BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kahraman; öfkesini yenendir

Kahraman; öfkesini yenendir

Sen, kimin koluna girdin de; “Bak buraya basarsan patlarsın, çünkü mayın döşeli... Bak şu yöne gidersen vurulursun, çünkü atış menziline girersin... Bak şu hareketi yaparsan yanlış olur, çünkü savaşın da kuralları var” dedin? Savaşan adamın koluna girmek için; savaş yerinde olmak lazımdır... Savaşan adamın koluna girmek; onun savaşının haklı veya haksız olduğuna hükmetmek değil, başına gelecek olanlardan dolayı ona acımaktır...



Sen, kimin koluna girdin de; “Bak buraya basarsan patlarsın, çünkü mayın döşeli... Bak şu yöne gidersen vurulursun, çünkü atış menziline girersin... Bak şu hareketi yaparsan yanlış olur, çünkü savaşın da kuralları var” dedin? Savaşan adamın koluna girmek için; savaş yerinde olmak lazımdır... Savaşan adamın koluna girmek; onun savaşının haklı veya haksız olduğuna hükmetmek değil, başına gelecek olanlardan dolayı ona acımaktır... * Öfkeyle soluyan boğa; dünyayı devireceğini sanır, boynuzlarıyla... Fakat kovaladığı; iki metrelik bezdir! Al sana sonuç: Tek darbelik canın varmış, kükremene değdi mi? * Denizin kuralları vardır, toprağın kuralları vardır, havanın kuralları vardır... Mektebin, caddenin, çarşının, pazarın kuralları vardır... Buyur; sen de herkes gibi uy bunlara... Zaten ya uyacaksın veya tek başına kalacaksın! * Matador; katil, demek... Fakat sen matadora “katil” diye bağıramazsın! Şimdi istediğin kadar, “genç boğalara örnek oldum” de, götürüldüğün mezbaha yolunda... Sen, kendi hatanı yaptın ve herkes kendi hatasına yapacak; herkes kendi kuyusuna düşecek! Keşke bunca tecrübeden dersler alınabilse... * Kolundaki eli hatırla; arena kapısından kaç kere döndüğünü hatırla... Değdi mi? Burnundan hışımla çıkan soluğun yerdeki tozları uçuruyordu; boynuzların kırmızı bir pelerini kovalarken... Asıl rakibi görmemekte inat etmen, kimsenin suçu değil! Yel değirmenlerine kılıcını sapladın veya saplamadın, neye yarar? * İşte, ensenden yüreğine yediğin tek darbe; sonun oldu! Hani öfkeli hışlamaların şimdi? Hani sivriliğine güvendiğin boynuzların? Hani toprağı eşeleyen tırnakların?.. Sen, kudurmuş halde ve kör gibi saldırdıkça “oleee” çeken seyirciler; arenayı yıkarlardı, eğer sen “saldırmaktan vazgeçtikten sonra” şişlenseydin!.. * Ne olurdu uyansaydın?.. Ne olurdu kuyruğunu yakalamaya çalışan bir yavru mahluk gibi, arkası boş bir paçavrayı kovalayıp durmasaydın? Ne olurdu kulakların işitmeyi bilseydi?.. Ne olurdu?.. Kuyruğunu kovalayan adam, bakar ki sonunda; ..avucunda kendisi var! ..... Ne kadar ince bir nokta bu, incecik... Ama hayat gibi önemli!.. * Sonunda gördün: İşte, bu arenada hayatın bitti! Ayaklarının üzerinde, yürüyerek çıkma şansın vardı buradan; artık yok! İşte, kuyruğundan çekilerek çıkarıldın, kan revân içinde!.. * İnanma artık, senin savaşını alkışlayanlara; ..az sonra hepsi kalkıp gidecek! Anla artık... Ve taraftar arama: Yazık ettin kendine; taytay duruyorsun diye alkışlanıyorsan; 5 aylık isen sevineceksin, 50 yıllıksan değil!.. * Şimdi sen; düşman zannettiklerine bir de “dost” gözüyle bak... Acaba neler göreceksin! En büyük düşman, içindeydi senin; hani o pohpohlanırken duyduğun, uydurulmuş sıfatın içinde! ..... Nefsinin, öfkeyle ayağa kaldırdığı adam; Oturamaz yerine, bacağı kırılmadan!..
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT