BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ya-pa-maz-sı-nız!

Ya-pa-maz-sı-nız!

Siyaseti bilemem, ama ekonomi palavra kaldırmıyor. İster koalisyon olsun, ister tek parti iktidarı, hiç fark etmez. Sandıktan kim çıkarsa çıksın, ekonomiye ilişkin bazı alanlarda radikal saçmalıklara tevessül edemez. Daha doğrusu, siyaseten ve ekonomik olarak böyle bir bedeli ödeyemez. Diyelim ki, niyeti bozdunuz; biz yaparız, diyorsunuz.



Siyaseti bilemem, ama ekonomi palavra kaldırmıyor. İster koalisyon olsun, ister tek parti iktidarı, hiç fark etmez. Sandıktan kim çıkarsa çıksın, ekonomiye ilişkin bazı alanlarda radikal saçmalıklara tevessül edemez. Daha doğrusu, siyaseten ve ekonomik olarak böyle bir bedeli ödeyemez. Diyelim ki, niyeti bozdunuz; biz yaparız, diyorsunuz. Yaparsanız ne olur? Piyasanın şamarını yersiniz; 1994 ve 2001 krizlerinde olduğu gibi, merkepten düşmüş karpuza dönersiniz. Özetlemek gerekirse, şunları yapamazsınız: > Muhalefetteyken, “Sıcak para, bizi sömürüyor!” edebiyatı ile vaziyeti idare edebilirsiniz. Ne var ki, iktidara gelince, küresel likidite ile kavga edemezsiniz. Küresel likiditede ortaya çıkan dalgalanmaları “Bize ne, bizi ilgilendirmez!” diyerek hafife alamazsınız. > “Kısa vadeli sermaye hareketlerini sınırlayalım, kambiyo serbestisini kaldıralım; ekonomiyi Ağustos 1989 öncesindeki mevzuatla yönetelim” diyemezsiniz. > Her fırsatta eleştirdiğiniz, dalgalı kurdan vazgeçemezsiniz. Türkiye ekonomisinde halen egemen olan, “..büyüme-cari açık-büyüme..” döngüsünü kolaylıkla kıramazsınız; ekonomiyi bir başka büyüme yörüngesine taşıyamazsınız. Cari açığı azaltmak adına, kur rejimiyle oynayamazsınız. > 2001 yılında yapılan değişiklikle birlikte, Merkez Bankası, Hazine’ye ‘kısa vadeli avans’ açamıyor. Yani? Yanisi şu: Hükümetler eskiden olduğu gibi banknot matbaasına kumanda edemiyor. Dolayısıyla; Merkez Bankası’na, geçmişte olduğu gibi kamuyu finanse etme görevi veremezsiniz. > Vaktiyle, koalisyon hükümetleri, kamu bankalarını paylaşırlarken çok çetin pazarlıklar yaparlardı. Kamu bankalarının kredilerini, piyasa şartları dışında, ‘görev zararı’ adı altında kullanarak bir taraftan bütçe açığını küçük gösterir, diğer taraftan popülizme gaz verirlerdi. Şimdilerde bu imkanlar buharlaşmış gözüküyor. > Sosyal güvenlik açıklarını yok sayamazsınız. Sosyal güvenlikte deniz bitmiş durumda. > Ne kadar yara alırsa alsın, Türkiye’nin AB perspektifini çöpe atamazsınız. Gümrük Birliği’nden çıkamazsınız. > IMF’nin, kredi derecelendirme kuruluşlarının ve yabancı yatırım bankalarının ekonomiye ilişkin değerlendirmelerini ve öngörülerini dikkate almadan politika üretemezsiniz. > Ekonomiyi, kronik enflasyon sürecinin içine sokarak, “Enflasyon, büyümenin bedelidir!” mugalatasına sarılamazsınız. > Borç yönetimi açısından, piyasa dışı çözümlere, yani çamura yatma yöntemlerine bel bağlayamazsınız. Borç stokunun çevrilebilir olması ve risk primi üretmemesi için, piyasa çözümünden başka alternatifiniz yoktur. > Ulusal sanayiyi desteklemek, yerli ara mal kullanımını artırmak, ihracatın ithalata olan bağımlığını azaltmak gibi kulağa hoş gelen projeleri, kolaylıkla hayata geçiremezsiniz. *** Yapabilirsiniz.. Peki, krize toslamadan büyümek için ne yapabilirsiniz? Sürdürülebilir bir büyümeyi mümkün kılabilecek faktörler bellidir: > Mali disiplin ve fiyat istikrarı > Özel sektöre dayalı büyüme (ihracatta ve sanayi üretiminde artış) > Finans piyasalarında istikrar, uzayan vadeler ve artan güven > Reel faiz oranlarında azalma > Verimlilik artışı *** Küresel gelişmeleri ıskalamadan yukarıdakileri gerçekleştirmeyi sağlayacak projeleriniz varsa, ülkenizle beraber, siz de köşeyi dönersiniz. Çok sevdiğiniz ülkeniz, palavra değil, icraat bekliyor. Aksi halde, işiniz çok zor!
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT