BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İhtirasların ihtiyaç zannedilmesi

İhtirasların ihtiyaç zannedilmesi

Daha fazla refah, daha cazip konfor ve şartlar sağlayabilme yolunda insanlar, âdetâ birbiriyle rekabet savaşı içine girmişler...



Daha fazla refah, daha cazip konfor ve şartlar sağlayabilme yolunda insanlar, âdetâ birbiriyle rekabet savaşı içine girmişler, bu yarışta öne geçmek için zaman zaman akla hayâle gelmedik acaiplikler sergileyebilmişlerdir. Daha fazla imkân ve rahatlığa kavuşmak insanlar için vazgeçilmez hedefler hâline getirilmiş, kısacası doymak bilmeyen kapris ve ihtiraslara aslî ve vazgeçilmez ihtiyaç gözüyle bakılmaya başlanmıştır. Medeniyet ve teknolojinin gelişip ilerlemesi insanların pek çok maddî zorluk ve sıkıntıları kolaylıkla savuşturabilmeleri yolunda büyük rahatlıklar sağlamıştır. Fakat gelişme sürecine giren sosyal bünyeler, uygarlık ve maddî refah konusunda ilerledikçe bu yüz güldüren oluşumun vaktiyle yokluğu hissedilmeyen pek çok yeni ihtiyacı da beraberinde getirdiği inkâr edilmez bir gerçektir. İlkel toplumların gelişmiş olanlara nisbetle çok daha sınırlı ve az sayıda ihtiyaç kalemi olduğu halde; müreffeh insanların bitip tükenmek bilmeyen sayısız ihtiyaç listeleri onları sürekli bir tasa ve arayış içinde bunaltır durur. Çok ilginçtir ki günümüz insanı bu gâile ve sıkıntılardan öyle fazlaca bir sızlanma içinde değilmiş izlenimi veriyor. Sanki insanlar ardı arkası kesilmeyen ihtiyaçları çalışarak didinerek karşılamaktan değişik bir haz duyuyorlar. HEP DAHA FAZLA Daha fazla refah, daha cazip konfor ve şartlar sağlayabilme yolunda insanlar, âdetâ birbiriyle rekabet savaşı içine girmişler, bu yarışta öne geçmek için zaman zaman akla hayâle gelmedik acaiplikler sergileyebilmişlerdir. Daha fazla imkân ve rahatlığa kavuşmak insanlar için vazgeçilmez hedefler hâline getirilmiş, kısacası doymak bilmeyen kapris ve ihtiraslara aslî ve vazgeçilmez ihtiyaç gözüyle bakılmaya başlanmıştır. Nefsin doyumsuz ve aç gözlü tabiatı insanı kendi dümen suyuna aldıktan sonra artık onu belli bir noktada durdurmak, şöyle veya böyle tatmin edip kanaatin huzur ve sükûn ortamına taşıyabilmek mümkün değildir. Nefs-i emmârenin egemenliğine giren bir insanın gerçek yüzünü Hazreti Peygamber’in (s.a.v.) “İki vâdî dolusu altını olsa insan bir üçüncüsünü ister, fakat yine de gözü doymaz. Onun gözünü ancak (ölünce) toprak doldurur ve doyurur” meâlindeki vecîz ve beliğ ifadeleri bütün açıklığıyla ortaya çıkarmaktadır. Esasında bu ve benzeri hadîs-i şerîfler ve büyüklerin önemli mesajlar yüklü hikmetli sözleri mutlak anlamda insan gerçeğini ana hatlarıyla ortaya koyan âyet-i kerîmelerin bir bakıma farklı ve anlamlı bir yorum ve açıklaması olarak da düşünülebilir. İnsanı Yaradanından daha iyi tanıyan ve tanıtabilecek farklı bir adres aramanın anlamsızlığını ilim ve gerçekçiliği şiâr edilmiş her akıl ve insaf sahibinin hiç tereddüt göstermeden teslîm edeceği âşikârdır. Evet, Kur’ân-ı Kerîm’in önemli tesbîtlerinden öğreniyoruz ki, insanın nefsinden kaynaklanan sayısız istek ve tutkularını onun hırs ve kaprisleri doğrultusunda karşılamak ve böylece onu hedeflediği doyuma ulaştırmak mümkün değildir. Fakat insanın biyolojik ve fizik yapısının nasıl vazgeçilmez bazı ciddî ihtiyaçları varsa onun psikolojik ve sosyolojik anlamda da çok önemli ve hayatî ihtiyaçları vardır. Yeme, içme, üreme, organizmanın patolojik (sağlıksız) durumlarında ilâç ve benzerleriyle tedâvîsi gibi biyolojik ihtiyaçlar yanında sevmek, sevilmek, manevî destek aramak, güven duygusunu vazgeçilmez görmek insanın fedâ edemeyeceği psikolojik ihtiyaçlarıdır. Sosyal dayanışma, tanışma, medenî ve insanî değerler çerçevesinde toplumsal bünyeye uyum sağlayarak topluma huzur ve güç kazandıracak iyi niyetli bir entegrasyona (toplumsal bütünleşmeye) öncülük etmek veya destek sağlamak kişinin önemli sosyolojik ihtiyaçlarındandır. Bütün bu ihtiyaçlar, gelişmiş ileri toplumlarda elbette ki ilkel olanlara bakarak çok daha komplike (karmaşık) ve girifttir. Fakat yukarıdaki tesbîtlere dayalı olarak bu ciddî ihtiyaçları medenî insanın ihtiraslarıyla karıştırmamak gerekir. Kırsal hayatın oldukça sade ve protokolsüz basit şartlarından kentin daha çok masraf ve merasim gerektiren farklı ve ağır şartlarına geçiş yapanlar eğer gerçekten bir sosyo-ekonomik sorumluluk ve gerçeğin sonucu bu değişimi yaşamak zorunda kaldılarsa onlara bu ihtiyaçlarını göğüsleme konusunda kaprislerinin esiri gözüyle bakılmamalıdır. İSRAF EKONOMİSİ Konuyla ilgili örnekleri çeşitli kesimlerin farklı ihtiyaç tezahürlerinden çeşitlemelerle çoğaltabiliriz. Sözgelimi başarılı bir lise öğrencisinin ciddî ve randımanlı bir yüksek öğrenim gerçekleştirebilme amacıyla kasaba veya küçük kentten metropollerde hayat mücadelesi verme zaruretiyle karşılaşmasını da ihtirasların ihtiyaç şeklinde sunuluşu olarak değerlendirmemek lâzımdır. Aslında konuyu böylesine çok yönlü irdelememizin sebebi, toplu değerlendirmelerde kurunun yanında yaşı da yakmamak, insafsız bir genellemeyle birbirinden çok farklı özellik ve karakterdeki kişileri aynı kategoriye dahil ederek hakkaniyet ve insaf ölçülerinin dışına çıkma korkusudur. İnsan için en önemli insanlık görevi adalet, insaf ve hakkaniyet ölçüleri içinde hareket etmenin önem ve ciddiyetini idraktir. Nasâfet (insaflı oluş) kurallarını hiçe sayan insanlarla aynı toplum ve sosyal ortamı paylaşmak vicdanlı kişilerin en büyük ıstırabı olmalıdır. Fakat konunun bir başka vechesi (görünümü) daha vardır ki bizim bugünkü yazımızın başlığıyla tam bir çakışma ve mutabakat hâli sergiliyor. Materyalist ve kapitalist ekonomi anlayışı, sanayi devriminden sonra üretimin en vazgeçilmez dinamiği olan lüks ve fazla tüketimi teşvîk eden bir israf ekonomisi stratejisi geliştirilmiştir. Çok büyük gelişme ve atılım gücü gösteren toplumsal iletişimin de sağladığı reklam ve propaganda sayesinde insanlara aslında ihtiyaçtan sayılmayacak pek çok lüks tüketim malzemesi hayatın vazgeçilmez şartlarıymış gibi empoze edildi. Sanayide üretim çarkını sürekli döndürecek hızlı ve şuursuz tüketim alabildiğine kamçılandı. İnsanlar hiç farkına varmadan maddî imkânlarının elverdiği ölçülerin çok ötesinde külfet ve borçlanmalara imza attılar. Bu, toplumda hem bir lüzumsuz rekabet, hem de sıkıntı ve açmazlarla dolu bir sosyo-ekonomik kaosun talihsiz gelişmesini başlatmış oldu. Bu kaotik ortamdan kurtulmanın reçetesi, yasa ve töre dışı yollarda ahlâk ve dürüstlük dışı hattâ kanun, devlet ve insanlık düşmanı teşebbüslerde arandı. Allah, Peygamber, ahlâk, insanlık, yasa ve göreneklere saygılı, inançlı insanların her ihtiras ve aşırı tutkuya kesin nokta koyan ölüm gerçeğini kalplere huzur veren ezelî bir gerçek olarak sindirmelerinden öteye başka bir kurtuluş yolu görünmeyen bu kapris istîlâsının tahripkâr te’sîrlerinden Cenâb-ı Hak bizi ve milletimizi bir bütün olarak muhafaza etsin!
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT