BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Nasıl sağlam kalmışız biz?

Nasıl sağlam kalmışız biz?

Kurallara karşı gelmek “delikanlılık” veya “kahramanlık” sayılır mı? Şayet, Türkiye’de yaşıyorsanız, evet; kahramanlık addedilir bu çirkin davranış! Adam kemer takmıyor, mesela. İnadına yapıyor bunu! Canını kurtaracak belki o kemer ama takmıyor! Hayati öneme haiz bir kuralı yok farz ediyor. Üstüne üstlük bunu böyle yapmakla matah bir şey yapmış gibi havaya giriyor. Ne âlâka ama öyle!..



Kurallara karşı gelmek “delikanlılık” veya “kahramanlık” sayılır mı? Şayet, Türkiye’de yaşıyorsanız, evet; kahramanlık addedilir bu çirkin davranış! Adam kemer takmıyor, mesela. İnadına yapıyor bunu! Canını kurtaracak belki o kemer ama takmıyor! Hayati öneme haiz bir kuralı yok farz ediyor. Üstüne üstlük bunu böyle yapmakla matah bir şey yapmış gibi havaya giriyor. Ne âlâka ama öyle!.. Türkiye’de 8 milyon 500 bin özürlü var. Bu rakamın yüzde 42’sini kaza sonucu sakat kalan kişiler meydana getiriyor; tam 3 milyon 500 bin kişi, yani! Bu sayıları görüp de geriye kalan 5 milyon kişinin doğuştan özürlü olduğunu sanmayın sakın. Doğumdan itibaren başlayan öyle bir yanlışlar zinciri var ki, zincirin uzunluğunu gören insan; özürlülerin çokluğunu unutup bu memlekette sağlam kişinin nasıl kaldığına şaşmaya başlıyor!.. Doğrusu bendeniz de bilmiyordum; Türkiye’nin en ünlü beyin ve sinir cerrahı Prof.Dr. Murat Hancı’yı dinleyince öğrendim bütün bunları. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Nöroşirurji Anabilim Dalı Başkanı Murat Hancı, topluma özürlü insan kazandırmanın daha doğum esnasında başladığını söyledi. Bebek doğumunun 3 dakika içinde gerçekleştirilmesi gerekiyormuş. Göbek bağından teneffüsü kesilen bebeğin bu kadar süre içinde kendi kendine soluk alabilmesi gerekiyormuş çünkü. Şayet, doğum daha uzun bir zaman dilimine sarkarsa, geçen her saniye risk anlamına geliyor. Bebeğin beyin oksijenlenmesi yaşayıp sakat kalma ihtimali yükseliyor o gecikme esnasında. Sorarım size, kaç doğum doktor veya ebe nezaretinde yapılıyor bu ülkede? Zamanında aşı yaptırmanın ne kadar önemli olduğunu da Prof.Dr. Hancı’dan öğrendim. Çocuğun doğduğu gün yapılan testle o çocuğun ne tür bir beslenmeye ihtiyacı olduğu tespit edilebiliyormuş esasında ama dedim ya; kim yapacak bunu?!. Bir insanın beyin gelişimi 9 yaşına kadar sürüyor. Bu süre içinde süt, meyve ve sebze ile beslenmenin yanı sıra bol miktarda protein de almak lazım. Tamam! Akraba evliliği falan çocukların sakat doğmasına neden oluyor ama bunlar devede kulak! 8.5 milyon kişinin özürlü olmasını böyle bir nedene bağlamak; kolaycılığa kaçmaktan öte bir şey değil. Esas neden belli; ihmal cehalet! Hele, alkol ve uyuşturucu kullanmaktan dolayı sakat kalanlar var bir de ki, gün geçtikçe artıyor bunların sayısı. İmtihan... iş... ders gibi şeyleri bahane edip alınan hafıza uyarıcı ilaçlar da öyle. Birkaç kullanmadan sonra müptelası oluyor insan. Belki o anda istenileni veriyor bu tür ilaçlar ama sonuç çok kötü. Bunların yerine zaman planlamasını ve neye öncelik vereceğini öğrense o kişi hem bağımlı olmaktan kurtulur, hem de yapmak istediği işi veya hazırlandığı imtihanı daha bir başarıyla tamamlar fakat bilgisizlik; insanları maalesef bu yola sevk ediyor!.. Altyapı kuruluyor Prof. Dr. Murat Hancı ile yaptığımız sohbet esnasında öyle farklı ve bir o kadar da önemli şeyler öğrendim ki, hangisini sayayım. Eğitim mesela. Çocuğun edebiyat yeteneği var ama ailesi ha bire fizik öğrenmesi için baskı yapıyor. “Çocuğun yeteneği mutlaka dikkate alınmalı ve ona göre eğitim verilmeli” dedi Hancı. Öyle ya, çocuk gazeteci olmak istiyor ama ailesi, “İlla mühendis olacaksın” diye bastırıyor. Sonuç malum. Çocuk ya psikopat oluyor, ya da alkol veya uyuşturucu bağımlısı. Hadi, bunların hiçbiri olmadı diyelim. Silik bir şahsiyet olup çıkıyor o çocuk! Bir ülkede 8.5 milyon özürlü olur da o ülke problemsiz kabul edilebilir mi? Türkiye, özürlüsüne sahip çıkmayan özürlü bir ülke!.. Çocuk yaşta kaza geçiren bir kişi düşünelim bir an için. Bu çocuk okula nasıl gidecek? Hadi bir şekilde okula gidip gelmesi ayarlandı diyelim; eğitimi nasıl olacak o çocuğun? Ona da bir çare bulunmuş olsa dahi iş durumu ne olacak peki? Özürlülerin hiç aralıksız tedavi edilmesi ve tabii eğitilmesi lazım. Bu kişilerin topluma kazandırılması için gayret edilmesi lazım. Kim yapacak bunu? Türkiye’de bazı gönüllü kuruluşların bu konuda çalışması yok değil var ama hepsi lokal. Daha doğrusu lokaldi. Şimdi Özürlüler Vakfı kolları sıvadı ve bu konuyu enine boyuna gündeme getiriyor. 3-9 Aralık 2007 tarihleri arasında İstanbul Harbiye Askeri Müze ve Kültür Sitesi’nde “Özürlüler’07 Kongresi”ni gerçekleştiriyor. Bu kongrede özürlülerin tedavisi, eğitimi ve hukuki hakları enine boyuna tartışılıp karara bağlanacak. Özürlüler Vakfı zaten Anadolu’nun dört bir bucağındaki engellileri İstanbul’daki hastanelere sevk ediyor ve hem tedavilerinde, hem de eğitimlerinde onlara yardımcı oluyordu. Bundan böyle daha bir sistemli ve devamlı olacak bu ilgi ve âlâka.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT