BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Gerçek efsane Kırkpınar

Gerçek efsane Kırkpınar

Buna ermeydanı derler, bunda söz olmaz, Çifte yürekli erler şahin gelir cihane, Ele, bile, dile ihanet olmaz, Okurlar fermanı imanım kıyarlar cane.



Buna ermeydanı derler, bunda söz olmaz, Çifte yürekli erler şahin gelir cihane, Ele, bile, dile ihanet olmaz, Okurlar fermanı imanım kıyarlar cane. 29 Haziran Cuma günü, alperenler meydanı Kırkpınar’da 646. defa davullar vuracak, amma, o davulların ne söylediğinden ne Kırkpınar’a gelenlerin, ne Kırkpınar’ı yazanların, ne de er meydanında güreşenlerin haberi olacak. Ermeydanına çıkan pehlivanlar, bir vatan ediniş destanını, sahip olduğumuz güzelliklerin korunması için maddi ve manevi güçlü olmanın misalleştirilmesini canlandıracaklar ama, ne yaptıklarını, neyi temsil ettiklerini, pehlivanlığın ne manaya geldiğini bilmeden. Peşrev çıkaracaklar ama peşrevin ne anlattığını, Türkistan’dan Avrupa’ya akışı temsil ettiğini bilmeden. Bugüne kadar Kırkpınar’ı, (Kırkpınar ve Spor Geleneğimiz, Alperenler Geleneği Kırkpınar, Alperenlerinin Kızlelması Kırkpınar, 700. Yılında Osmanlı ve Kırkpınar, Gerçek Efsane Kırkpınar, Atina Olimpiyatları ve Kırkpınar, Günümüzün Spor Anlayışı ve Kırkpınar, Yesiden Kırkpınar’a, Vatan Ediniş Destanı Kırkpınar) gibi değişik yönleriyle inceledik. Bu sene de Kırkpınar anlayışının güce, kuvvete, nasıl anlam verdiğini anlatmak istiyoruz. Son yıllarda, sporda, özellikle de futbolda şiddet inanılmaz bir tırmanış gösterdi. Şiddet, “Ben”, “Ben haklıyım”, “Her şey benim için.” anlayışın, kısacası, egosunu, nefsini ilah bilişinin sonucudur. Bu sebepten bu sene Kırkpınar’ı “646. Kırkpınar ve galibiyette mağlubiyeti aramak” başlığı altında vermek istiyoruz. Kırkpınar, Türkoğlu, Avrupa’yı vatan edinirken doğmuştur, Türkoğlunun, Avrupa’yı vatan ediniş destanı, sahip bulunulan güzelliklerin elden çıkmaması için maddi-manevi güçlü olmanın ifadesi, bilek ile gönlü en güzel idealler yolunda kaynaştırmış alperenlerin yadigârıdır. Yesi’den Kırkpınar’a Peşrevle, Türkoğlunun, Türkistan’dan Anadolu’ya Anadolu’dan da Avrupa’ya akışı canlandırılmakta, peşrevle, Türkün sembolleri olan kurdun atılışı, okun uçuşu, atın şahlanışı, kartalın süzülüşü temsil edilmektedir. Biz, bu vatan edinişin canlandırılması, Kıkpınar’ın yalnızca Edirne’ye sıkıştırılmaması için “Yesi’den (Türkistan’dan) Kırpınar’a” projesini teklif etmiştik. Bu projeyle, Yesi’den, Ahmet Yesevi hazretlerinin kabrinden toprak alınacak, daha sonra Ankara’da Hacı Bayram’ın, Bektaş’ta Hacı Bektaş Veli’nin, Söğüt’te Ertuğrul Gazi’nin, Bursa’da Osman Gazi’nin, Çardak’ta Salcı Baba’nın, Bolayır’da Şehzade Süleyman’nın, Keşan’da Paşayiğit’in, Babaeski’de Sarı Saltuk’un kabirlerinden alınan topraklar, Kırkpınar’ın başlangıç gününde, Kırkpınar er meydanına serpilecekti. Gelibolu’nun fetih gününde, alınan topraklarla birlikte Rumeli’ye geçiş canlandırılacaktı. Yağlı Güreş Federasyonu tarafından kutlama programına alınan bu proje, federasyonun lağvedilmesiyle hayata geçememişti. Geçen sene bunu, Trakya Üniversitesi’ndeki Kırkpınar Sempozyumu’nda tebliğ olarak sunduk. Bazıları, Kırkpınar’ın doğuşunu ve tarihçesini yalnızca efsaneden ibaret diyerek küçümsüyorlar. Doğru, Kırkpınar bir efsane, ancak nasıl bir efsane. Eğer, tarihçiden, etnografyacıdan edebiyatçıya ve folklorcüye bilim adamlarını bir araya getirsek ve onların senelerce çalışmalarını isteyerek, bir Kırkpınar efsanesi sipariş etseydik, bu kadar mükemmel ve tarihi, coğrafi gerçeklerle bu kadar uyuşan, Türk milli vicdanına bu kadar yakışan bir Kırkpınar efsanesi düşünemezlerdi. Ali ile Selim’in hatırasına Kırkpınar efsanesi, tarihi ve coğrafi gerçeklerle tamamen uyum içinde ve tarihi gerçeğin, binlerce yılda oluşan milli vicdanda yoğrulmasıyla doğan bir efsanedir. Efsanenin doğmasına vesile olan tarihi şahsiyetlere ve efsanenin geçtiği zaman dilimine bakalım. Efsanenin doğmasına vesile olan Orhanoğlu Şehzade Süleyman ve silah arkadaşları alperenlerin ve efsanenin yaşandığı tarih konusunda hiçbir ihtilaf yoktur. Efsaneye kısaca göz atalım. 1354 yılında, Şehzade Süleyman ve arkadaşları sal ile Rumeli’ye (Avrupa’ya) geçmişler. Fetihlerde buluna bulana bugün Yunanistan topraklarında kalan Ortaköy’e bağlı ve Arda boyunda yer alan Simovina civarına geldiklerinde, daha önce yenişemeyen Ali ile Selim ismindeki iki alperen tekrar güreş tutarlar. Güreş esansında vefat ederler. Güreşmekten maksatları, savaşa hazırlık olduğu için arkadaşları tarafından şehit kabul edilirler ve vefat ettikleri yere defnedilirler. İki alperenin üstünlüklerini ispatlamak için güreşirken öldüklerini söylemek, onların birbirlerinin katili kabul etmektir. Arkadaşları fetihten döndüklerinde, Ali ile Selim’in mezarları başında kırk pınarın doğduğunu görürler. Buraya Kırklar Pınarı derler. Söylene söylene Kırkpınar şekline döner. 1361 yılında Edirne’nin fethedilmesinden sonra burada Ali ile Selim’in hatırasına güreşler yapılmağa başlanır ve bu şekilde Kırkpınar doğar. Efsanenin geçtiği coğrafyaya ve efsanede ismi geçenlere bir göz atalım. Bu mekanları, bizzat gezerek, coğrafi ve tarihi hakikatler ile efsanenin nasıl koyun koyuna olduğunu tespit ettim. Çanakkale-Lapseki-Çardak’ta Salbaş mevkii vardır. Burası, Şehzade Süleyman’ın Rumeli’ye geçtiği salların besmeleyle inşa edildiği yerdir. Ve burada, salları inşa eden salcıların piri Salcı Baba’nın kabri vardır. Bu kabir, bugün hemen hemen yok olmak üzeredir. Salcı Baba’nın kabrinin bulunduğu Salbaş mevkiinde, Çanakkale Boğazı’ndan Avrupa yakasına doğru bir yol uzanmakta ve bunun ucunda hilal şeklinde bir adacık vardır. Çardak’ta görün Bu yol, Deli Kızıl Sultan’ın kum saçarak meydana getirdiği yoldur. Bu yol bugün de Çardak’tan Çanakkale Boğazı’nın içine doğru uzanmaktadır. Deli Kızıl Sultan kimdir ve bu yol nasıl meydana gelmiştir? Kısaca göz atalım: Kırkpınar’ın doğmasına vesile olan Şehzade Süleyman ve kırk alperen arkadaşı, Rumeli’ne geçmek üzere sala binerlerken, o yörede Deli Kızıl Sultan diye bilinen meczup kişi gelir ve kendisini de sala almalarını isterler. Kabul etmeyip yola devam ederler. Bir müddet sonra duydukları gürültüyle dönerler. Bir de bakarlar ki, Deli Kızıl Sultan, kucağına kum doldurmuş, kumları saçıyor, kumları saçtığında kara ilerliyor. Meczubu sala almazlarsa, Boğaz’ın kapanacağından endişe ederler, “Gel bre deli, sen sala alınmayı hak ettin” derler. Bunu duyan meczup, sevinçle kucağında kalan kumları saçar, hilal şeklinde bir kara meydana gelir. Deli Kızıl Sultan’ın saçtığı kabul edilen kumlar, şifalı kabul edilmekte ve bu sebeple Osmanlılar zamanından beri her yıl, bu kumlarda 26 Ağustos’ta Kum Günü yapılmakta, yağlı güreşler organize edilmektedir. Çardak ve Bolayır’daki Kırkpınar’ın efsanevi izlerini defalarca ziyaret edip yerinde gördüm. Efsanenin çoğrafya ve tarihle nasıl koyun koyuna olduğuna şahit oldum. > Devamı Var
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT