genç alay yaveri (adını vermeyeceğiz) cins atıyla karargâha gitmektedir. Sarmaşıklı evin balkonunda saçları sapsarı gözleri çap çakır bir kızın kendisini izlediğini fark eder. Gayri ihtiyari döner, bakışırlar. Zikrolunan kız (Suzy) gülümser mi, göz mü kırpar artık ne yaparsa yapar, delikanlının zihninde bir parantez açar. Kuş kapanda! Suzy o günden sonra çiçek toplamak bahanesiyle sık sık kırlara çıkar, yaverin yolunda yeşillenmeye başlar. Ve genç zabit zokayı yutar, “Siz... Burada... Böyle... Yalnız başına...” Kız sözümona utanır, laf arasında adını söyleyip kaçar. Balerin gibi seker, şaşkın subayı çıra gibi yakar. Uzatmayalım ateş bacayı sarar, yaver ile Varşovalı dilber kırda belde buluşurlar Zabitimiz pek saftır, evlenecekleri günlerin hayalini kurar. Müstakbel hanımına İstanbul’dan söz açar. Suzy onu evlerine davet eder, annesi ve babası ile tanıştırır. Yaver kızın elinden çay, kahve derken şarap içmeye başlar. Artık eve rahat girip çıkar, ebeveyninin olmadığı geceler korkmasın diye gelip arkadaşlık yapar. Çok geçmeden karı-koca gibi olurlar, gizlileri saklıları kalmaz. Yaver zaman zaman “acaba çok şey mi anlatıyorum”, dese de Suzy’yi görünce kaygılarını unutur ve ufaktan ufaktan alkole müptela olur. Büyülenmiş gibidir, üzerinde taşıdığı evrakların karıştırıldığını hissetse de tavır koyamaz. Zaten İngilizleri iki defa hezimete uğratmıştırlar, bu saatten sonra çatışma çıkacağını hiiç sanmaz. Halbuki Britanyalılar Gazze-Telli-Şeria hattında büyük taarruza hazırlanmaktadırlar ve Suzy’den aldıkları malumatlar hayli işlerine yarar. Yaver neden sonra kullanıldığını anlar ve hesap sormaya kalkar. Bu kararlı yürüyüş köy sakinlerinin gözünden kaçmaz, o güne kadar onu kapılarda ağırlayan esnaf (ki alayı casusturlar) kafasına bir torba geçirir, boğazına sarılırlar. Nefesi kesilinceye kadar sıkar, cesedi götürüp Tayyibe Köyü çalılıklarına atarlar. Ancak Türkler ansızın kaybolan zabitin peşini bırakmaz, izler dipler, şebekeyi ortaya çıkarırlar. Köyden yirmiye yakın mücrim adaletin pençesine düşer, ki bunların ekseri “Zimmarin”de eğitim almıştırlar. Elebaşları kırtasiyeci Moze’dir, istihbarat akışını ustalıkla sağlar. Yine süt, yoğurt ve portakal satmak bahanesiyle revirlere girip çıkan seyyarların da haber topladıkları ortaya çıkar. Suzy, casus olduğunu saklamaz ancak ısrarla genç zabitin öldürülmesinde rolü olmadığını söyler ve çok ağlar. Sorgu amirine uzun uzadıya hayat hikayesini anlatır, kendisini bu işe iten sebepleri sıralar. İşte size ibretli bir hayat hikayesi. Hani ‘Siyonizm’i tanımak açısından... Suzy Polonya’da Karakov Lisesinde okuduğu yıllarda Vlademir adlı bir gence gönlünü kaptırır. Çocuğa yaklaşmak isterse de “Defol! Pis Yahudi” cevabını alır ve kanı donar. İkinci darbeyi Musevi sandığı fizik hocası Jakovsky’den yer, durduk yere notu kırılır ve hak etmediği hakaretlere uğrar. Tarih hocası Vladislas ise Rus-Japon harbini anlatırken Yahudilere verir veriştirir, Katolik talebeler ona ve Yahudi arkadaşı Alber’e döner, yiyecek gibi bakarlar. O gün Alber’in kafasını taşla yarar, çocuğun yüzünü gözünü kana boyarlar. Hristiyanlar sanki onları böcek gibi ezmek isterler, Suzy korkudan teneffüslere çıkamaz. 1911 yılında baskılar daha da artar, saldırılar sıklaşınca malı mülkü satar, Filistin’e yerleşme kararı alırlar. Yol masraflarını Roçild’ler karşılar, onlara ev, iş, iaşe vaadinde bulunurlar. Avrupa’nın değişik şehirlerinden gelen gruplar Romanya’nın Köstence şehrinde toplanırlar. İsrail’i kuruyor olmanın heyecanı ile hop oturup hop kalkarlar. Kürsüye çıkan çıkana... Nutuklar, nutuklar, nutuklar... Alman plağını çeviriverir, onları Türkler ve Araplar aleyhine kışkırtmaya başlarlar. Soğuk kış günleridir, vapur fırtına yüzünden kalkamaz. Konakladıkları yerde her türlü ihtiyaçları karşılanır, yer, içer, yatarlar. 16 Şubat 1912 günü “hazır olun” emri gelir, Suzy sabaha kadar uyuyamaz. İyice havaya girer, “Goyimler kahrolsun! Vilademir sen de kahrol!” demekten kendini alamaz. “Nor Doyçer Bremen” vapuru, Bükreş Baş Hahamının yaptığı ayinin ardından demir alır. 18 Şubat’ta Boğazdan geçerler, bir hatip Yıldız Sarayını gösterip Abdülhamid Hana lanet okur. “Onu indirmek için az mı uğraştık” der, gençlere Türk düşmanlığı pompalar. Ve Hayfa’da Marmara, Ege, Bahrisefid derken 22 Şubat’ta Hayfa’ya ulaşırlar. Gemi uzakta demir atar, karantina memuru gelir, gider, mutad kontrollerini yapar. Vapurda bir dedikodular başlar. “Efendim, Türkler bizi karaya çıkarmayacaklar...” Organizatörler “ne münasebet” derler, “artık Uniyyon’e Progre (İttihat ve Terakki) iş başında. Onlar bize söz verdiler ve aksini yapamazlar.” Derken Hayfa Hahamı riyasetinde bir heyet vapura çıkar. “Arz-ı Mev’ud’a hoş geldiniz! İşte atalar diyarındasınız. Bir gün buralar yine David’in ve Salamon’un göz kamaştırıcı ihtişamına kavuşacak. Sizler bu büyük idealin müjdecileri ve öncüleri olacaksınız!” şeklinde konuşmalar yaparlar. Sevinçten ağlayanlar, ayılanlar, bayılanlar... Limana şafak sökerken çıkarlar. Kapıda sıra sıra dizilmiş arabalara doluşurlar. Geceyi Ramla kasabasında geçirir ve Roçild’in Filistinlilerden satın alıp kendilerine tahsis ettiği Hudeyra mevkiine ulaşırlar. Bu sefer Kudüs Hahamı başlar: “İsrailoğullarının kahraman öncüleri!.. Aziz ırkdaşlarım!.. Vaad edilmiş topraklar... Nil... Fırat...”
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT