BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Fotoğraf serüvenimiz

Fotoğraf serüvenimiz

19. yüzyılın buluşlarından olan fotoğraf sanatı Osmanlı’da 1842 yılında Mösyö Kompa’nın İstanbul’a gelmesiyle başlar, böylece fotoğraf Osmanlı topraklarına fiilen girer daha sonra Abdullah Biraderler ile zirve yapar.



> İnan Arvas Fotoğraf sanatının Osmanlı’ya girişinin 1842 yıllarına kadar uzandığını söyleyen Dr. Hidayet Nuhoğlu, imparatorluğun son dönemlerine denk düşen fotoğraf sanatının ülke ve saray üzerindeki önemli etkileri olduğunu kaydetti. Ağustos 1839’da Paris’te Daguerreotype’in tanıtılmasının üzerinden çok geçmeden bu buluşun Türkiye’ye geldiğini anlatan Dr. Nuhoğlu, bununla ilgili en eski belgenin 19 Şaban 1255/28 Ekim 1839 tarihli Takvim-i Vekayi’deki yayın olduğunu kaydetti. Fotoğraf kelimesinin 1841’de Türkçe’ye girdiğini söyleyen Dr. Nuhoğlu, “Bu buluş haber ve bilgi olarak Türk kamuoyunda yerini hemen bulmuş ise de fiillen İstanbul’a gelişi üç yıl sonra olmuştu” dedi. 1842’de ülkemize geldi Fotoğrafı ilk olarak Osmanlı sınırları içerisine Mösyö Kompa’nın soktuğunu kaydeden Dr. Nuhoğlu, “Ceride-i Havadis’in 8 Cemaziyelâhir 1258/17 Temmuz 1842 tarihli nüshasında, M. Daguerre’in çıraklarından M.Kompa adında birinin İstanbul’a geldiği, fotoğraf sanatını ücret mukabili teşhir ettiği, isteyenlere öğrettiğini bahseden bir haber ve bir ilân neşredilmişti. Böylece fotoğraf İstanbul’a fiilen gelmişti. Daha önceki devirlerin ressamları gibi, çeşitli milletlerden fotoğrafçılar İstanbul’a gelerek fotoğrafçılığın Osmanlı coğrafyasına yayılmasını sağladı. Mösyö Kompa’dan sonra Gerard de Nerval ve Carlo Naya 1845’te İstanbul’da bir stüdyo açtı ve fotoğrafın tanınmasını sağladılar” dedi. Yeni bir meslek doğdu Kırım savaşıyla birlikte ‘harp fotoğrafçılığı’ gibi yeni bir mesleğin doğduğunu kaydeden Dr. Nuhoğlu, o tarihlerden sonra Batılı fotoğrafçıların yolunun İstanbul’a düşmeye başladığını ve yeni yeni İstanbul ve Anadolu albümlerinin meydana getirildiğini söyledi. 1856’da İstanbul’da profesyonel fotoğrafhanelerin kurulmasının ardından yerli fotoğrafçıların devrinin başladığını kaydeden Dr. Nuhoğlu, “İlk olarak Abdullah Biraderler ve ardından, Abdullah Şükrü adını alacak olan Vichen çalışmalara başladı. İlk fotoğrafçılarımız, İstanbul’daki kültür ve sanat eserleri ile günlük hayatı tesbite çalıştılar. Onların bu teşebbüsleri ilerde Yıldız koleksiyonunun nüvesini hazırlayacaktı” diye konuştu. Ressâm-ı Hazret-i Şehriyârî Abdullah Biraderler’in Osmanlı’da fotoğrafçılığı zirve yapan bir isim olduğunu kaydeden Dr. Nuhoğlu, “Abdullah Biraderler’in çalışmaları sarayca da takdir edilmiş olmalı ki 1863’de “Ressâm-ı Hazret-i Şehriyârî” ünvanı ile devrin padişahı Sultan Abdülaziz’in fotoğrafçılığını üstlendi. Bu ünvanı, Sultan Abdülaziz’den sonra Sultan II. Abdülhamid devrinde bir ara kaybetmişlerse de tekrar elde etti ve bu ünvanın bir imtiyazı olarak fotoğraf kartlarının arkasında, Sultanın tuğrasını da bastırarak kullandı. 1867 Paris Sergisi’ne katılan Abdullah Biraderler’in çalışmaları o denli takdir edildi ki, çok geçmeden milletlerarası şöhrete ulaştı. Abdullah Biraderler’den sonra yetişen fotoğrafçılar da, bu sanatı Osmanlı’nın sosyal ve siyasi hayatının tesbitinde kullandı” diye konuştu.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT