BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Konya’nın ruhuna işleyen veli Mevlânâ

Konya’nın ruhuna işleyen veli Mevlânâ

Konya Hititleri, Frigleri, Persleri görür. Bizans’a mekân, Selçuklu’ya başkent olur. Ancak 6000 yıllık tarihinde Celâleddîn Rûmi Hazretleri kadar iz bırakanı yoktur. Bu şehirde nereye bakarsanız onu görürsünüz. Mevlânâ garajı, Mevlânâ pasajı, Mevlânâ oteli, Mevlânâ şekeri...



Celâleddîn Rûmi marifetler âleminin yabancısı değildir. Zira o, Sultan-ül ûlema Behâeddin Veled Hazretlerinin oğludur ve kendini bildi bileli velilerledir. Mevlânâ henüz ufacıkken evlerinin damına çekilir, kendini zikre verir. Önce diliyle başlar, sonra kalbiyle katılır. Gün gelir kanı damarlarına “Allah, Allah” diye diye yayılır. Daima huzurda olduğunu bilir ve edebsizlikten çok çekinir. Bir gün akranları “şu damdan, şu dama kim atlayabilir?” diye iddialaşırlar. Mübarek dudak büker, “bu işi en iyi kediler yapar” der, “iş o ki, insan semavata uça, melekût âlemiyle tanışa!” Birden ayakları yerden kesilir ve bulutlar arasında kaybolur. Çocuklar bağırış çığırış Behâeddin Veled Hazretleri’ne koşarlar. Babası yetiştiğinde Celâleddin çoktan dönmüştür. “Neler oluyor?” diye soranlara “hiiiç” der, “sadece melekler âlemini dolaştırdılar, o kadar.” Ama sırrını annesine açar, “eğer babamın muhabbeti olmasa” der, “inan dönmezdim dünyaya.” Hasılı o daha 5 yaşındayken melekleri görür ve ricali gayb ile görüşür. HER BİRİ AYRI DERYA Mevlânâ Hazretleri elbette mübârek babasından çok şey kazanır. Dahası Nişabur’da Ferîdüddin-i Attar, Şam’da Mûhyiddin-i Arabi Hazretlerinin halkalarına katılır. Nice veliden ilim imbikler. Sonra Bağdat Mustansıriyye Medreseleri’nde düzenli bir tedristen geçer. Ardından Harameyn’e gider. Mekkeyi Mükerreme ve Medine-i Münevvere’de bulunmaz sohbetler dinler. Derken Lârende’ye (Karaman’a) gelir. Burada Lâlâ Semerkândi, Sâdrettin-i Konevi ve Evhadüddin-i Kirmani gibi zirvelerin dizi dibine oturur, hazinelere mâlik olur. Sadece Seyyid Burhaneddin’de 9 yıl okur. Ancak hepsi de Tebrizli Şems’i işaret ederler. Zira sırlara açılan kapının anahtarı ondadır. TEBRİZLİ ŞEMS Şems, yanık bir Hakk aşığıdır. Daha küçük yaşlarda mânevi hallerle tanışır. Allah ve Resulüne öylesine sevdalıdır ki kırk gün yemek yemese aklına gelmez. Allah-ü teâlâ bu temiz aşığın karşısına ehil hocalar çıkarır. Ebû Bekr-i Kirmani ve Baba Kemâl Cündi gibi ele geçmez mürşidlerin elinde yetişir. Medrese arkadaşları hâllerini nefis şiirlerle dile getirirler. Ancak Şems çok sessizdir. Bir gün Baba Kemâl Hazretleri onu kenara çeker. “Ey Şems!” der, “Sana da esrâr ve hâkikatlerden nasip olan bir şeyler olmalı!” Tebrizli Şems boynunu büker “Var elbet” der, “var ama ben anlatamam ki.” Baba Kemâl Hazretleri “Allah sana öyle bir arkadaş ihsan etsin ki” diye dua buyurur, “hallerine tercüman olsun!” İşte Şems-i Tebrizi diyar diyar dolaşır, arkadaşını arar. Ama her geçtiği yerde nurlu izler bırakır. Belki de ona bu yüzden “Uçan Güneş” derler. Kimbilir? BULUŞMA Mevlânâ Hazretleri hakiminden hademesine bütün Konya ile hemhâl olur. Gündüzlerini vââzla geçirir, geceleri talebe yetiştirir. Vezirler etrafında dolaşır, sultanlar akıl danışırlar. İşte Mevlânâ sevenleriyle Konya sokaklarını dolaştığı günlerden birinde Şems Hazretleri’ne rastlar. “Bu ne nurlu yüz, bu ne mânâlı bakış” demeye kalmaz, göz göze gelirler. Şems-i Tebrizi Mevlânâ’nın atının dizginlerini tutar ve tesavvufa dâir bir incelik sorar. Aldığı cevap öylesine doyurucu ve öylesine sanatlıdır ki kendinden geçer. Cevabı kendi de bilir ama mantık silsilesi ve ifade berraklığı hayranlık vericidir. Eğer dağarcığın-dakilerin hepsi böyle seslen-dirilebilse muhteşem bir rehber olur dervişlere. İşte o günden sonra hiç ayrılmazlar. Başbaşa verip sırlardan söyleşirler. Mevlânâ Hazretleri Şems-i Tebrizi’den aldıklarıyla dolar dolar taşar. Bir volkan gibi coşar. İlahi aşk üzerine çok yanık beytler yazar. Artık ne talebeleri umurundadır, ne sohbet müdavimleri. Gözüne Sultan bile görünmez. Bu iki aşığın yanına sadece Mevlânâ’nın oğlu (Sultan Veled) girer. Sevenleri bir fırsatını bulup Mevlânâ’ya sorarlar: “Aşk aşk diyorsun, nedir bu?” Cevap hoştur: “Benim gibi ol, anla!” Kendi silahıyla Mevlânâ Hazretleri’ne felsefe ile uğraşan birileri gelir. Mübarek bakar delillerden, senetlerden anlamıyorlar, onları Şems-i Tebrizi’ye yollar. İnkârcılar içlerinden birini sözcü yaparlar. Bu kendinden başkasını dinlemeyen gürültücünün tekidir. Önce “Allah var diyorsunuz ama gösteremiyorsunuz” diye sırıtır, sonra “O ki şeytan ateşten yaratıldı, ona cehennem neylesin. Hiç ateş ateşe azab edebilir mi?” diye alay eder. Üçüncü sorusu daha acaibtir “Madem ahirette herkes hakkını alacak, öyleyse insanlara karışmayın. Hiç değilse dünyada serbest bırakın da istediklerini yapsınlar!” Şems Hazretleri cevap bile vermez. Yerden aldığı kerpici adamın kafasında paralar. Ortalık birden karışır. İş kadıya intikal eder. Mübarek “Ben sadece cevap verdim” buyurur. Sorarlar “İyi ama bu nasıl cevap?” Büyük veli güler, “bir kere başının acıdığı ne mâlum” der, “buyursun ağrısını göstersin. Hem o ki ateş ateşe azab edemiyor, toprak toprağa neylesin. Az evvel ‘bırakın insanları, ne istiyorlarsa yapsınlar’ demiyor muydu, izni veren kendisi, istediğimi yaptım.” DEVAM EDECEK
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 94831
    % -0.62
  • 5.776
    % -0.25
  • 6.5746
    % -0.08
  • 7.3372
    % -0.24
  • 262.412
    % -1.06
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT