BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Teamül ne diyor

Teamül ne diyor

Meclis, kendisini önümüzdeki iki yıl yönetecek başkanını arıyor.



Meclis, kendisini önümüzdeki iki yıl yönetecek başkanını arıyor. Kanunlarımıza göre, partiler aday gösteremiyor. Dileyen milletvekili, şahsen Meclis Başkanlığı’na müracaatta bulunuyor. Partiler, herhangi bir adayı destekleme konusunda karar alamıyor. Oylama gizli yapılıyor ve ilk iki turda, Meclis Başkanı seçilebilmek için 376 oy gerekiyor. 3. turda 276, 4. turda ise, en çok oy alan iki adayın katılımıyla yapılan oylamada rakibini geçen Meclis Başkanı seçiliyor. İstisnası olmakla beraber (Geçen dönemki Meclis Başkanı, Meclis’in en küçük grubundan seçilmişti), teamül gereği Başkan, Meclis’te en çok sandalyeye sahip partiden oluyordu. Oluyordu diyoruz çünkü; 82 Anayasası’ndan önce, partiler aday gösterebiliyor ve grup kararı alabiliyorlardı. Yeni Anayasa ve İçtüzük, bu hükümleri kaldırarak, şahsi müracaatları esas aldı ve yukarıdaki yeni usûlleri benimsedi. Özellikle 91 seçimlerinden sonra siyasî istikrarı kaybedip koalisyonlar dönemine giren ülkemizde, alışılagelmiş, adet olan bu teamüle pek uyulamamıştır. 18 Nisan seçimlerinden sonraki Meclis aritmetiğine baktığımızda, yine istikrarsızlık ve dağınık bir tablo ile karşılaşıyoruz. Bu seçimler sonucunda millet, iki partiye teveccüh etmiş (DSP-MHP), diğer dört partiyi ise cezalandırmıştır. (FP, ANAP, DYP ve CHP) Şu anda parlamentomuz, bir yanda Başkan arayışını sürdürürken, diğer yanda da hükümetin kurulabilmesi için çalışıyor. Tabii, bu tablodan en az üç partili bir koalisyon hükümetinin dışında bir şey beklenemiyor. Meclis’te tek bir sol parti var; aldığı oy oranı yüzde 22.. Bu partinin Genel Başkanı Bülent Ecevit, hükümeti kurmak üzere görevlendirilmiş.. DSP’nin Genel Başkanı ve parti sözcüleri, Başbakanlıkla yetinmeyerek, Meclis Başkanlığını da istiyor ve bunun teamül gereği olduğunu belirtiyorlar. Acaba öyle mi? Bize göre, mevcut kanunlar ve İç Tüzük hükümleri, teamüle son veriyor. Zira, Başkan adaylarını, parti mensubu olarak değil, fert olarak ele alıyor. Ve yine başkan adaylarına partilerin değil, milletvekillerinin teveccühünü öngörüyor. Buradaki espri, Başkan olacak şahsın olabildiğince parti kimliğinden sıyrılıp, bağımsız ve bağlantısız olmasını sağlamaktır. Bu arada, Meclis Başkanlığı seçimini, kurulacak hükümet için pazarlık konusu yapmak isteyen siyasî davranış ve beyanatlar gözden kaçmıyor: Yok, Bülent Ecevit görevi iade edecek, koalisyonun olmazsa olmaz şartı, kesintisiz eğitimin sürdürülmesi ve eğitim kurumlarındaki başörtüsü yasağının devam ettirilmesi, pişmanlık kanununun bir an önce çıkarılması gibi, MHP’yi sıkıştırıp taviz vermesi beklenen davranışlar hiç hoş değil. MHP, neden böylesine yüksek oy aldı? Milletin, MHP’den beklentisi nedir? MHP her hal ve şartta iktidar olmak zorunda mıdır? Bu suallere yarınki makalemizde cevap arayacağız. İlla ki, teamül diye tutturulursa, o zaman da işin sahibine yani, millete milletin temayülüne kulak vermek lazımdır. Millet, yüzde 30’la sol partilere oy vermişken, yüzde 60’la da sağdaki partilere oy vermiştir. O halde, Meclis Başkanlığı bu sağ partilerden en çok oyu alanın adayının hakkı olması icabeder. Bu da mümtaz şahsiyeti ile Sadi Somuncuoğlu’dur. Ayın 20’sindeki son tur oylamada göreceğiz, yanılıp yanılmadığımızı... Ve ona göre yorumumuzu tekrar yapacağız.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT