BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kahramancılık oynamak

Kahramancılık oynamak

Adam hasta... Komada... Cihazlara bağlı halde can çekişmekte... Fakat sövmekte... Kime? Kendi fişini elinde bulundurana! Onun haline acıyıp, durumunu hastalığına verip, söylediklerini duymazdan gelenlerin sükûnetini ise kendi haklılığına saymakta...



Adam hasta... Komada... Cihazlara bağlı halde can çekişmekte... Fakat sövmekte... Kime? Kendi fişini elinde bulundurana! Onun haline acıyıp, durumunu hastalığına verip, söylediklerini duymazdan gelenlerin sükûnetini ise kendi haklılığına saymakta... ..... Kapının dışından duyulan sesler, kimden çıkıyorsa, haklı o mudur? Aferin’lere bakar mısınız: “Vay canına, adam kimlere savaş açmış; ne kadar haklı olduğunu düşünün?” * Adam, ev sahibi... Unutmuşuz... Kendi mekânının kapısını açmış bize, buyur etmiş bizi başköşeye... Umursamıyoruz... Yiyip, içip, semirip; sonra da geğirip geğirip sövmekteyiz işlerine! ..... Kapının dışından duyulan sesler, kimden çıkıyorsa, o mu haklıdır? Bravo’lara bakar mısınız: “Vay canına, adamın canı ne kadar yanmış; mülkün sahibine bile posta koymakta!” * Adamın elinde bir tahta kılıç, gördüğü kedinin peşine takılmış, yetişebildiği dalın yaprağına hücum etmiş!.. “Ey bulutlaar; erkekseniz inin aşağı, boynunuzu uçuracağım!..” ..... Hâlbuki kahramancılık oynamasaydı... Hâlbuki sussaydı, hâlbuki günün ve gecenin her saati kulis yapmaya çalışmasaydı, hâlbuki ayda birkaç kere konuşsaydı, dinlenirdi. Hem de pür dikkat... * Yazmak; çuvala kum doldurmak, değildir kürekle... Bu, amelelerin işi! Yazar; sahilde dolaşan ve emsalsiz taşları gözleyen, bulunmaz kabukları fark eden insandır... Sanat; en çok bakılmak, en fazla duyulmak, sürekli konuşulmak demek olsaydı, acaba kimlere ve nelere “sanatçı” deme hafifliğine düşerdik? * Kimse benim “her gün yaz” diyerek, tepeme vurmuyor... Yazıyor, tekrar okuyor, yarın birine okutuyor, yayına gönderiyorum... Şimdi, ben de kalkıp; gecenin bilmem kaçında, uyuşmuş kafayla yazdıklarımı şu duvara çaksam ve bunlar adına dünyayı ateşe vermeye kalksam, reva mı?.. Yazık olmaz mı yazarlık sıfatını gerçekten hak etmiş olanlara?.. ..... Helal olsun’lara bakar mısınız: “Vay canına, adamın azmine bakın; günlük notları için bile ortaya kelle koymakta!” * Şimdi, şunları öğrendim ki artık... Samimi olmam lazım: Gündüzleri önünde boyun büktüğüm insanların, gece yarıları ardından kükremek hiç bir şey kazandırmaz adama... Dürüst olmam lazım: Kiralık zurnacılar ve davulcular; bugün benim için öttürürlerken zurnalarını, yarın ayaklarına bastığım an başkaları için vurabilirler tokmaklarını... Akıllı olmam lazım: İnsanlar bu gün övdüklerine yarın sövebilirler... Öyleyse insanların şakşaklarına göre değil, idealime göre söylemem, yazmam lazım... Vefalı olmam lazım: Sahibini ısıran köpeğin kendine sahip bulamaması gibi; misafir alındığım odaya pislersem, başka oda bulamayacağımı bilmem lazım! Bilmem lazım: Sanat kiloyla ölçülmez, metreyle ölçülmez, sayıyla ölçülmez... Her gün fındık kadar bir yumurta yapacak diye yedi mahalleyi velveleye veren tavuklara benzemektense; en loş köşede ve sessiz sedasız bir küheylan doğuran kısraklara benzemek lazım!.. * Tarihe geçmenin çeşitli yolları vardır. Şunu öğrendim artık: Ardından gelecek açıklamalara göre, bazen bir ismin unutulması; hatırlanılmasından iyidir!
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT