BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hazreti Mevlana, incinmiyor mu?

Hazreti Mevlana, incinmiyor mu?

Görmediğimizden bu yana Konya çok değişmiş, Konya tertemiz, pırıl pırıl. İstanbul’da Bursa’da Edirne’de nasıl ki Osmanlı ile iç içe yaşıyorsanız Konya’da da Selçukluyla berabersiniz. Şehir yeşile bürünmüş. Halka ne zamandan beri böyle olduğunu soruyoruz. “Son başkanla şehir çok gelişti” diyorlar. Çalışkan bir belediye reisi olan Tahir Akyürek tebrike layık.



Görmediğimizden bu yana Konya çok değişmiş, Konya tertemiz, pırıl pırıl. İstanbul’da Bursa’da Edirne’de nasıl ki Osmanlı ile iç içe yaşıyorsanız Konya’da da Selçukluyla berabersiniz. Şehir yeşile bürünmüş. Halka ne zamandan beri böyle olduğunu soruyoruz. “Son başkanla şehir çok gelişti” diyorlar. Çalışkan bir belediye reisi olan Tahir Akyürek tebrike layık. Konya güzeldi, çok daha bir güzel olmuş. Modernleşme şehrin mânevî iklimiyle buluşunca bir huzur beldesi haline gelmiş. Bu hal insanlarına da sirayet etmiş vaziyette. Terbiyeyi, saygıyı hemen fark ediyorsunuz. Ucuzluksa hayret edilecek ölçüde. Siz bu mutluluk veren ruh halleri içindeyken bir ziyaretle keyfiniz kaçıyor. Konya, denince hemen Mevlana Celaleddini Rumi Hazretleri akla gelir. Daha başka büyükler de var... Şeyh Sadreddini Konevi Hazretleri. Mevlananın Hocası Şemsi Tebrizi Hazretleri gibi. Ayrıca Alaaddin Tepesinde 8 asırdır ayakta duran aynı adlı cami, müzeler, tarihi eserler birer şaheser. İlk ziyaretimizi şehrin mânevî sultanı Mevlana’ya yapıyoruz. İlk hoşlanmadığımız manzarayla kapıda karşılaştık. Burası bir türbe, bir başka ifadeyle kabir. Bir türbenin, kabrin kapısına “müze” yazarak ziyaretçileri parayla kabul etmek bize çok ters geldi. Bakanlığın buradan kaç paralık geliri var ki buna tevessül veya tenezzül edilmiş? Üstelik orası aynı zamanda cami de... Bu dediğimizden daha kötüsü var... Cami, türbe ve kabristan olan bir mekânda ne lazımdır? Bu soruyu dünyanın neresinde sorsanız alacağınız cevap tektir: -Edeb!... Herkes kendi dilinde bunu söyler. Dünyanın hiçbir memleketinde bir mâbede, ulu bilinen bir mezara şortla, göğüs-bağır açık, plaj kıyafetiyle gidilemez. Hatta uzağa gitmeye lüzum yok, bizde Hazreti Meryem’e izafe edilen mekânlara haydi bakalım bu şekilde bir girmeye kalkışın bakalım neler oluyor? Peki, Mevlana’ya bu saygısızlık neden? “Ne olursan ol gel!” dediği için mi? Olur mu öyle şey? Bir büyüğün hoş görüsü düşüncesizliğe meydan veremez. Böyle kutsal yerlerin kapısında hususi kıyafetler vardır. Ziyaretçiler, bunu giyer, gezer ve çıkarlar. Hadise bu kadar basit. Aksi, o zatı hafife almaktır. Bu da sevenlerine azap olur. Eskiden dergâhların kapısında “edeb ya hu!” diye yazarmış. Şimdi o yazılar yok diye edebi böylesine ihmal etmek fevkalade mahzurludur. Hazreti Mevlana’nın kabrinde incitildiğine inanıyoruz. Mevlana yılında Mevlana’yı incitmek bir paradokstur. Derli-toplu bir tedbire herkes hürmet eder. Bakanlık buna tez elden çare bulmalı. Parayla girişi de kaldırmalıdır. Konuyu değiştirelim, dedik ya şehir, insana bir hoş duygular yaşatıyor, şu ara Mevlana vecizeleri, Konya caddelerine asılı afişlerde bir yüzüğün taşı gibi ışıl ışıl. Onlardan biri size de çok şey diyecektir: -Diken, gülün anasıdır.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT